<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-5687918667431347774</id><updated>2011-04-21T19:23:56.746-07:00</updated><title type='text'>Sansürle Suçlanan Ertuğrul Timur Sansür Edildi</title><subtitle type='html'>Eski TİYATROM sitesinin editörü Ertuğrul Timur, sansür iddiasıyla karşı karşıya kalınca, tarafların çeşitlendiği bir tartışma yaşandı. Suçlamayı yapan Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz'ın sitelerinde Ertuğrul Timur'un yazılarını ört bas etme ve sonrasında açık sansür uygulamaları yapıldı. Ertuğrul Timur tiyatrocuların da tanıklık edeceği bir tartışma ortamında sansür suçlamasının ele alınmasını önerdi. Büktel ve Bulunmaz, Ertuğrul Timur'un katılıma açık toplantı önerisini reddettiler.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://iatp-g.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://iatp-g.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>İATP-G</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11330321003142631907</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>33</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5687918667431347774.post-689765325710691487</id><published>2009-04-08T09:45:00.000-07:00</published><updated>2009-04-08T09:49:20.158-07:00</updated><title type='text'>Coşkun Büktel'e Yanıt: “Belgeler Mehmet Atak’ın iddialarının aksini göstermektedir.”</title><content type='html'>&lt;div id="lyrAll"&gt; &lt;div class="clearfix" id="lyrMain"&gt; &lt;div class="clearfix" id="mainContent"&gt; &lt;div class="cntUnit"&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;A. Ertuğrul Timur - 3 Nisan 2009&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İzleyenlere sözüm yok, ama açık ve net söylüyorum ki geçmişteki birkaç  istisna video dışında ben Hilmi Bulunmaz’ın videolarını izlemiyorum.  İzle-ye-miyorum da. Hele ki şimdilerde 70 dakika, 120 dakika 240 dakika (4saat)  gibi sürelere ulaşmışken istemsem dahi izleyemem asla 4 saatlik bir zaman  dilimim yok oturup video izleyebilecek. İşim belli, 24 saatim belli. Bu 24 saat  içerisinde aralıksız 4 saat değil 60-70 dakika ayırmak benim için olanaksız.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ayrıca benim işimin yarısı zaten bütün gün video montajı yapmak olduğu için  akşama dek onlarca aksiyonel ve nitelikli video montajından sonra bir yada  birkaç adamın kamera karşısında durağan konuşması iyice çekilmez olacaktır.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir de bu videolar internet üzerine yüklenmiş Flash dosyalar olduğu için  çekip ara ara izleyeyim derseniz bir hayli zahmetli bir iş hele ki böyle uzun  videoları çekip aviye dönüştürüp saklamak, saklasanız bile izleyecek zaman  bulmak çok zor. Değişik zaman dilimlerinde ara ara internet üzerinden izleyeyim  de diyemiyorsunuz çünkü ortadan başlatma gibi şansınız yok her defasında baştan  yüklenip yavaş yavaş ilerlemektedir.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu nedenle ben bu videoları izlemediğim gibi benim yazılı beyanlarıma videolu  yanıtları da esasen kabul etmiyorum. Hem hiç kimse bu kadar zaman dilimini cevap  alacak mıyım diye ayırmaya mecbur değildir, hem de asla sayfa üzerinde çarçabuk  okunan sayfaların ulaştığı kişi sayısı ile videoları izleyen kişi sayısı asla  aynı olamaz. (Kaldı ki videoların nasıl reyting yaptığını da ispatladım bu  nedenle izlendi gözükenlerden çok çok azının baştan sona tamamını izlediği ve  gerçek kitleye ulaşmadığı da aşikardır.) Bu durumda da Hilmi Bulunmaz video ile  bana yanıt vermiş olsa da bu kendisine de haksızlıktır zira yazılı bir konu bin  kişiye ulaşıyorsa videodaki yanıt 100 kişiye bile ulaşmıyor dolaysıyla 900 kişi  Hilmi Bulunmaz’ın bana yanıt vermediğini düşünmeye devam edecektir.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu kez de Hilmi Bulunmaz değil Coşkun Büktel bana video üzerinden yanıt  vermiş. Tabii bu yanıtı da verilmemiş sayıyorum. Zira yeterince açık ve net  değildir. Sanıyorum 240 dakikalık (4 saat) bir videoda herhalde aralıklarla  birkaç dakikalık bana yanıt vermiştir. “miş”li konuşuyorum çünkü izlemedim ve  izleyemem de. Fakat Mustafa Demirkanlı kendisine yönelik bir hakaret olup  olmadığını merak edip büyükçe bir kısmını izlemiş ve hatırladıkları kadarıyla  bana aktardı.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Esasen videolara yanıt vermeyi reddediyor videoyla verilmiş yanıtları da  kabul etmiyorum fakat bu kez bana aktarıldığı kadarıyla Coşkun Büktel’e bazı  yanıtlar vereceğim. Bu 4 saatlik videoyu izlemekle kalmayıp olduğu gibi kağıda  deşifre edip buna göre bir yanıt yazmak herhalde kimseden beklenemez, bu nedenle  bana hatırlandığı kadarıyla, ana hatlarıyla aktarılmıştır ben de bu aktarıldığı  kadarıyla yanıtlamış olacağım, coşkun Büktel’in itirazı yada eklemesi olursa  lütfen -yazıyla- belirtsin ben de gerekli ekleme yada düzeltmeleri yapayım.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Coşkun Büktel nihayet Mehmet Atak konusuna video kaydında yanıt vermiş.  (Bunun dışında bana yönelik bir bölüm var mıdır bilemiyorum) Coşkun Büktel bana  yanıt verirken dört hususu öne çıkarmış  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;1- Ertuğrul Timur belge olarak kendisine Milliyet, Hürriyet gibi gazete  haberlerini dayanak yapıyor, iyi de bu onu temize çıkarmıyor onlar da bu hatayı  yapmış demek onu temize çıkarmaz  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;2- Bu iddia benim değil Mehmet Atak’ın iddiasıdır. Ben zaten “mış” şeklinde  yazdım  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;3- Ben onun sansürcülüğünü zaten ispatlamışım bu düzeltmesine yer versem ne  olur vermesem ne olur  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;4- Ümran İnceoğlu’nun Timur’la tanışıklığını biliyorduk, bu nedenle zaten  onun karşı çıkacağını aklımıza getirdik, soyadını da eksik yazmış, vb. türü  (aşağıda açacağım)  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şimdi sırayla ve olabildiğince net yanıtlar vermeye çalışayım. Net kelimesini  özellikle çiziyorum çünkü aslında zaten bunlar ya yanıt istemeyecek denli net ya  da zaten tarafımdan yazılmış konulardı. Bunları Ömer F. Kurhan anlayabilmişse,  Mustafa Demirkanlı anlayabilmişse, Coşkun Büktel’in de anlayacak kapasitede  olduğunu zannediyordum ama bir kez daha ve sadeleştirerek anlatalım.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;1- Öncelikle, Coşkun Büktel okuduğunu anlamamış çünkü Hürriyet, Milliyet,  NTV-MSNBC, Zaman gibi gazetelerle ben aynı dönemde aynı şeyi yazmamışız bu  nedenle de bakın onlar da bu hatayı yapmış gibi bir şey demiyorum. O gazeteler  ve 2 yıl önce yani olay yaşanırken bunu böyle haber yapmış diyorum, biri Mehmet  Atak’ın yakın arkadaşı olmak üzere 3 sanat yazarı da bu proje konsepti Mehmet  Atak’la birlikte Sibel Aslan’ın yazmış diyorum, bu haberleri ve yazıları basına  ileten basın bültenleri de Goethe Enstitü ve İBBŞT tarafından basına verilmiş  diyorum. Ve bu etkinlik sıcağı sıcağına yaşanırken hem bütün gazeteler, biri  Mehmet Atak’ın arkadaşı 3 sanat yazarı ve bu projenin ev sahibi 2 önemli kurum  bu proje Sibel ve Mehmet’in demiş ve Mehmet Atak’da biri arkadaşı olan tümü  ulusal ve en çok okunan gazetelerin haberi olan ve de olayın sahibi kurumların  basın açıklamalarına Mehmet Atak itiraz etmemiş diyorum. Bu kadar haber, yazı  basın bildirisi ne o günlerde nede aradan geçen 7 yılda itiraz edilmemişse o  halde bu etkinliğin Sibel Aslan Yeşilay ve Mehmet Atak’ın konsepti olduğunun  tescilidir diyorum. Bu etkinlik bu gazetelerde ve biri Mehmet Atak’ın arkadaşı  üç yazarca böyle tescil edilirken Mehmet Atak itiraz etmemiş 2 yıl sonra sadece  tiyatroma bu nedenle itiraz etmişse bu inandırıcı değildir diyorum. Kaldı ki o  iki yılın ardından da tiyatromda yer aldığı ve Mehmet Atak’ın yanlış olduğunu  iddia ettiği haber de yine başka yayınlarda ve gazetelerde yer almış ve Mehmet  Atak bunların da hiç birine itiraz etmemiş diyorum. Ancak ne yapmış? 7 yıl sonra  Coşkun Büktel’e demiş ki ben o projenin tek sahibiydim Ertuğrul kamuoyuna yanlış  bilgi verdi demiş. Eh Sayın Coşkun Büktel en azından siz aklıselim bir ağabey  olarak bu belgelerden sonra bir telefon açıp “Sevgili kardeşim Mehmet, sen bize  bu projenin tek sahibiyim diyorsun ama bak bütün gazeteler yazmış, senin  arkadaşın Sevin Okyay yazmış, projeyi yapan 2 önemli kurum basın bültenini böyle  hazırlamış sen o zaman bunlara itiraz etmiş miydin? Madem proje sadece senindi  neden itiraz etmedin kardeşim? Bizi de yanıltıp zor durumda bırakıyorsun? Bak  Sibel hala proje benimdi diyor sitesinde ona söyleyecek bir lafın yok mu? Şahit  diye yazdığın kişi de tersini söylemiş yalanlamayacak mısın? Ya da 7 yıl sonra  mı yalanlayacaksın sevgili kardeşim Mehmet?” diye sormaz mı? Tabii Mehmet Atak’ı  bulabilirse zira artık ortaya koyduğum somut belgelerden ve sorulardan sonra  kayboldu (Hayır yurtdışında değil daha dün akşam bana yine mahkum çocuklar  üzerine mail yollamış ama bu konudan kaçındığı bellidir.) Mehmet Atak hem yayın  yoluyla hem mail yoluyla ona yanıtımı ilettiğim halde bugün çıkıp bana ve  yazdıklarıma itiraz etmiyorsa zaten yanlış beyanda bulunduğunu yanıltıcı  açıklamalar yaptığını kabul etmiş olmuyor mu? Bakın bir sanatçıyı rencide  etmemek için yalan kelimesinden ısrarla kaçınmaya çalışıyorum ama buradan da  başka bir sonuç çıkmıyor. Ama artık bu ortaya serilince Mehmet Atak kendisini  savunamazken siz hem onun iddiası ben mişli yazdım deyip hem de hala ağzınızda  gevelediğiniz laflarla ama o gazetelerin de yanlış yazması aynı hataları yapması  Ertuğrul’un hatalarını hafifletmez ki türü bir savunmada bulunuyormuşsunuz.  Mehmet Atak çıksın desin ki evet hepsi yalan yazmıştı, Hürriyet’de, Milliyet’de,  Zaman’da, hatta benim arkadaşım Sevin Okyay’da yalan yazmıştı. Şehir Tiyatroları  basın bürosu da, Goethe Enstitü de yalan yazmıştı. Tümününki yalandı ben hiç  birini görmedim Sibel’in hala bunu savunduğunu da görmedim, Ertuğrul linkini  verse de yine de görmüyorum ben sadece bir tek Ertuğrul’un yazdığını gördüm  desin ya da tümünü yalanladım zaten desin… diyebiliyor mu? O diyemiyor, o inkar  edemiyor, o kendini aklayamıyor ama siz 3 tane genci karşınıza oturtup videoda  canım onların da yanlış yazması Ertuğrul’un yanlışına mazeret mi tarzı  konuşabiliyormuşsunuz. Bravo ne diyeyim. Mişli haberinizin kraldan çok  kralcısısınız o halde. Yalanın avukatlığını yapıyorsunuz hala.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;2- İddia Mehmet Atak’ın iddiasıdır ama Mehmet Atak bu iddiayı sizin sitenizde  yayınlamıştır. O halde ortaya yeni bulgular konulmuşsa ve siz miş le de olsa bir  iddiayı yayınlamışsanız o halde bu yayınladığınız iddialarla okurunuzun  yanıltılma ihtimaline karşı yanıtı ve yeni bulguları da yayınlamalıydınız. Bunu  benim için değil okura saygınızdan yapmalıydınız. Bakın bu iddia bizim  sayfalarımızda dile getirildi ama karşılığında da şu bulgular ya da iddialar  gündeme getirildi biz bunu da size veriyoruz hangisini ne kadar inandırıcı  buluyorsanız karar sizindir denilmeliydi. Diğer bütün sansürlerinizi görmezden  gelsek bile bu çok açık çok net ve düpedüz bir sansürdür. Bana değil okurların  doğru bilgilenme hakkına sansürdür.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;3- İkinci maddede yanıtını verdim. Ama yineleyeyim. Öncelikle siz hiçbir şeyi  ispatlamış değilsiniz. Ben açık ve net şekilde sadece Hilmi Bulunmaz’ın küfürlü  yazısına yer vermediğimi zaten açıkladım. Sizin yazılmamış yazınızı  sansürlediğim iddianız zaten yazılmamış olmayan yazının sansürlenmesi iddiası  komik olsa da o konuda yazdığınız yazınızı sitenizden aynen aldım ve yayınladım  siz de sitenizin adını yazmadığım eleştirinize rağmen bunu olumlu bulduğunuzu  belirttiniz. Aradan aylar geçince sanki ben sizin yanıtınızı yayınlamamışım  havasında konuyu siz ve Feridun Çetinkaya gündeme getiriyorsunuz bu da bir nevi  yalancılıktır. Kaldı ki diyelim ki başka konularda benim sansürcülüğümü  gerçekten ispatlamış olunuz. Bu Mehmet Atak konusunu görmezden gelmenize sebep  olamaz. Diyelim ki ben yalancıyım, sansürcüyüm bana saygınız yok bu nedenle de  benim düzeltme hakkıma saygınız yok peki ama okurunuz ne olacak? Okurunuzun ne  suçu var da dezenformasyonla, Mehmet Atak’ın yanlış bilgilendirmesiyle kalacak?  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;4- Evet Ümran İnceoğlu ve eşi Eftal Gülbudak benim tiyatro dünyasında en  tutarlı, en çalışkan, en değerli dostlarımdandır. Fakat bu bir mahkemeye  benzetilirse bu şahidi dinlenmek üzere çağıran, şahit gösteren ben değilim  Mehmet Atak idi. Ve kendi iddialarına kanıt olarak şahit demişti. Ümran  İnceoğlu’nun şahitliği iki nedenle önemlidir. Birincisi Mehmet Atak öncelikle  kendisini bu yayınlardan haberdar eden, tiyatrom’dan haberdar eden kişi olarak  ve şahitlikte ilk sırada saydığı için, ikincisi Ümran İnceoğlu ihtilaflı olan  Mehmet Atak ve Sibel Aslan’dan sonra bu projede yetkili olarak bulunan üçüncü  isimdir (diğerleri oyuncu olarak yer almıştır) Hem bu nedenle en önemli şahittir  hem de ben diğerlerini tanımadığım için ulaşmam zordu belki yanıt alacak belki  alamayacaktım ama Ümran’ı tanıdığım için bana bir telefon uzaklığındaydı  dolaysıyla önce konunun asıl muhatabı Sibel Aslan Yeşilay ile sonra ikinci  dereceden muhatabı Ümran ile sonra üçüncü dereceden tanıklar oyuncularla  bağlantı kurmayı denedim.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ümran İnce – İnceoğlu konusu ise Ümran kendisi de bazı kayıtlı olduğu  yerlerde İnce soyadını kullanır (belki bazı sabit form alanlarına uzun  geldiğindendir) bazı yerlerde ise İnceoğlu’nu kullanır, benim telefonumda da  İnce olarak kayıtlıdır. Fakat buradan bir kıvırma ve suçlama payı çıkarmışsınız  ve soyadını yanlış kullandığımı belki de Ümran’ın aslında hiç şahitlik  yapmadığını ya da benim internet aramalarında gözden kaçırmak için özellikle  yanlış kullandığımı ima etmişsiniz. İşte iki türlü de yazıyorum içiniz rahat  olsun:  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;ÜMRAN İNCE  &lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;Hemen ertesi gün Ümran İnce ile bağlantı kurarak ve kendisinin de şahit  gösterildiğini belirtip konuyu sorduğumda oldukça şaşırtıcı bir yanıt aldım.  &lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;"O proje Sibel'in projesiydi, Mehmet Atak sadece rejilerini yaptı." &lt;/i&gt; &lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;Bu durumda Mehmet Atak'ın şahitlerin şehadetini almadan ve görüşlerini  sormadan projede yer alan herkesin adını sıradan saydığı anlaşılmaktadır. Yani  şahit var diye kadroyu bize şahit diye sıralarken şahidi kendisini  yalanlıyordu...  &lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;Böylece Mehmet Atak'ın öne sürdüğü ve Coşkun Büktel'in de üstüne basa basa  vurguladığı şahitler konusunun da bir balon olduğu ortaya çıkmıştır. Mehmet Atak  tarafından en başta sıralanmış Ümran İnce bakın ne yanıt verdi:  &lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Ertuğrulcuğum Merhaba,  &lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Ben konsept Mehmet Atak'a ait demiş olamam, çünkü okuma tiyatrosu Sibel'in  projesiydi. Zaten okunan oyunlar da Sibel'in çevirileri. Mehmet sadece  rejilerini yaptı.  &lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Mehmet'e bu konuda değil de ibşt'den stajyer kadrodan çıkarılması konusunda  yazılanlar hakkında tiyatrom.com'u takip etmesini söylemiş ya da yazmak istediği  varsa oraya yazabileceğini söylemiş olduğum yönünde hatırladıklarım var. O  dönemde Mehmet'e destek verenler, vermeyenler vardı ve sanırım tiyatrom.com'a da  taşınmıştı bunlar.&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;ÜMRAN İNCEOĞLU  &lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;Hemen ertesi gün Ümran İnce ile bağlantı kurarak ve kendisinin de şahit  gösterildiğini belirtip konuyu sorduğumda oldukça şaşırtıcı bir yanıt aldım.  &lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;"O proje Sibel'in projesiydi, Mehmet Atak sadece rejilerini yaptı." &lt;/i&gt; &lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;Bu durumda Mehmet Atak'ın şahitlerin şehadetini almadan ve görüşlerini  sormadan projede yer alan herkesin adını sıradan saydığı anlaşılmaktadır. Yani  şahit var diye kadroyu bize şahit diye sıralarken şahidi kendisini  yalanlıyordu...  &lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;Böylece Mehmet Atak'ın öne sürdüğü ve Coşkun Büktel'in de üstüne basa basa  vurguladığı şahitler konusunun da bir balon olduğu ortaya çıkmıştır. Mehmet Atak  tarafından en başta sıralanmış Ümran İnce bakın ne yanıt verdi:  &lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Ertuğrulcuğum Merhaba,  &lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Ben konsept Mehmet Atak'a ait demiş olamam, çünkü okuma tiyatrosu Sibel'in  projesiydi. Zaten okunan oyunlar da Sibel'in çevirileri. Mehmet sadece  rejilerini yaptı.  &lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Mehmet'e bu konuda değil de ibşt'den stajyer kadrodan çıkarılması konusunda  yazılanlar hakkında tiyatrom.com'u takip etmesini söylemiş ya da yazmak istediği  varsa oraya yazabileceğini söylemiş olduğum yönünde hatırladıklarım var. O  dönemde Mehmet'e destek verenler, vermeyenler vardı ve sanırım tiyatrom.com'a da  taşınmıştı bunlar.&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Böylece bu iddianızın yersizliğini sanırım anlamış olursunuz, artık her 2  türlü de yer bulacaktır. Ayrıca sitelerini işgal etmemek için artık Tiyatro  Dergisi portalı ve İATP-G ye çoğu yazımı iletmiyordum ama oralarda yanlış yer  alıyor dememeniz için onlara bu yanıtımı yayınlamalarını özellikle rica ederek  yollayacağımdan da emin olabilirsiniz.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve yine ayrıca elbette ki internetten yayınlamayacağım ama dilediğiniz an  Ümran İnceoğlu’nun telefonunu verebilirim ve diliyorsanız kulaklarınızla da  duyarsınız. Kulaklarınıza da sorun bulursanız ya da tam konuşurken cep  telefonunuzun şarjı biterse ve siz de şarj etmenin dışında telefondan  anlamıyorsanız bir gün rica ederim ve Ümran İnceoğlu nu alır size getiririm.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;AYRICA ŞAHİT OLDUĞU KONUYU HATIRLAMAYAN 2 ŞAHİT DAHA SONRADAN BENİMLE  BAĞLANTI KURDU SIRASI GELMİŞKEN ONLARI DA EKLEYEYİM  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mehmet Atak’ın kendisine şahit olarak sunduğu 22 isim acaba kendisine ne  kadar şahitti? Çünkü Mehmet Atak şahadetlerini alarak şahitlerini değil kadroyu  size sıralayıp şahit diye yutturmuştu. Ümran hariç hiç birini tanımadığım halde  en az yarısıyla bağlantı kurmak için girişimde bulundum sadece (Ümran hariç) iki  kişi geri döndü. Bunlar Eray Kahya ve Esin Umulu’dur.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Esin Umulu görev aldığını Mehmet Atak’ın yönettiğini, Sibel Aslan’ın  çevirisini yaptığını hatırladığını belirtti fakat konsept tasarım konusunda bir  şahitlik yapamadı.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eray Kahya ise:&lt;i&gt; “İletişimin büyük kısmını Sibel kuruyordu, büyük ihtimalle  onun konsepti olsa gerek, gerçi Mehmet'le de tanışıyorlardı; belki Mehmet  projenin ŞT de gerçekleşmesine katkı sağlamıştır. Ama çok net  hatırlamıyorum.”&lt;/i&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Görüldüğü gibi Mehmet Atak tarafından sıralanan 22 isim şahit falan değildir  sadece o etkinliğin kadrosudur. Bir çoğu belki konsept tasarım kime aitti  farkında bile değildi ya da o zaman farkında olsa da bugün hatırlayıp  yanıtlayamıyordu. Şahitlik böyle mi olur? Siz bugün Theope kimin eseriydi diye  sorsak “öyle bir oyundan söz edildiğini duymuştum ama kimindi hatırlayamıyorum”  diyeni şahit diye sıralama angutluğu gösterir misiniz? Net kesin emin cevap  vereceğine inandığınız şahidiniz varsa sıralarsınız değil mi? Diğer başvurduğum  on kadar şahit ise ya hiç hatırlayamadığından ya konuya dahil (şahit) olmak  istemediğinden cevap bile vermediler. Alabiliyorsanız siz deneyin. Ya da hadi  işte sırası geldi Mehmet Atak şahitlerine başvurup temize çıkarsın kendini!  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sayın Coşkun Büktel bir kez daha yineliyorum.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mehmet Atak bir sanatçıdır yalan söyledi asla demek istemiyorum ama sizi  kullanarak kamuoyuna yaydığı iddialarının hiçbir inandırıcılığı yoktur ve zaten  kendini de savunamamıştır.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Belgeler Mehmet Atak’ın iddialarının aksini göstermektedir.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şahit diye sundukları ya şahit bile olmaktan kaçınmakta, ya hatırlamamakta ya  da tersini söylemektedir.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Buna rağmen siz hiç olmazsa bu konuda benim için değil okurlarınızı doğru  bilgilendirmek ve bir yanıltıcı kişiye alet olmuş olmamak adına karşı belgelere  de yer vermeliydiniz. Hadi bunu yapmadınız videolarla hala kendini savunmaktan  aciz kalan birini laf kalabalığı, laf cambazlığı ile savunuyorsunuz. Lütfen  kendinize geliniz bunlar internet tüm dünyada çökene kadar yayında kalacak.  İnanın hiç olmazsa “Evet bu kez yayınladığım bu iddiaların doğruluğu konusunda  karşı kanıtlar ortaya çıkmıştır” deyip okurlarınızı aydınlatınız ve tarihe de  yanlış geçmemiş olunuz. &lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5687918667431347774-689765325710691487?l=iatp-g.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/689765325710691487'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/689765325710691487'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://iatp-g.blogspot.com/2009/04/coskun-buktele-yant-belgeler-mehmet.html' title='Coşkun Büktel&apos;e Yanıt: “Belgeler Mehmet Atak’ın iddialarının aksini göstermektedir.”'/><author><name>İATP-G</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11330321003142631907</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5687918667431347774.post-8046220893725477430</id><published>2009-03-31T10:17:00.000-07:00</published><updated>2009-03-31T10:19:54.528-07:00</updated><title type='text'>Coşkun Büktel, Çıplaksın ve Üstelik Sen Kral Değilsin!</title><content type='html'>&lt;div id="lyrAll"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="clearfix" id="lyrMain"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="clearfix" id="mainContent"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="cntUnit"&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;A. Ertuğrul TİMUR - 28 Mart 2009&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;KOMEDİ GİBİ BİR GERÇEK : COŞKUN BÜKTEL HİLMİ BULUNMAZ’I SANSÜRLEDİ” &lt;/b&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Coşkun Büktel şirretlik olarak da adlandırılan ve insanlara karşı küstahça  tutumuyla yıldırmayı ve bu küstahlıktan onları kaçırmayı başardığı için  kendisini ve savlarını kesin doğru gibi görüyor ve yansıtıyordu. İnsanların onun  bu küstah ve mantık dışı tutumunun karşısında onu ve iddialarını dikkate almama  tercihini kendi galibiyetine ve haklılığına yoruyordu.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Fakat en nihayetinde birinin Coşkun Büktel’in kulağına “Sen çıplaksın ve  üstelik de kral falan değilsin” diye bağırması gerekiyordu ve bu görev de yine  bana düştü.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Doğrusu ya ortalıkta muzaffer komutan edasında dolaşan Coşkun Büktel’in  süngüsünü indirmek sandığımdan da çok daha kolay oldu. Kendi yarattığı efsanesi  tuz buz olup yere çalınırken Büktel ve müritleri de çaresizce son  debelenmelerini yaşadı.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;İnsanları ismimi ve ismini vermeden suçlamam vecizesini(!) yedi yaladı yuttu.  Oysa bir özdeyiş der ki : Aptallar kişilerle, orta zekadakiler olaylarla,  zekiler ise kuramlarla ilgilenir, tartışır. Coşkun Büktel daha en baştan birinci  merhaleyi yani kişilerle uğraşmayı kendine tarz olarak seçerken zeka seviyesini  mi sergilemişti yoksa işine böylesi mi gelmişti bilemiyorum ve Coşkun Büktel’in  zekası üzerine hakaret sanılabilecek yorumlar yapmaktan da kaçınıyorum zira  hakaret benim tarzım değildir. (Hak edene bile!)  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Coşkun Büktel’in iflas eden diğer iddiası ise başkalarını dezonformasyonla  suçlaması idi ki Mehmet Atak olayıyla bugüne dek tiyatro dünyasında gelmiş  geçmiş en büyük dezenformasyona alet olduğunu en aptal birinin bile anlayacağı  şekilde ortaya serdik ama Coşkun Büktel (benden değil) okurlarından özür  dileyerek “Aldatılmışım, dezenformasyona neden olmuşum, Mehmet Atak’ın iddiaları  doğru olmadığı gibi beyanları da gerçek dışıymış” yazamadı.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Neden?  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Coşkun Büktel en aptalların bile anlayabileceği belgeleri anlayamayacak kadar  aptal mıdır? Hayır yine Coşkun Büktel’in zekası üzerine yorum yazmayacağım çünkü  hakaret benim tarzım değildir bu yorumu okuyanlara bırakıp bunu da geçiyorum.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Yine Coşkun Büktel “belge belge” diye tuttururken belge diye sakladığı video  kaydının aslında kendini haklı değil haksız çıkardığını gayet iyi biliyor olsa  gerek ki yıllarca bunu yayınlamadı. Ancak sevgili rakibi Burak Caney bulup  ortaya çıkarınca yayınlamak zorunda kaldı. Böylece de belge var dediği video  kaydının belge değil zırva olduğu, haklılığını değil yanıltmacı yayıncılığını  sergilediği de ortaya çıktı.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Kaldı ki video kaydı dünyanın hiçbir yerinde tek başına delil sayılmazken  Coşkun Büktel bu video yada şahitlerle mahkemeye gitmek yerine gizleyip tehdit  aracı gibi kullanmayı seçmişti. Neden? Acaba Coşkun Büktel elindeki video  kaydının hiçbir şeyi ispatlamadığının farkında değil miydi? Yada bunu bir belge  zannedecek kadar aptal mıydı? Hayır, hayır yine bu paragrafta da ben Coşkun  Büktel’in zekası üzerine yorum yapmayacağım kararı da yorumu da okuyanlara  bırakacağım.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Ve kendi mızıldanmalarına yer vermeyenleri, yada müritlerinin küfürlü  sinkaflı hakaretlerine yer vermeyeni sansürcülükle suçlayan Coşkun Büktel’in  aslında sansür konusu üstünde bu kadar dururken sanırım bir gün biri çıkıp ona  “Sen çıplaksın ve üstelik kral da değilsin” deyince nasıl sansürcü olabileceğini  hesaplayamamıştı. Acaba Coşkun Büktel despot kimliğinin, işine gelmeyince  sansürcü hatta faşist damarının farkında değil miydi bunca yaşına dek?  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Hayır hayır Coşkun Büktel başarılı bir yazar olmayabilir, eserleri ödüller  almış, tiyatrolarda sahnelenmiş olmayabilir ama aptal olduğunu gerçekten ve tüm  kalbimle söyleyeyim ki hiç ama hiç sanmıyorum. O aptal değildir, onun tek sorunu  insanların aptal olduğunu sanmasıdır.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Çünkü  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;insanları ismini vererek suçlayınca isimlerini verdiği için kesin kendisini  haklı göreceklerini sanmaktadır. Öyle ya insanlar aptaldı sırf isim verdin diye  demek ki sen haklısın sanacak.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Dezenformasyonu için özür dilese Coşkun Büktel gibi hırslı ve mağrur birine  yakışmayacaktı o halde bir daha o konuya hiç değinmeyip bu yanlış bilgilerle  okurlarını bırakabilirdi çünkü okurlarının aptal yerine konulmuş olması umurunda  değildi, önemli olan kendi mağrur gururu idi.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Elimde tartışmasız belge var diye yaygara yapmasının etkili olacağını ve  insanların fazla kafa yormadan ve videoyu izleme gereği duymadan Özdemir  Nutku’yu suçlayacağını sanıyordu insanları aptal sanıyordu ya…  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Sansürcülük yaparken de yine insanları aptal zannedecekti insanlar  okumayacak, kendisine “sen çıplaksın üstelik kral da değilsin” denilmesini  gözlerden saklayabilecek sanıyordu. Çöp kutusu formülünün aptal yerine koyduğu  insanlara yutturabileceğini ve sansürcülüğünü gizleyebileceğini sanıyordu.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Kendi seviyelerine yakın bir dil ve yöntem kullanan Burak Caney’in kendisini  rezil etmek için kullandığı dansözlü fotomontajları öne çıkarırsa bizi bertaraf  edeceğini, somut soruları gözlerden kaçırabileceğini zannetmesi de aptallığından  değil insanları aptal sanmasındandı.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;İşin en garibi ise Coşkun Büktel insanları aptal yerine koyarken şartlı  refleks yaratıyor ve iddialarını “En aptalların bile anlayacağı dille yazılmış”  türünde ibarelerle yayınlıyordu. Oysa ki onu gerçekten sadece ve sadece en  aptallar anlamış olmalıydı ki sadece ve sadece 2-3 kişi yanında yer almıştı.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Efendim Coşkun Büktel nihayet birisi çıkıp da “Sen çıplaksın ve üstelik de  kral mral değilsin üstelik de rezilin tekisin” deyince ve bunu ortaya serince  kalakaldı. Ne satır satır, ne paragraf paragraf ne kabaca yanıt veremedi.  Aptallar için yazılmış dizisinde kullandığı kaleminin tiyatro kamuoyunda işe  yaramaması ile şaşakaldı. Ama yine de insanları aptal yerine koymaktan ve yine  bir kez daha aldatabileceğini zannetmekten geri duramıyor.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bunun son örneğini de dün akşam (26.3.2009) gördük.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Coşkun Büktel Tiyatrom’un bugüne kadar sansürlediği, yayınlamadığı tek yazı  olan Hilmi Bulunmaz’ın kaleminden çıkma “lağım çukuru” “şerefsiz” “sıçarım  sıvarım” “sıçtığın yere kadar kovalarım” gibi hakaret, küfür ve sinkaflarla dolu  fikir(!) yazısını kendisinin özgürce yayınladığını iddia etti. Oysa baktığınız  zaman bu yazı öncesi bu yazıya dair ve bu yazıdan sonrası yazılmış bir çok  yazışma, bu yazışmalara konu olmuş linkler, bu linklerde geçen iddialar vs vs  yani yığınla abur cubur var ama asıl sansürlenmiş olan küfürlü sinkaflı yazı  yok!  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Yani Hilmi Bulunmaz’ın kaleminden çıkma yüksek fikir eseri “lağım çukuru”  “şerefsiz” “sıçarım sıvarım” “sıçtığın yere kadar kovalarım” gibi hakaret, küfür  ve sinkaflarla dolu fikir(!) yazısı ortada yok…  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Coşkun Büktel ya bu küfürlü sövgülü hakaretli yazıyı bir türlü yayınlayamadı  müridinin yazdıklarından utandı ve Hilmi Bulunmaz’ı sansürledi  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Ya da bir kere daha insanları aptal sanıp linklerle yazı öncesi sonrası  yazının kendisi değil yazıya dair yazışmalarla okuru yine kandırabileceğini  sandı.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Coşkun Büktel !  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Artık aç kulağını ve yüzleş!  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Sen artık çıplaksın hem de rezilce gözler önündesin  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Ve üstelik de sen kral mral değilsin  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Ve daha da vahimi sana inanan 2,5 kişiyi bilmem ama  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Başka hiç kimseyi kandıramıyorsun  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Çünkü sen öyle zannetsen de hiç kimse aptal değil!  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;İyisi mi sen git dizilerini yazmaya devam et  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Onların zeka seviyesine seslenmeye devam et…  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Ya burada somut sorulmuş sorulara cevap ver  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Ya dezenoformasyonun, sansürlerin için özür dile  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Ya da çek git be kardeşim  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Biz de işimize bakalım  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Zira kişilerle uğraşmaktan çok daha önemli konularımız var bizim.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Değmezsin be Coşkun Büktel  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Vallahi de billahi de bu kadar vakit ayırmama değmezsin  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Çekil kenara da işimize bakalım.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Not:&lt;/b&gt; Coşkun Büktel Arka sıradakiler adlı dizide yazdığını gizlemiş  sonra kendini senaryo doktoru (script writer) olarak tanıtmayı seçmişti. Hilmi  Bulunmaz da bu doktor terimini sevmiş sağlıkçılığa, ameliyatçılığa öykünmüştür.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Parantez içindeki İngilizce script writer ile parantez dışındaki "senaryo  doktoru" ne kadar örtüşüyor derseniz  http://www.seslisozluk.com/?word=script&amp;amp;ssQBy=0 den script i bulabilirsiniz.   &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Script: senaryo, Komut Dosyası, el yazısı şeklinde matbaa harfleri, senet,  konuşmacının elindeki notlar, yazılı metin, betik, sınav kâğıdı, sinema TV  senaryo, diyalog, alfabe anlamlarına gelmektedir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Writer ise yazar anlamındadır. Script writer olarak bir tanımlama ise  sözlükte geçmemektedir. mektup, senet, alfabe gibi ilgisiz anlamları atarsak  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;script writer sinema tv dizi senaryo yazarı anlamına gelmektedir. Senaryo  doktorluğu gibi uydurukça terimlerle yada ingilizce tanımlamalarla konumunu  hafifletse de sanıyoruz bu düpedüz bildiğimiz Dizi senaryo yazarlığıdır. Coşkun  Büktel burada dahi aldatmacılık örneği sergilemeyi seçmektedir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bu dizinin izleyicilerinin zeka düzeyine ilişkin ana kaynağından izlenim  edinebilirsiniz http://www.mint.com.tr/arkasiradakiler/?p=553  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;İŞTE COŞKUN BÜKTEL'İN DİZİSİYLE HİTAP ETTİĞİ SEYİRCİ KİTLESİNDEN COŞKUN  BÜKTEL'İN DİZİSİNE İLİŞKİN YÜZLERCE GÖRÜŞTEN(!) SADECE BİR SAYFA :&lt;/b&gt; &lt;i&gt; &lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;1478 esma diyor ki:&lt;br /&gt;23 Mart 2009 20:37&lt;br /&gt;senı  sevıyorummmmmmmmmmmmmmmmmmmmm  &lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;1477&lt;br /&gt;alici diyor ki:&lt;br /&gt;23 Mart 2009 14:32&lt;br /&gt;zehra nerden çıktı yhaaaa  zehra kim ali kimm  &lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;1476 Başak diyor ki: 22 Mart 2009 20:38 çok yakışıklısın.  &lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;1475&lt;br /&gt;derya diyor ki: 22 Mart 2009 19:57&lt;br /&gt;saffete tam lafi verdin haa  &lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;1474&lt;br /&gt;sss diyor ki:&lt;br /&gt;21 Mart 2009 17:31&lt;br /&gt;bence aliyle eda değil  bence aliyle zehra sewgili olcak ilerleyen zamanda  &lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;1473&lt;br /&gt;cemre diyor ki:&lt;br /&gt;20 Mart 2009 20:54&lt;br /&gt;hayır olamaz lütfen yalan  söylüyorum de melis  &lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;1472&lt;br /&gt;gamze diyor ki:&lt;br /&gt;20 Mart 2009 15:27&lt;br /&gt;ben sana inanıodum senin  mavi sakal olmadığını biliodum ama nie edaya kötü davranıyosun  &lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;1471&lt;br /&gt;ah ah diyor ki:  &lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;19 Mart 2009 23:51&lt;br /&gt;Ali sende cok iyi birisin….bence sacini biraz  uzatmalisin oyle daha karizmatik oluyorsun&lt;br /&gt;hadi gozun aydin gercek mavi  sakal bulundu ama gercekden bulunmasini istemiyordum&lt;br /&gt;cunki mavi sakal diziye  renk katiyordu&lt;br /&gt;oyle diyilmi cocuklar??  &lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;1470&lt;br /&gt;melisss diyor ki:&lt;br /&gt;19 Mart 2009 15:59&lt;br /&gt;arkadaşlar karmatürk  radyoda bugün telefonla ali bağlandı ve edayla aralarında bir şey olmayacakmış  ilerleyen zamanlardada  &lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;1469&lt;br /&gt;ayla diyor ki:&lt;br /&gt;19 Mart 2009 15:44&lt;br /&gt;seni çok seviyorum çok  yakışıklısın yaaaaaaaaaaaaa  &lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;1468&lt;br /&gt;cemre diyor ki:&lt;br /&gt;18 Mart 2009 22:28&lt;br /&gt;hayır ayrılmadı.trafik  kazası geçirdi o yüzden bu aralar dizide oynamıyor.galiba bu sezonon sonuna  kadarda oynamıcak.gibi yani…ayrıca ali bencede edaya yüz vermesin.ama  şimdilik.yazık olmasın ikisinede.bak ne güzel ali edaya aşıktı.şimdide yavaş  yavaş eda aliye aşık oluyo.ali aşkta eşitlik istediğini söylemişti.işte şimdi  edayla arasındaki ilişki eşit duruma geliyo  &lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;1467&lt;br /&gt;efe diyor ki:&lt;br /&gt;18 Mart 2009 20:04&lt;br /&gt;gozun aydın alı sende bu  mavı sakal dan kurtuldun bence edaya yuz verme bı sure ama sonra bırlıkte olun  bu arada yadıgar tamamen dızıden ayrıldımı bılen var mı var sa lutfen yardım pls   &lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;1466&lt;br /&gt;büşra diyor ki:&lt;br /&gt;18 Mart 2009 15:29&lt;br /&gt;çok karizma, entellektüel  takılıyo yakışıyoda bırak edayıda yaw  &lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;1465&lt;br /&gt;begüm diyor ki:&lt;br /&gt;17 Mart 2009 22:44&lt;br /&gt;evet bencede birlikte  olsunlar  &lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;1464&lt;br /&gt;ten.....Su.... diyor ki:&lt;br /&gt;16 Mart 2009 22:14&lt;br /&gt;alinin yaptiqi  doqru simdilik yüzvermesin ama ilerde eda aliden ümidini kesmeden beraber  olsunlar  &lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;1463&lt;br /&gt;cemre diyor ki:&lt;br /&gt;16 Mart 2009 21:54&lt;br /&gt;eee gün olur devran döner  diye boşuna dememişler.bi zamanlar sen edanın peşinde koşuyodun.ona sinama  teklifinde bulunuyodun.ama o sana yüz vermiyodu.hatta seni ve yadigarı yedek  lastik olarak görüyodu.şimdide o seni sinemya çağırıyo ama bu seferde sen yüz  vermiyosun.  &lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;1462&lt;br /&gt;GüLnİhAl diyor ki:&lt;br /&gt;16 Mart 2009 15:15&lt;br /&gt;Oh be sonunda hersey  acığa cıktı sende kurtuldun ali hadi bakalım gözün aydın cok seviniorum rahata  cıktığına dayaklar yedin,silahla vuruldun ama yinede pes etmedin gercek sevgi bu  işte romanlar yazıcam die bir kızın hayatını bitirmek diil seni cok seviorum ali  kendine iyi bak byesssssss  &lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;1461&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;sevgi diyor ki:&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;13 Mart 2009 17:49&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;ali hepinizi çok  seviyorum&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5687918667431347774-8046220893725477430?l=iatp-g.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/8046220893725477430'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/8046220893725477430'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://iatp-g.blogspot.com/2009/03/coskun-buktel-cplaksn-ve-ustelik-sen.html' title='Coşkun Büktel, Çıplaksın ve Üstelik Sen Kral Değilsin!'/><author><name>İATP-G</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11330321003142631907</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5687918667431347774.post-1542642220200642896</id><published>2009-03-28T15:17:00.000-07:00</published><updated>2009-03-28T15:18:30.087-07:00</updated><title type='text'>Sorum Basit: “Evet” ya da “Hayır”. Hangisi?</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;" id="lyrAll"&gt; &lt;div class="clearfix" id="lyrMain"&gt; &lt;div class="clearfix" id="mainContent"&gt; &lt;div class="cntUnit"&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Mustafa DEMİRKANLI - 22 Mart 2009&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Büktel’i Her şeye Rağmen Adam Sanırdım  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kendilerinden menkul dürüstlük anlayışları iflas etti sananlar, iflasın ne  olduğunu bilmiyor demektir. Rezil olduklarını düşünenler bu ülkede her şey  olunur ama rezil olunmaz’ı bilmiyorlar demektir. Ertuğrul Timur, Tiyatro  Dergisi’ni ve beni bu süreçte savunma ihtiyacı duymuş ve bir yazı ile meseleyi  toparlamış, sağ olsun. Ama gerek yok, yazı ile, laf ile, söz ile bu ikiliye  hiçbir şey anlatılamaz, gerek de yok, onlar zaten kendilerini anlatıyorlar,  “geri zekalıların bile anlayacağı” bir biçimde. Onun için yapılması gereken tek  şey son on günün yazışmalarına bakmak.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ertuğrul Timur, Tiyatrom’un yayınına son verdikten sonra, tiyatrodan elini  eteğini çekti, doğru da yaptı. Bir yıl sonra Bulunmaz&amp;amp;Büktel ikilisi  saldıracak kimseyi bulamadıkları bir süreçte –ki onların tek besini birilerine  saldırmaktır, tek başına kendilerini ifade edemezler- Timur’a sataştılar, Timur  çok az tanık olduğum öfkesiyle, saldırılarının her birine detay detay yanıt  verdi. Takip edenlerin bildiği gibi, Timur’un cevap haklarını engellediler,  engellemekle kalmadılar “Çöp kutusu” icat edip yazılarını oraya attılar,  akıllarınca aşağıladılar. Bizim yapmamız gereken, gerek Timur’a gerekse de aynı  terbiyesiz ve seviyesiz tavra maruz kalan İATP-G’ye ve/veya Ömer F. Kurhan’a  portalımızı açmaktı, açtık. Sonrasında neler oldu? Aşağıda aktaracağım.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Timur, bu ikilinin faşizan baskılarına boyun eğmedi, kamuya açık ve video  kaydına alınacak tartışmaya davet etti, sonucu da belirterek.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Size yanıtım buyurun seyircili bir salon ortamında yüz yüze polemiğe! &lt;br /&gt;Sinsi ya da açık sansürün olamayacağı tek alana davet ediyorum!&lt;br /&gt;Söz  veriyorum masanın altında bana destek veren olup olmadığına bakmanıza da izin  vereceğim!  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şunu da hemen belirteyim ki sizin böyle bir cesaretiniz olduğunu sanmıyorum.”   &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tabii ki böyle bir cesaretleri yoktu, yanıt bile veremediler, sonrasında  Bulunmaz bir video show’unda teke tek yapalım demiş, mahcup bir şekilde. Büktel  de üzerine atlayıverdi.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Saçma sapan yazılar, savlar ileri sürdü:  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Timur, aşağıdaki net soruma "net olmayan bir yanıt" gönderdi. Timur'un net  olmayan yanıtını yine "Timur'un çöp kutusunda" yayınlıyoruz. Timur'un bundan  sonraki sataşmalarını, (artık şeref ve haysiyetten bile bahsetse) yine çöp  olarak yayınlayacak, ama (Timur aşağıda açıkladığımız Trabzon iftirasıyla ilgili  şartımızı yerine getirinceye kadar) bu çöplerin duyurularıyla ana sayfamızın  gündemini bir daha işgal etmeyeceğiz.&lt;br /&gt;Evet, ne alaka dediğinizi duyar  gibiyim, oysa Trabzon iftirası dediği, olayın kahramanlarından biri olan Levent  Çağlayan’ın yazılı açıklamaları ortada durup duruyor ve bu açıklamalar  yapıldığında ne Büktel ne de Bulunmaz tek bir laf etmediler, karşı çıkmadılar.  Ama zaten konu bu değil ki, gelin videoya da alınacak kamuya açık bir tartışmada  ne söyleyecekseniz söyleyin, ben de söyleyeceklerim söyleyeyim, gelinin yeri  darmış, sonra yeni dar gelmiş… sonrasını biraz aşağıda tamamlayacağım.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu vıdı vıdının arasında not başlığı ile şöyle bir şey yayımladı Büktel:  “NOT: Bizim "yalnızlığımıza" güvenerek, bize seyirciler önünde tartışma önerisi  getirmiş olan iftiracı Timur, çöpe attığımız yazılarından birinde, Hilmi  Bulunmaz'ın korkup o öneriyi reddettiğini söylüyor. Yani yine iftira atıyor:  Bulunmaz, öneriyi reddetmedi. Hem kendisi hem de benim adıma, Timur'a kameradan  verdiği cevapta (Bakınız: Bulunmaz, "8 Mart 2009 tarihli konuşma") bir karşı  öneri getirdi: Timur'a, seyirci önünde ve tribün gürültüsü altında değil: kamera  karşısında ve "teke tek" tartışalım, dedi. İster benimle, ister Büktel'le  tartışabilirsin, dedi. Benimle tartışırsan orada Büktel olmaz, Büktel'le  tartışırsan orada ben olmam; tartıştığımız mekanda, kamera başında durması için  bile üçüncü bir kişi olmaz, dedi.”  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kendilerini, kendilerinden menkul olarak “dürüst, mert, sözünün arkasında  insanlar” olarak lanse etmeye çalışan bu acınası ikili, kendilerince şunu  hesapladılar, Timur, bu öneriye yanaşmaz, biz de yırtmış oluruz.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama, Timur’u tanımıyorlardı, tanımak gibi de bir niyetleri de yoktu, çünkü  Timur’a yapılacak en son şeyi yapmışlar, birilerinim maşası olduğunu  yazmışlardı, zaten Timur da bu “pis” tanımlamadan sonra buyurun, karşıma çıkın  demişti. Ama dedim ya tanımıyorlardı, mürit yaşamına alışkın oldukları için  herkesi kendileri gibi sanıyorlardı.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Timur, uzun uzun kendine demokrat, hatta sosyalist diyenlerin halktan  korkmamaları gerektiğini anlattı, ilkokul öğrencilerine ders verircesine uzattı  da uzattı ve sonunda suratlarında patlayan şamarı nakşetti:&lt;br /&gt;“Görüşme  esnasında sizin talebinize uygun olarak hiç kimse bulunmayacak bir gün ya da  aynı günün değişik zaman dilimlerinde sadece Coşkun Büktel-Ertuğrul Timur, bir  diğer zaman diliminde ise Hilmi Bulunmaz-Ertuğrul Timur’un katılımı ile  olacaktır.&lt;br /&gt;Görüşmelerimizde masa üzerinde internet bağlantısı olacak,  ihtiyaca göre internet üzerinden kanıtlar görüntüye girebilecek, konuşmacılar  gerek duyuyorsa diğer belgelerini (video kaydı resim, belge vb gibi) projeksiyon  sunumu ile yansıtarak kayda girmesini sağlayabileceklerdir.”  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bütün dünyaları yıkıldı, kaçacak delik bulamaz oldular, bu yazı yazılana  kadar da yanıtları boğazlarına düğümlenmiş olarak midelerinden çıkacak bir yol  aramaya başladı. Büktel, yıllarca karşıma çıkacak bir kişi yok diye 3-5 okurunu  dezenforme ettiğini sandı, kendini ve yakınındakileri avuttu ama artık deniz  bitmişti.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peki Deniz Bitince Ne Yaptı Bu İkili?  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Anlatmayayım, son birkaç günün bloglarında tepeye çıkarttıkları haberlere göz  atalım.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Büktel’in -Fox Tv’ye yazdığı diziye reyting kazandırma çabası içinde olduğu-  kişisel sitesi:  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;19 Mart:  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;"İFTİRACI VANDALLARIN İSİMLERİ DEĞİŞEBİLİR AMA YÖNTEMLERİ DEĞİŞMEZ" &lt;br /&gt;Unutmamakta yarar var &lt;coşkun&gt;&lt;/coŞkun&gt;&lt;/p&gt;&lt;p l="" 2="" yani="" 2007="" nisan="" 7="" ktel=""&gt;Büktel, yıl 2009, aylardan Mart, gel artık, günümüze gel. Timur, sizin  önerinizi kabul etti, “olur” dedi, “tek tek gelin” dedi, “peki, kimse olasın”  dedi. Heeey, yanıt bekliyor insanlar, müritlerin bile…  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müridi Hilmi Bulunmaz ne yapıyor? Aynı yöntem; tek kale maç yaparak 3-5 iyi  niyetli genci yanıltmak için elinden geleni, sahte tavır ve söylemlerle  yanıltarak kendini avutmaya çalışıyor. Gündeme ilişkin tek satır yok.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Tescilli sansürcü Timur, sansürcülüğünü inkâr ediyor; tescilli yalancı  Demirkanlı, yalancılığını gizliyor; Bulunmaz çalışanları, teşhirden  vazgeçmiyor!” başlıkları attığı video görüntüleriyle “one man show” (yaparken,  söylemlerine itiraz eden arkadaşlarına da en küçük bir saygı göstermeyerek,  çoğul kullanıp, güç gösterdiğini sanarak sözümona iyiniyet beslediğini iddia  ettiği iki genç insanı nasıl kullandığının da farkında değil demeyeceğim, hep  yaptığını yapıyor: İnsanları kullanıyor.)ile sosyalistliğine inanmaya ve  inandırmaya çalışıyor. Kendi deyim ve tavrıyla sorayım “Kardeşiiiiim, vıdı vıdı  yapıp durma! Timur seni ve Şeyhini vıdı vıdıyı bırakın çıkın karşıma yüreğiniz  varsa” diye davet etmedi mi? Etti. Bin bir dereden su getirdiniz. Hepsini kabul  etti mi? Etti. Bu noktadan sonra kuyruğunuzu kıstırıp, “çöplüğünüze” gömüldünüz  mü? Gömüldünüz. Sizin ahlakınız, sadece vur kaç üzerine mi oluşmuş, sizler bu  kadar mı yüreksiz, bu kadar mı korkak ve de sıradan ahlaktan uzaksınız?  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ertuğrul Timur size birkaç gömlek fazla geldiyse, nefret içeren kusmalarınızı  kiminle tartışmak istersiniz? Hadi utanmayın, bizim çapımız Timur’a yetmez ama  şu çıkarsa karşımıza onunla tartışırız demekten çekinmeyin, inanın ki, kimi  gözünüze kestirdiyseniz onu ikna etmek için elimden geleni yaparım, korkak ve  kaçak dövüşen “ikili”, yeter ki azıcık dürüst olun, mert olun, net olun.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Büktel, bu cümle sana ait değil mi?&lt;br /&gt;“Benimle tartışırsan orada Büktel  olmaz, Büktel'le tartışırsan orada ben olmam; tartıştığımız mekanda, kamera  başında durması için bile üçüncü bir kişi olmaz, dedi.”  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Timur da şunu söyledi mi söylemedi mi?&lt;br /&gt;“Görüşme esnasında sizin  talebinize uygun olarak hiç kimse bulunmayacak bir gün ya da aynı günün değişik  zaman dilimlerinde sadece Coşkun Büktel-Ertuğrul Timur, bir diğer zaman  diliminde ise Hilmi Bulunmaz-Ertuğrul Timur’un katılımı ile olacaktır. &lt;br /&gt;Görüşmelerimizde masa üzerinde internet bağlantısı olacak, ihtiyaca göre  internet üzerinden kanıtlar görüntüye girebilecek, konuşmacılar gerek duyuyorsa  diğer belgelerini (video kaydı resim, belge vb gibi) projeksiyon sunumu ile  yansıtarak kayda girmesini sağlayabileceklerdir.”  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Siz de hiç utanma yok mu? Sansür ve dezenformasyon genel karakteriniz mi?  Yalan sizin temel besininiz mi? Utanmak ve dürüst olmak sözcükleriyle hiç  tanışmadınız mı? Herkesi ahmak mı sanıyorsunuz?  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zavallılar, hadi bakalım tek kale maç yaparak bana ve dergime yönelik  hakaretlerinizi tekrar “arşiv”den başlıklarıyla öne çıkartın, mastürbasyonunuzu  yapıp, rahatlayınız, nasıl olsa korkaklığınızı, yalancılığınızı hiçbir zaman  görmeyecek, kimsenin de görmediğini sanarak mutlu, mesut yaşayacaksınız, tıpkı  Bulunmaz’ın yıllarca “devlet desteği” aldığını sakladığı gibi, tıpkı Bulunmaz’a  sorduğum şu soruya yanıt vermediği gibi: “sonraki yıllarda devlet desteğine  başvurdun mu?”  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tekrar soruyorum: İki yıl üst üste devlet desteği aldıktan sonra, sonraki  yıllardan birinde veya birden çoğunda devlet desteği almak için başvurdun mu?  Çok zor bir soru mu? Yanıtını dergi kapağını ters çevirerek ve yalan yanlış  söylemlerinle mi verdiğini sanacaksın. Sorum basit ve de tek sözcükle  yanıtlanacak kadar basit: “evet” ya da “hayır”. Hangisi?  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Son söz: Hiç merak ettiniz mi? Neden kamuya açık tartışmadan kaçıyorlar? Hiç  merak ettiniz mi? Neden kendi önerileri teke tek tartışmadan kaçıyorlar? Hadi  merak edin ve bu küfürbaz, saldırgan ikiliyi değerlendirin. Hiç bir zaman gün  yüzüne çıkamazlar, tehdit, küfür ve şantajla insanları sindirmeye, bıktırmaya,  lanet olsun size deyip, susmaya sevk ederler ve siz bu nokaya gelince de zafer  çoğlıklarını yükseltirler, tıpkı yarasalar gibidirler; ışıktan kaçarlar,  gerçeklerden kaçarlar çünkü onların herşeyi yalandır, sahtedir. Tıpkı  Bulunmaz'ın kuyumculuk yapıp, dizilerde oynayanlara küfrettiği gibi, tıpkı bu  küfürleri sessizce onaylayan Büktel gibilerinin dizi yazarlığını sakladığı gibi,  dizilerde oynayan ve mesleği oyunculuk olanlara küfreden Bulunmaz'ın arkadaşının  dizi yazarlığına hiç ama hiç ses çıkartamadığı kadar ikiyüzlüdürler. Tıpkı  Devlet Desteği alıp yıllarca gizleyerek, Devlet Desteği alanlara küfreden  Bulunmaz gibi. Bunlar tıpkı, çok bildik, tanıdık siyasetçiler gibidirler; ne  sorarsanız sorun onlar sadece kendi örümcek beyinlerindekileri haykırır, size  asla yanıt vermez, asla ikiyüzlülüklerini kabul etmez. Onlar Bukalemun  gibidirler asla tanıyamazsınız, sürekli biçim değiştirirler, sitelerinin başına  özdeyiş gibi yazdılarını sahi sanmanızı isterler,asla ve asla utanmazlar isim  vermeden suçladıklarından, asla utanmazlar kanıtsız, belgesiz insanları  suçlamaktan, karalamaktan. Asla tükürdüklerini yalamaktan utanmazlar,  yaladıkları tükürüklerini biriktirip tekrar tekrar kullanırlar.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;"Bunlar,&lt;br /&gt;Engerekler ve çıyanlardır,&lt;br /&gt;Bunlar,&lt;br /&gt;Aşımıza, ekmeğimize &lt;br /&gt;Göz koyanlardır,&lt;br /&gt;Tanı bunları,&lt;br /&gt;Tanı da büyü..."  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ahmet Arif &lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5687918667431347774-1542642220200642896?l=iatp-g.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/1542642220200642896'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/1542642220200642896'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://iatp-g.blogspot.com/2009/03/sorum-basit-evet-ya-da-hayr-hangisi.html' title='Sorum Basit: “Evet” ya da “Hayır”. Hangisi?'/><author><name>İATP-G</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11330321003142631907</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5687918667431347774.post-163575081377027843</id><published>2009-03-22T14:35:00.000-07:00</published><updated>2009-03-22T14:43:50.918-07:00</updated><title type='text'>Dünü ve Bugünü ile Tiyatro Yayıncılığımızda Burak Caney Hadisesi</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;A. Ertuğrul Timur - 21 Mart 2009&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“BÜKTEL’İN BUGÜN İTİBARIYLA GELDİĞİ NOKTA BURAK CANEY’E SIĞINMAK”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Coşkun Bükel ve Hilmi bulunmaz’ın artık normal düşünebildiğinden emin değilim ve ruhsal durumlarına yansıyan bu durumdan istemeden de olsa kendimi de bir anlamda sorumlu tutarak artık bu yazışmaların son bulmasını dilediğimi dile getirerek söze girmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden normal düşünebildiklerinden emin değilim açmam gerekiyor sanırım. Hatırlarsanız bizi (önce beni ardından da Ömer F.Kurhan’ı) sansürlemenin hemen öncesinde bir iddiaları vardı. Beni birilerinin yönlendirdiği, hatta yazılarımın yarısına kadar kendime, yarısından sonra ise arkamdaki ekibe ait olduğu gibi ecnnililer uydurmaya dek vardırmışlardı. (Ecinniler diyorum çünkü isim vermeden suçlamama prensipleri olduğuna göre bu arkamda olduğunu iddia ettikleri ekip “isimli” yani kişilerden değil de ecinnililerden oluşuyor olsa gerekti) Zaten madem öyle gelin yazıyla değil salon ortamında buluşalım bakalım o zaman da ağzımın içine yada beyin kıvrımlarıma cinler girmemişse, masa altında da gizlenip tüyo veren yoksa neye mal edeceksiniz görelim demiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büktel ve Bulunmazın artık normal düşünemediklerine ilişkin tek bulgu bu değil elbet. Yine hatırlarsanız bütün yazdıklarımızın aslında kendilerini bloke etmek için, o gündeme taşıdıkları çok önemli konuları örtülemek için olduğunu iddia etmişler ve sonrası açık sansüre dek uzanacak sinsi sansürü de bu gerekçeyle başlatmışlardı (her sansürcünün kendince geçerli nedeni vardır, bunlar da bu gerekçeye ve birkaç ipe sapa gelmez gerekçeye sığınmışlardı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendim acaba o ülke ve tiyatro gündemine ilişkin o çoookkk önemli konuları nelermiş merakla beklemeye başladık. Ama bir de baktık ki bunlar hem bizi sitelerini bloke etmekle suçluyor, bu nedenle cevap hakkımızla sitelerinin bloke edilmeyeceğini açıklıyor (aslında sansür ediyor) hem de bizler üzerine kocaman manşetler atıp sayfalarca yazılar yazmaktan geri durmuyor. Bu durumda da evet sitelerini yine biz bloke ediyoruz ama bunu biz değil kendileri yapıyor. Bu durumda “Eee ne oldu sizin önemli gündem konularınız?” , “E…, ne oldu eyvah bloke ediliyoruz endişeleriniz?” deme ve “Eee, madem sayfalarınızda bize kocaman yerler ayıracaksanız neden bizi sansürlediniz?” diye sorma hakkımız da doğuyor. Yani kendi sansürcülük gerekçelerini kendileri ortadan kaldırmış olmadı mı şimdi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hoş gerçi gerekçelerini de bir türlü tutturamadılar ya… İlk gün “savlamak” kelimemi iftira sayıp özür dilemezsem yazılarıma yer vermeyeceklerine, ikinci gün bunun çok sudan bahane olduğunu görüp sitelerini bloke ettiğim için ve aslında arkamda kökü dışarıda nifak tohumu ekipler olduğu, sitelerinin bloke olmaması gerekçesine, birkaç gün sonra da “Trabzon-video” skandallarından dolayı özür gerekçesine dayandırdılar. Yani her fırsatta yazıyorum “her sansürcünün mutlaka kendince haklı gerekçeleri vardır” Ama bunlar gerekçe uydurabilmekten bile aciz kaldılar. Bunların sansürünün karın ağrısına bağlı bir sansür olduğu her geçen gün daha netleşti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendim konumuza dönersek, Bulunmaz ve Büktel’in artık normal düşünemediğinin bir kanıtı da bugün itibarıyla ortaya çıktı. Bizim yazdıklarımıza yanıt veremeyenler, Mehmet Atak konusunda özür bile dilemeyi beceremeyenler, okurlarını dezonforme ettikleriyle kalanlar, bizim karşımızda sonuç alamayınca sanal kahramanları Burak Caney’i yeniden ve kendi elleriyle hortlatarak acındırma, mağduru oynama politikasını devreye soktular ama bunu yaparken de adeta bir mazoşist gibi davrandılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle ya, ciddi bir yazar fotomontajla dansöz kıyafetiyle çizilmiş resmini ana sayfadan bir kez daha servis edip arkadaşına da servis ettirirken bir kez de kendi eliyle kendisini mağdur etmiyor mu? Burak Caney bu fotomontajı bir kez kullandı ama bunlar kendi fotomontajlarını defalardır kullanıyor. Bu durumda mağduru oynamak adına kendilerini biraz daha rezil ediyorlar diyebiliriz ki bu da olsa olsa mazoşist bir mağduriyet oyunu olsa gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette Coşkun Büktel durduk yerde bunu öne çıkarmadı. Veremediği cevapların getirdiği yıkım psikolojisiyle son çare olarak başvurdu. Ve daha önce de defalarca yaptığı gibi sinsi bir şekilde Burak Caney’le bizleri özdeşleştirme çabasına girişti. Oysa ki isterse Burak Caney’in bütün montajlarını alt alta sıralasın benim son bir haftadaki somut sorularımın yanıtı olmadığı, yaptığı gafları temizlemediği, iftirasını temize çıkarmadığı, sansürcülüğünü ve dezenformasyonunu gizleyemediği tiyatro kamuoyunca gayet net görülüyor. Bu sadece kafaları karıştırma beyinleri bulandırma girişimidir ki çok acemice, çok zavallıca ve sadece tıpkı Burak Caney’in yaptığı gibi kendini rezil etmektir başka hiçbir şey değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu aşamada belki geçmişi yeterince takip etmemiş okurlar olduğunu düşünerek Burak Caney hadisesini özetlemekte yarar var. Daha önce de yazdığım bazı satırları detaylandırarak anlatacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TİYATRO DÜNYAMIZDA BURAK CANEY VAKASI :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BURAK CANEY İLK NE ZAMAN NASIL DOĞDU?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burak Caney'in tiyatro dünyasına musallat olma tarihi Şubat 2007 sıralarıdır. (Kaynak Hilmi Bulunmaz'ın kendi siteleri.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat o tarihlerde Burak Caney tüm tiyatro yayıncılarını hedef alan bir şekilde piyasaya çıkmış ve çeşitli tiyatro mail grup ve forum sayfalarını kullanmaktadır. Sezer Soykök’ün Hilmi Bulunmaz’ın sitesindeki yazısı bunun kanıtıdır : http://hilmibulunmaz.com/content/view/1023/109 İkinci kanıt da yine Hilmi Bulunmaz’ın sitesindeki o dönem Tiyatronline yazarı olan ihsan Ata’nın yazısıdır. http://hilmibulunmaz.com/content/view/1027/109&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hilmi Bulunmaz’ın sitesi Burak Caney’in ortaya çıktığı tarih olarak Şubat 2007’yi ispatlamaktadır ki Şubat 2007 tarihinde henüz Hilmi Bulunmaz ile benim olumsuz hiçbir çatışmam, fikirsel tartışmam olmadığı gibi tam tersine Hilmi Bulunmaz sık sık tiyatromun ele aldığı konuları, açtığı kampanyaları desteklemektedir. Coşkun Büktel’le ise bu tarihte e-mail alışverişimiz dahi olmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten yukarıda linklerini verdiğim yazılardan da görüleceği üzere Burak Caney önüne gelene sataşarak polemik yaratmaya çalıştığı bellidir. Sezer Soykök'ün yazısından anlıyoruz ki Burak Caney ilk doğduğunda Tiyatrom, Tiyatronline ve Tiyatro Oyun'a ağır bir şekilde saldırmıştır. Yani en çok okunan iki tiyatro sitesini ve sosyalist olduğu vurgusu yapan Tiyatro Oyunu hedef almıştır. Benim kişisel kanaatime göre tiyatrocuları değil tiyatro yayınlarını hedef alan bu kişi muhtemelen bir tiyatro yayını çıkarmayı ve o dönemde var olanları yıpratıp öne geçmeyi hedeflemektedir, ki ilerleyen süreçte gerçekten resmi uzantılı bir site açması (www.tiyatrooyun.org) ve bir iki ay geçmeden Türkiye Tiyatrolar Birliği’nden ödül bile alması bu kanımı güçlendirmektedir. Fakat umduğunu bulamamaktan ya da yalan üzerine kurduğu ekibi koruyamamaktan olsa gerek doğduğu gibi sır olarak kaybolup gitmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ALTINI ÖNEMLE ÇİZİYORUM, BURAK CANEY İLK ORTAYA ÇIKTIĞINDA TİYATROM, TİYATRONLINE VE TİYATRO OYUNU HEDEF ALMIŞTIR. NE COŞKUN BÜKTELE NE DE HERHANGİ BİR TİYATRO YAZARI YADA OYUNCUSUNA YÖNELİK SALDIRISI OLMAMIŞTIR. Şimdi, Hilmi Bulunmaz’ın kendi sitesindeki kanıtlarıyla ortada olan bu gerçeği düşünerek, bir fikir jimnastiği yapalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Coşkun Büktel’in başı sıkıştıkça imalı yolla Burak Caney’in biz olduğumuz iddiası gerçek olsa ancak şöyle bir saçma öngörü olması gerek : Hilmi Bulunmaz beni destekliyor, bir çok yazım ve kampanyam için destek veriyor, ama belki ilerde ben onunla ters düşerim, Bir Burak Caney diye sanal tip yaratayım, ilerde Hilmi Bulunmaz beni desteklemezse Hilmi Bulunmaz’ı yıpratmak için onu kullanırım. Hatta ilerde anlaşılmasın diye şimdi Burak Caney’i kendime de saldırtayım gibi bir komik durum söz konusu olurdu. Hele Coşkun Büktel için bu iddiayı uyarlarsak daha da komik bir hal alır. Bir yerlerde benim hiç tanımadığım bir yazar var, belki bir gün o bana saldırır bende şimdiden önlem alıp bir sanal karakter yaratayım ilerde gerek olunca böyle bir yazar çıkarsa Burak caney’e fotomontaj yaptırtırım…..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet henüz Hilmi Bulunmaz’ı yeni tanımaya başladığım ve gayet uyumlu yaklaşımlarımız varken, Coşkun Büktel’i hiç tanımadığım bir dönemde Şubat 2007’de Burak caney diye bir sanal tip forum sayfalarında tiyatro yayınlarına ateş püskürtüp yıpratmaya çalışmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sanıyorum birkaç sonra tiyatrom’dan theope polemiğine yer vermesi talebi Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz tarafından yükseltilmiş, tiyatrom bu polemiğe en nihayetinde yer vermiş, fakat editör olarak ben de bu konuda düşüncelerimi yazarak “Ben Özdemir Nutku’ya hak veriyorum, böyle bir kurulun başında ben de olsam ve en ufak bir şüphe hissetmişsem araştırılmasını önerirdim” yorumu yazılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte ancak bu yazımın ardından kızılca kıyamet kopmuş ve daha bir gün öncesine dek Tiyatrom’u yorumları ve kampanyaları ile destekleyen Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel resmen savaş ilanı sayılabilecek yaklaşımla tiyatrom’a ateş püskürmeye başlamıştır. Ardından Theope polemiği başlamış, Hilmi Bulunmaz’ın ilk yanıtına Mustafa Demirkanlı’dan karşı yanıt, buna cevaben de Hilmi Bulunmaz’dan küfür, sövgü dolu yanıt gelmiştir. Bu poleimik bu seviyede tiyatromda sürdürülemez denilerek tarafımdan sonlandırılmıştır. Bunun ardı ise bugün bile halen süren tartışmayı aşıp adeta sanal çatışmaya dönüştürülmüş durumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat, unutulmamalıdır ki :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tiyatrom küfürlerle, sövgülerle dolu “Theope” polemiğinin yayınını kestiğinde,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel Tiyatrom'u sansürcülükle suçlayıp 3. Abdulhamid diye manşetler attığında,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bununla da yetinmeyip “Ertuğrul Timur penis büyütücü satıyor” diye iftiraya başvurduğunda&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Henüz Burak Caney bu yaşananlara dahil değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak bu çatışma bir hayli ilerledikten sonra ki tabi çok hızlı tırmanmıştır, işte o zaman Burak Caney bu konuya da dahil olmuştur. Yukarıda da değindiğim gibi önceleri tüm tiyatro yayıncılarını hedef alırken bu kez tiyatro yayıncıları arasındaki çatışmayı dikkate alarak tarafları bu çatışma psikolojisi altında kullanmayı denemiş ve başarılı da olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burak caney evet başarılı olmuştur ama bu iki taraflı başarıdır. Bir noktada bizim ona dayanmamızı sağlarken bizim üzerimizde, ortamı daha da gerip Hilmi Bulunmaz ve&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Coşkun Büktel’i bize karşı kışkırtırken, geride sahte ipuçları bırakıp onları bize küfürler ettirecek kadar öfkelendirirken de onları kullanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burak Caney’in sahtekarlıkları : Burak Caney ortamı germekle kalmayıp zaman zaman sahte ipuçları da bırakmaktaydı. Gönderdiği bir fotoğrafta , bir p.point sunumda bazen Microsoft yazar hanesinde Yaşam Kaya, bazen Ertuğrul Timur, bazen Mustafa Demirkanlı, Bazen Hilmi Bulunmaz adı görülüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Bir resim yada p.point üzerinde Mouse sağ tıklayıp özelliklere girdiğinizde görülen yazar adı. Bizlerin bunları yollayan aslında kim merakı ile belgeleri inceleme ihtimalini göz önüne alıyordu elbette ve ipuçları sunuyordu)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle ki aynı resmi birimize farklı, diğerine değiştirilmiş farklı adlar işleyerek gönderebiliyordu. Bizlerin birbirinden bağımsız davrandığı düşüncesiyle herkese farklı ipuçları sunuyordu. Amaç herkesi birbirine düşman yapmak herkesi birbirinden şüphelendirmekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oldukça da başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Öyle ki bir ara bu tiyatro dünyasında geyik konusu oluyor, Burak Caney sen misin soruları şakalarla soruluyordu. “Hilmi Bulunmaz sana çalak yalayıcı demişti Burak Caney belki de sensin” iddiaları tiyatro çevrelerinde şaka konusu oluyordu. Herkesten şüphelenilebiliyordu hatta ve hatta Burak Caney en çok Hilmi Bulunmaz ile uğraştığı halde Burak Caney’in aslında Hilmi Bulunmaz olduğu iddiası dahi Tiyatronline editörü Yaşam Kaya tarafından ispatladığı iddiası ile dile getiriliyordu ama o dönem Hilmi ve Coşkun beylerin en az bizler kadar hışmına, alaylarına, aşağılamalarına maruz kalan Yaşam Kaya’da Burak Caney olarak anılabiliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık ciddi yada gayriciddi olarak herkesin Burak caney olup olamayacağı iddiaları konuşulurken elbette ilk zanlılar Mustafa Demirkanlı ve Ertuğrul Timur ve bizim kadar olmasa da çok sıklıkla Yaşam Kaya olarak akla geliyordu. Çünkü Burak Caney en çok (hatta uzunca bir dönem sadece) Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel’e saldırıyordu, bunlarla en çok çatışma olanlar da bizlerdik. Burak Caney de bu kanıyı güçlendirmek üzere adeta bizi bizden fazla savunur hale geliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel Burak Caney tarafından bugün yayınladıkları türden fotomontajlarla aşağılayıcı ifadelerle öfkeden kudurtulurken Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel’de bize saldırı dozunu günden güne artırıyordu, öyle ki Burak Caney O….. Ç……dur ve Mustafa Demirkanlı ve Ertuğrul Timur’dur diyecek kadar ileri gidebiliyorlardı. (onlar yazıyla ve videoyla bu kelimelerin açık halini defalarca kullanmıştır ben kısaltmalarla yazıyorum)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte tam bu şartlarda Hilmi Bulunmaz ve coşkun Büktel Burak Caney’in oyununa gelip saldırganlaşırken biz de küfür yiyecek kadar sertleşmiş saldırılar karşısında Burak Caney’in oyununa gelip onun açtığı kampanyaya ve “Küfürbazları Kınıyoruz” grubuna üye olarak oyuna geliyorduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baştan beri zaten amaç tiyatro yayıncılarının çatışmasını kızıştırmaktı ve gerginliğin artmasıyla da bunu başardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle ki Hilmi Bulunmaz videolarla kameranın içine baka baka Burak Caney O…… Ç…. dur ve Burak Caney Ertuğrul Timur, Mustafa Demirkanlı ve Yaşam Kaya’dır demeyi de aşıp en son “tiyatrom yazarları şerefsizdir!” deme noktasına dek vardırmıştır öfkesini ve küfürlerini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilindiği gibi ben özeleştirimi verdim ve öfkeyle de olsa Burak Caney gibi bir bilinmezin açtığı küfürbazları protesto ediyoruz grubuna üye olmam ve link vermem hataydı, mücadelemizi kendimiz vermeliydik deyip özür dilemiştim, fakat Hilmi Bulunmaz yada Coşkun Büktel ne ettikleri küfürler için, ne şerefsiz dedikleri tiyatroma yazanlar için, ne de bu gerginliği tırmandırdıkları için özür dilemedikleri gibi ŞİMDİ ARTIK ORTADA OLMAYAN BURAK CANEYİN GEÇMİŞTEKİ HAZİNESİNİ KULLANARAK YİNE GERGİNLİĞİ TIRMANDIRMAYI TERCİH EDEBİLİYORLAR.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Minik bir ara not: Hilmi Bulunmaz tiyatrom okurlarından ve yazarlarından hatta arkadaşı Ulvi Alacakaptan’dan büyük tepki alınca bir minik özür diledi ki bu bize hak veren tiyatrom yazarlarından özür dilerim demişti ki bu da bir tek kişiye tekabül eden özürdü zira diğer hiçbir tiyatrom yazarı Coşkun Büktel’e yada Hilmi Bulunmaz’a hak verir bir yazı kaleme almamıştı. Yani bu özürden çok o kişi dışındakilere hakaretini pekiştiren bir özür!)dü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İDDİALAR :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda da yazdığım gibi artık bir geyik konusuna dönen Burak Caney hadisesinde iddialar ortaya atılmış ama kimse kim yada kimler olduğunu ispatlayamamıştı. Ne ortaya çıkardık, %99 tamam diye açıklamalar yapan Hilmi Bulunmaz ve coşkun Büktel ispatlayabildi, ne de somut bir şekilde kanıtladım Burak Caney aslında Hilmi Bulunmaz’ın kendisi diyen Yaşam Kaya ispatlayabildi ne de bir başkası…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HİLMİ BULUNMAZ BURAK CANEY’İN BEN OLMADIĞIMI ONAYLADI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tiyatrom’u kapadıktan bir süre sonra yukarıda da sıraladığım yanlış yanıltıcı ipuçları gibi ortaya salınan bir sahte ipucu ile yeniden tiyatrom’un dolaysıyla benim Burak Caney olduğum iddiası yine gündeme gelmiş, ama ben tiyatromu kapadıktan sonra yumuşayan ortamla az da olsa yakınlaşma başlamıştı ve Hilmi Bulunmaz’a dilerlerse bu işin artık ortaya çıkarılması için her tür açıklığı sunmaya hazır olduğumu belirtmiş, Hilmi Bulunmaz’ın son dönemdeki en uzun süreli öğrencilerinden olan İ.T.Ü. Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği Bölümü mezunu ve bilgisayar, internet konusunda da hepimizden daha uzman olan Kazım Şimşek arkadaşla bağlantı kurmuştuk. Kazım Şimşek oldukça yapıcı, son derece değerli ve alanında gerçekten uzman bir kişidir. Şifrelerime dek açıkça ortaya koyup dilerse gelip evimde de işyerimdeki bilgisayarlarda da inceleme yapması için davet ettim. Kendisi bu konuya oldukça zaman ayırarak , mesai harcayarak karşılıklı yazışmalarımızla da konuyu inceden inceye ele aldı. Bana da son derece değerli önerileri oldu. Ve sonuç olarak Burak Caney’in ben olmadığım kanaatinden emin olunca Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel’de bu konuda biz teknik bilgisine güvendiğimiz Kazım şimşek’i hakem kıldık ve o ikna olmuşsa bizim için de tamamdır açıklamasında bulundu. DAHA SONRASI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık Mustafa Demirkanlı, Ertuğrul Timur, Yaşam Kaya, Hilmi bulunmaz, Coşkun Büktel çatışması/tartışması son bulmuştu. Tiyatrom kapanmış, Tiyatro Dergisi yeni tasarım nedeniyle uzunca süre yayından çekilmiş, Yaşam Kaya da kabuğuna çekilmişti. Çatışma sürecinin sonlarına, sükunet sürecinin başlarına doğru Burak Caney bir siteyle ortaya çıktı. Resmi bir siteyle üstelik de. www.tiyatrooyun.org adıyla yayına geçti. Artık tiyatrom yoktu, tiyatro dergisi portalı yayın dışıydı ama bu kez alenen ve açıkça Burak Caney resmi sitesiyle Hilmi bulunmaz ve Coşkun Büktel çatışması sürecekti bir süre daha. Bu süreçte beni en çok hayal kırıklığına uğratan Üstün Akmen, Orhan Aydın, hatta çok sevgili mizahçı dostum Cihan Demirci ve gibi isimlerin bu ne idüğü belirsiz kişi yada kişilerce çıkarılan ve artık hileleri çok net ortaya çıkmış tiyatro sitesine yazı yazması oldu. Hatta Özdemir Nutku hoca dahi açık destek vermiş, Tuncer Cücenoğlu başyazar gibi yer bulmuştu. Hayal kırıklığı diyorum çünkü bu kişiler tiyatrom’a yazarken bir değer yarattığımı ve bu kişilerin de bu yaratılan değerden dolayı tiyatrom’a yazdıklarını düşünürdüm hep bu da bana motivasyon olurdu. Oysa bu kişiler daha dün bir bugün iki ortaya çıkan bir siteye , üstelik de yayıncısı belirsiz bu siteye de hiç düşünmeden yazabiliyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci hayal kırıklığım ise daha birkaç aylık bir yayın olan ve yayıncısı sanal bir kişilik olan www.tiyatrooyun.org a Türkiye tiyatrolar Birliği bir ödül vermeyi uygun buluyordu ve bunu da sosyalist bir tiyatronun yönetmeni Orçun Masatçı öneriyordu. Bu aslında beni hiç ilgilendirmeyen durum olsa da gerçekten 8 yıl gece gündüz tiyatro yayıncılığına emek vermiş benim için hayal kırıklığıydı, zira her şey bu kadar kolay ve basit olmamalıydı. Sanıyorum ki o an Burak Caney adlı kişiye duyduğum öfke Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel’in montajlarını gördüklerinde Burak Caney’e duydukları öfkeden de büyüktü. Bu ödülün üzerine yazdığım kınama yazısını ne zaman istersen bizde yazabilirsin diyen ne Tiyatrodunyasi.com’a , ne Tiyatronline’a ne de Tiyatro dergisi portalına değil Hilmi Bulunmaz’ın sitesine yolladım, yayınlattım zira kendilerine bir özür borcum olduğunu da düşünüyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En baştan düşünülürse Burak Caney doğru zamanda rolünü oynamayı başarmış, kimini öfkeden kudurtup, kiminin biriken iç patlamasını sömürüp bir anlamda amacına ulaşmıştır. En son aşamada çok kısa bir zamanda adının önünde Türkiye gibi bir geniş çerçeve barındıran Türkiye Tiyatrolar Birliği’nden ödül dahi alabilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BUGÜNE GELİRSEK:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EVET BİZLER DE HİLMİ BULUNMAZ VE COŞKUN BÜKTEL DE BU OYUNA, BU DOLDURUŞA GELDİK. BELKİ SERTLEŞEN BİR POLEMİK OLARAK BAŞLAYIP BİTECEKKEN BU İŞ KÜFÜRLERE HAKARETLERE DEK VARDI. AMA BUGÜN HALEN ARTIK ORTADA OLMAYAN BURAK CANEY BİLİNMEZİNİN BU DEFA COŞKUN BÜKTEL ELİYLE HORTLATILIP ORTAYA ÇIKARILMIŞ OLMASI DÜŞÜNDÜRÜCÜDÜR.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;COŞKUN BÜKTEL NE YAPMAYA ÇALIŞIYOR? DİLİYORSA SESSİZ KALMAMA HAKKINI KULLANIP SORDUĞUM HİÇ BİR SORUYA YANIT VERMEZ, DİLİYORSA TİYATRO DÜNYASI GÖZÜ ÖNÜNDE MAHKUM OLUP SANSÜRCÜLÜĞÜ VE DEZENFORMASYONCULUĞU GÖZE ALABİLİR VE SANSÜRE DEVAM EDEBİLİR. AMA BU KONULARDA SESSİZ KALDIĞI İÇİN YENİDEN BURAK CANEY HAYALETİNİ CANLANDIRMASININ AMACI NEDİR? BUNUN DEVAMINDA YENİDEN KÜFÜRLER Mİ GELECEK? YARIN Kİ BAŞLIĞI BURAK CANEY O…. Ç… DUR VE ERTUĞRUL TİMUR, MUSTAFA DEMİRKANLI (BELKİ YENİ İSİM OLARAK YAŞAM KAYA YERİNE ÖMER F.KURHAN EKLENEREK) BURAK CANEY2DİR Mİ DİYECEKLER?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LÜTFEN YAPMAYIN. BİZ BU FİLMİ İZLEDİK. ARTIK HİÇ KİMSE AYNI FİLME BİR KEZ DAHA KANMAZ, VE BEN ŞAHSEN BURAK CANEY’İ SİZDEN DE FAZLA LANETLİYORUM! ORTAMI KÜFÜRLE HAKARETLE GERMENİN ANLAMI YOK. DİLİYORSANIZ TARTIŞIRIZ, YÜZYÜZE , İKİLİ ÇOKLU, YAZILI.. DİLİYORSANIZ DİLEDİĞİNİZCE SERTLEŞEBİLİR SUÇLAMALARINIZ.. DİLİYORSANIZ DA YANIT VERMİYORUZ GÜNDEMİMİZİ KORUYORUZ DER SESSİZLİĞİ SEÇERSİNİZ. AMA ORTAMI BİR KEZ DAHA HAKARETE KÜFÜRE SAHTE CANAVARLARA BOĞMAYINIZ… &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5687918667431347774-163575081377027843?l=iatp-g.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/163575081377027843'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/163575081377027843'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://iatp-g.blogspot.com/2009/03/dunu-ve-bugunu-ile-tiyatro-yaynclgmzda.html' title='Dünü ve Bugünü ile Tiyatro Yayıncılığımızda Burak Caney Hadisesi'/><author><name>İATP-G</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11330321003142631907</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5687918667431347774.post-7476232159082619666</id><published>2009-03-20T09:33:00.000-07:00</published><updated>2009-03-20T09:35:10.596-07:00</updated><title type='text'>Sansürden Baskıya Altı Aşama</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;A. Ertuğrul Timur- 19 Mart 2009&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Önce "savlamak" kelimesi geçen yazımı bahane gösterip sansür şartı yapmak istediler&lt;br /&gt;2-Sonra birinci dereceden tanığın yazılı beyanını yayınlandığında cevapsız bırakırken sansürlerine bahane şartı yaptılar&lt;br /&gt;3-Daha sonra sadece başlıklarımızın kendi iddialarının manşette olduğu sitelerinde yer alacağını söyleyip ana yazılarımızı gözlerden kaçırmaya çalıştılar&lt;br /&gt;4- En son aşamada artık başlıkların da esas sitelerinde yer almadan okurdan gizledikleri bölgede yayınlanacağını açıkladılar&lt;br /&gt;5- Ama bugün gelinen aşamada esas sitelerinde başlık vermemekten de öte son bir kaç günlük yazılarımı çöplük adını verdikleri okurdan gizledikleri alanda bile yayınlamaz oldular&lt;br /&gt;6- Gerçekleri okurlarının gözünden kaçırmaya çabalayanlar gizli bölümlerde de olsa aramalarda çıkıyor olması nedeniyle artık hiç yayınlamamayı seçmekle de kalmadı, bu gerçekleri yayınlayanları konu dışı noktalardan saldırılarla yıldırmaya sindirmeye çalışıyorlar.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İŞTE SOMUT SORULARA YANIT VEREMEYENLERİN REZİLCE MÜCADELE YÖNTEMLERİNDEN BİR ÖRNEK&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz sorduğumuz onca soru karşısında dut yemiş bülbüle döndü.&lt;br /&gt;En son teketeke de evet dedik ama sanırım ona da cesaret edemeyip kendi tekliflerini yediler.&lt;br /&gt;Gündem konularımızda suskunluğu seçerken hep yaptıkları gibi tartışılan konulardaki somut sorular yerine&lt;br /&gt;Kaçak göçek savaşmayı seçtiler. Tıpkı kaçarken köyleri yakıp yıkarak geri çekilen işgal ordusu gibiler.&lt;br /&gt;Mustafa Demirkanlı'nın dergi kapağının rengine, reklamlarının sayısına ve benim de mizah sitemdeki bir kolaja&lt;br /&gt;takılmak kafalarına balyoz gibi inen sorulardan daha kolay geldi.&lt;br /&gt;Ama bunu yaparken bile çuvalladı, sınıfta kaldı Hilmi bey!&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;1- Bir kere oradaki el ve kol işareti yapan Recep İvedik montaj değil kendi tercihiyle verdiği ve bir çok yayında ve filminde yer almış pozudur&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;2- Recep İvedik'le Recep Tayyip Erdoğan özdeşleştirmesi de geçtiğimiz hafta boyunca bütün medyada yer alan ve Deniz Baykal menşeli bir benzetmedir&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;3- Recep Tayyip Erdoğan'ın seviyesiz tarzı nedeniyle gece 24.00 sonrası yayınlanması önerisi ise SHP'nin RTÜK'e resmi başvurusudur&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;4- Altındaki yazı bir okurumuza aittir&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;5- Hilmi Bulunmaz bunu Ertuğrul Timur'un sanat eseri gibi sunmuştur, elbet sanat eseri sayılabilecek mizah türü de vardır, ama her mizah ürünü sanat için değildir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;6- Hayatta olan her şey tiyatronun da mizahın da kapsamındadır, mahallemizde, sokakta, orada burada bu el , kol işaretini yapan tipler var ise mizah da tiyatro da onları o şekilde canlandıracak, çizecektir. Bu da sıfır sansürcülük iddiasındaki Hilmi Bulunmaz'ın nasıl bir sıfır sansürcü zihniyette olduğunu sorgulatmaktadır. Eğer gerek var ise aynı işareti oyunda yapmaz mıydı merak etmekteyim&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;7- Turgut Özal kendisini bir karikatürde bu şekilde çizen Gırgır dergisini dava etmiş davayı kazanmış ama bir üst mahkeme kararı bozmuştu. Hilmi Bulunmaz'ın da mizahta özgürlükçülük anlamında Özal'dan farkı olmadığını görmüş olduk&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;8- Bir mizah sitesiyle tiyatro sitesi farklıdır ve hitap ettiği kitle de okurken okuyanın hoşgörü toleransı da değişiklik gösterir. Bir mizah sitesindeki "nah" işaretiyle bir tiyatro sitesinde şahıs adı verilerek edilmeye kalkılan küfürleri bir tutmak ancak aymazlıktır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;9- Hilmi bulunmaz Burak Caney adlı şahısın kendileri için yaptığı fotomontajlarla bunu bir tutarak bir kez daha delilsiz kanıtsız ve sırf kafa karıştırmak için aklısıra özdeşleştirme yapmaktadır. Oysa internette yüzlerce fotomontaj yapıp yayınlayan kişi bulmanız mümkündür bu durumda binlerce kişiyi Burak Caney olarak suçlama hakkınız doğardı. Basit bir resim programı kullanabilen herkes fotoğraflarla benzer çalışma yapabilir, Hilmi Bulunmaz yapamıyor ise bu onun yeteneksizliğidir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;10- Bu zoraki özdeşleştirme çabası yazdığım hiç bir soruya konuya yanıt veremeyenlerin ezildikleri konulardan kaçmak için Burak Caney adlı sanal düşmanlarının kanatları altına sığınmasıdır ve bu da çok nettir. Daha önce de benzer özdeşleştirmeler denemiş işi Burak Caney üzerinden başta bizler olmak üzere yüzlerce kişiye sövgülere vardırmıştır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;11- Bütün bunlar Bu kişilerin (Hilmi Bulunmaz-Coşkun Büktel) bundan sonra da cevaplayamadıkları ezildikleri ve deşifre oldukları somut konulara karşı nasıl hilekarca ve türlü çeşitli sözde suçlar, kabahatler imal edebileceklerinin kanıtıdır, ve acizliklerinin somutlanmasıdır. Bundan sonraki imal edecekleri suni suçlamalar için kamuoyunu şimdiden uyarırırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FIKRA GİBİ BİR ANEKDOT&lt;br /&gt;"KÖRLER SAĞIRLAR BİRBİRİNİ YAYINLAR"&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Tiyatro Bölümü Dramatik YAZARLIK bölümü mezunu ama YAZMA SORUNLU Feridun Çetinkaya&lt;br /&gt;fanzininde Rıfkı Demirel'liyi 5,5 satırla değerlendirmiş..&lt;br /&gt;Coşkun Büktel'de Feridun Çetinkaya'nın Rıfkı Demirel'liyi 5,5 satırla değerlendirmesini 7 satırla değerledirmiş&lt;br /&gt;Bunu yaparken de asıl yazının sahibi Rıfkı Demirel'li yi değil 5,5 satırın sahibini övmüş.&lt;br /&gt;Hilmi Bulunmaz'da&lt;br /&gt;Rıfkı Demirelli'yi değerlendiren Feridun Çetinkaya'yı Coşkun Büktel sunuşunu alıntılamış yayınlamış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Bu yazı İATP-G ve tiyatro Dergisi tarafından yayınlanmayabilir, onlar konu dışına, minder dışına kaçmaya çalışırken biz konumuzun ciddiyetini koruyalım, fakat bu sahtakarca savaşım yöntemleri de deşifre edilmeli diye düşünüyorsanız elbette yayınlayabilirsiniz.&lt;br /&gt;Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel de dilerlerse (tamamı) çöplük olan yayınlarının istedikleri bölümünde yayınlayabilirler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5687918667431347774-7476232159082619666?l=iatp-g.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/7476232159082619666'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/7476232159082619666'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://iatp-g.blogspot.com/2009/03/sansurden-baskya-alt-asama.html' title='Sansürden Baskıya Altı Aşama'/><author><name>İATP-G</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11330321003142631907</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5687918667431347774.post-2103690192007525341</id><published>2009-03-18T15:41:00.000-07:00</published><updated>2009-03-18T15:47:14.995-07:00</updated><title type='text'>Büktel Faşizmi</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;A. Ertuğrul Timur - 19 Mart 2009&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son bir haftadır tiyatro kamuoyu coşkun Büktel’i pek çok yönden tanıdı. Kurallarının, prensiplerinin sadece kendi işine geldiğinde prensip olduğunu, ama aleyhinde açıklamalara sıra gelince bütün kurallarının çöpe atılıverdiğine tanık oldu.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;İsim vermeden insanları suçlamam dedi, isim vermeden suçlamalar yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sansüre karşı olduğunu söyledi kendi sansürcülükle kalmayıp sadık müridi Hilmi Bulunmaz’ı da sansür bataklığına sürükledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmadan belgelemeden suçlamalara karşı olduğunu söylerdi, Mehmet Atak’ın iddialarını gündeme getirmekle kalmadı birde Mehmet Atak’dan da ileri taşıyacak yorumlarla belgelemeden, şahitlere sormadan büyük laflar etti, gerçekler karşısında ezildi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendine ait olmayan sözler kendine mal edildiğinde kişileri şerefsizlikle suçlardı, bana ait olmayan cümlelerin bana ait olduğunda direndi, ispatlayamadı ve kendi değer yargılarıyla şerefsizliğini ispatladı. (1,5 yıl öncesinin belgelerini kendinde gururla yeniden yeniden yayınlayan bir adam eğer bu konuda da elinde gerçek belge olsa gururla ve zevkle yayınlardı tabi ki, ama iftira attığı için ispatlayamadı, şerefsizliği tercih etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sansür yapmak için bahane ararken (dünya üzerindeki her sansürcünün kendince haklı olduğu bahaneleri vardır Büktel’de kendi bahanelerini bulmaya çalışacaktı elbette) uyduruktan bir kelime oyunu üzerinden “savlamak” sansürcülüğünü ilan etti, sonra bu bahanenin saçmalığı altında ezildi hemen bunun yerini Trabzon’dan adam getirtme iddiasına dönüştürdü. İddiayla ilgili yazılı beyan Levent Çağlayan tarafından kamuoyuna dönük olarak kendi kaleminden yalanlayamadığını, yalanlamadığını hatırlatalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkalarını okurlarını dezenforme etmekle suçlardı, Mehmet Atak’ın iddialarının asılsızlığı ve asıl Mehmet Atakın beyanlarında tutarsızlık olduğu asla inkar edilemeyecek belge ve şahitlerle ispatlandı, ama okurlarına yeni bilgileri iletmek yerine Mehmet Atak’ın asılsız iddialarını sayfalarında tutarak okurlarını dezenforme etti. Kaldı ki Sansür sadece sansür edilen kişiyi değil okurları da mağdur eden bir uygulamadır ve işte bunun en güzel örneğini de Coşkun Büktel’de gördük. Beni sansürleme bahanesi altında okurlarını yanlış bilgilerle bırakarak mağdur etmeyi seçerek sadece bana değil okurlarını da sansür illetinin mağduru etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Satır satır, paragraf paragraf yanıt vermekten söz ederdi, bırakınız satır satırı en temel sorulara ve suçlamalara yanıt veremedi, bunun yerine kaçamak yapmayı seçti, bizlerin sesini kesmeyi, sansürlemeyi seçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi de kendisi ve yandaşlarının sansürüyle yetinmeyen Büktel tam bir faşizan yaklaşımla yeni bir hamleye girişmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim ve Ömer Faruk Kurhan’ın sesini kendi sitesinde ve sadık sorgusuz sualsiz müridi Hilmi Bulunmaz’ın sitesinde kesen böylece antidemokrat yüzünü gösteren Büktel bununla yetinemedi. Kendisi ve yandaşları bizim sesimizi kesse de bizim sesimiz İATP-G sayfalarının yanı sıra Tiyatro Yayıncılığımızın halen süren en köklü yayını Tiyatro Dergisi portalı da bize özgür sesimizi kamuoyuna duyurmakta yer açtı. İşte burada Coşkun Büktel’in kendi ve yandaşlarının sitelerindeki antidemokratik tutumu faşizme dönüştü. Sadece kendi sansürlemekle kalmayıp, bizlerin sesine yer veren Tiyatro dergisine ve editörü Mustafa demirkanlı’ya saldırıya geçti.&lt;br /&gt;Oysa daha iki gün önce Mustafa Demirkanlı Coşkun Büktel’in övünçle sitesinde yayınladığı dizi reytingini kutlama inceliğini göstermişti. Olumlu, olumsuz hiçbir yorum olmadan kutlamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve yaşanan bu süreç içerisinde Mustafa demirkanlı bazı küçük hatırlatıcı anekdotlar dışında neredeyse hiç bu polemiğe dahil olmamış, tartışmaya girmemiş daha çok mağdur edilmeye çalışılan benim ve Ömer F.Kurhan’ın sesine yer vermiş, ve karşımızdakiler yanıt haklarımıza ya hiç yer vermezken ya da sinsi sansürle gözlerden kaçırırken Mustafa Demirkanlı yine demokrat bir tutumla bu kişilerin iddialarına da yer vermişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani bugün şu aşamada Mustafa Demirkanlı duyarlı ve demokrat bir yayıncının yapması gerekeni yapmıştı. Ama Coşkun Büktel’in Mustafa Demirkanlı’ya saldırması için bu yeterliydi. Kendisiyle ilgili gerçekleri ortaya serdiğimiz yazıları yayınlamış olması yeterliydi. Mustafa Demirkanlı üzerinde müritleri gibi yaptırımı olmayan Büktel bunun yerine saldırmayı tercih etti. Geçmişte kalmış tartışmaları tek yönlü yansıtarak saldırıya geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Coşkun Büktel’e sadık bir mürit olduğunu her fırsatta sergileyen Hilmi Bulunmaz’da Büktel’e bu konuda da gereken hizmete başladı ve kendi çöplüğünden Mustafa Demirkanlı’ya ve Tiyatro Dergisine yoğun bir salıdır başlattı. Zaten Hilmi Bulunmaz’ın ne sosyalist, ne dürüst olmayan yanını çok güzel sergileyen bir gerçeği, Devlet Tiyatrosu yardımı aldığını da ilk kez ortaya çıkaran ve kamuoyuna deşifre eden Mustafa Demirkanlı Hilmi Bulunmaz’ın intikamcı saldırılarına hedef olmaya başlamıştı. Kendisi bu şaibeli devlet yardımını alıp bunu kamuoyundan gizleyerek diğer destek alanlara karşı efelik yapan Hilmi Bulunmaz, bu yardımlar karşılığı ne tavizler verdiğini, kendi iddiasındaki gibi o yıllarda hükümet borazanı olup olmadığını, Diğer devlet yardımı alanları hicvettiği “Çanak yalayan köpeğin” ne derece kendini de yansıttığını açıklamak yerine bunu unutturmayı ve Mustafa Demirkanlı’nın Yasal prosedürlerle ve yasal bir şekilde alınmış reklamları şaibeli göstermeye zaman harcamayı tercih etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büktel gerçekler karşısında, ortaya serilen karakteri karşısında giderek çaresizleşiyor, verecek yanıtı olmadığı gibi insana özgü bir tavır olan özrü de beceremiyor ve bu çıkmaz içinde kuyruğu sıkışmış kedi gibi hırçınlaşıp saldırganlaşıyor. Ama bu tutumu bizleri değil kendisini yok etmekte, eritmekte, tüketmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani nereden bakarsanız bakınız şu son bir hafta Coşkun Büktel isimli zatın tam bir zavallılık sergilediği, zavallılaştıkça da saldırganlaştığı bir süreç oldu. Bu sürecin bana kazandırdığı hiçbir şey yoktur. Ama bu dönem Türk tiyatrosuna önemli bir kazanç sağlamıştır. Bu da kendisini oyun yazarı olarak sunan bir kişinin karakter yapısının net bir şekilde görülmesini sağlamasıdır. Elbette kendisiyle birlikte sansürcülüğe, kanıtsız iddialara sürüklediği müritlerinin de ne olup ne olmadığı daha net görülmüştür. Bu nedenle bu süreç son derece yararlı geçmiştir. Bu kişiler çok güzel bir şekilde deşifre edilmiştir. Şimdi bize düşen tüm bunları bütün tiyatro ve sanat dünyasına olabildiğinde geniş çevrelere yayıp bu gayet net çıkan tablodan olabildiğince geniş kitleleri haberdar etmektir. Zira bu tür kişilerin varlığı herkesin zararınadır. Bu anlamda önümüzdeki günleri Büktel despotizminin, Büktel sansürcülüğünün, Büktel faşizminin ve yandaşlarının gerçek yüzlerini ortaya serme ve buna karşı ortak bir tavır almayı yaygınlaştırma süreci olacaktır. Zira bu despotizm , bu faşizm sadece bize karşı değil zaman zaman bütün tiyatro yayıncılarına ve tiyatro insanlarına karşı tehdit olarak kullanılmıştır, izin verirsek bundan sonra da kullanılacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5687918667431347774-2103690192007525341?l=iatp-g.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/2103690192007525341'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/2103690192007525341'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://iatp-g.blogspot.com/2009/03/buktel-fasizmi.html' title='Büktel Faşizmi'/><author><name>İATP-G</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11330321003142631907</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5687918667431347774.post-2734890822965503794</id><published>2009-03-17T18:28:00.000-07:00</published><updated>2009-03-17T18:33:43.420-07:00</updated><title type='text'>Teke Tek Görüşme Çağrısına Yanıtımdır</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;A. Ertuğrul TİMUR - 17 Mart 2009&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HİLMİ BULUNMAZ’A YANIT&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hilmi Bulunmaz,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esasen kamuoyu önünde yazılı beyanla yaptığım teklifin yine kamuoyu önünde yazılı beyanla yanıtlanmasını etik olarak yapmanızı zorunlu görürdüm. Zira yazılı belge taraflarca eşit oranda muhafaza edilebilerek kayıt altına alınabilir. Oysa videolarınızın kontrolü siz de olduğu gibi teknik birtakım uğraşlar verilmeden flash dosyasına dönüşmüş videonun tarafımdan kayıt altına alınması mümkün olmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan videolarınızın izlenilirliğini tartışma konusu yapmak istemiyorum. Siz sayıları oldukça kabarık görüp bir hayli memnun olsanız da bu sayıların nasıl artığı malumunuzdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VİDEOLARINIZIN İZLENİLİRLİĞİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Videoların çok rağbet gördüğü günümüzde yüzlerce video sitesi sizin iradeniz dışında da olsa internette buldukları binlerce videoyu abuk sabuk başlıklar altında yayınlayabilmekte ve insanlar da ne olduğunu bilmeden önce merak edip tıklayıp ardından umduğunu bulamayıp birkaç saniye sonra kapatabilmektedir. Bunu geçen yıl itibarıyla sizin aleyhinizde propaganda yapan Burak Caney ya da Caneylere ait tiyatrooyun.org adlı site ispatlamış ve size ait oldukça ciddi videoların nasıl seks ve mizah videoları arasına yerleştirildiğini pek çok adresle göstermişti. Elbette ben zaten varlığı ve tarzı hepimiz tarafından ortak payda ile lanetlenmiş Burak Caney’e ait bu sitenin iddia ettiği gibi sizin ya da Kazım Şimşek’in iradesiyle yapılan bir hile olduğunu düşünmüyorum. Bu da o kişi ya da kişilerin sizi karalamak için kullandığı bir fırsat olarak kullanılmıştı o kadar. Ama bir şeyi de ortaya çıkarmıştı ki internet ortamına yüklediğiniz videolar, -sizin tercihinizle olmasa da- otomatik video tarama motorları ile alınıp onlarca abuk sabuk siteye servis ediliyor. Böylece de o onlarca siteden de merak edip tıklayanlarca da hit alıyorsunuz. Bu nedenle ben kendime ait videolarımı hiçbir video yayınlama sitesinde yayınlamıyor kendi host alanımda (Medyanoz.net) kendim yayınlıyorum. Video yayınlamaya önem verdiğiniz için size de öneririm. Evet izlenilirliğiniz bir hayli düşebilir salt kendi alanınızda yayınlanacağı ve kopyalanamayacağı için ama hiç olmazsa seks sitelerinde abuk sabuk yerlerde görünmemiş olursunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİR DİĞER YÖNDEN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğal olarak ister iradeniz dışında bu tür yerlerde insanların karşısına videolarınızın çıkmasıyla oluşan video trafiği, ister kendi sitenizden bilerek isteyerek tıklayanlar olsun bu videolara bir kez tıkladığında videonuzun hiti artar. Bunlar 71 dakikanın tamamını oturup izlemiş midir yoksa onuncu saniyede kapatmış mıdır bunu ne siz ne de o video siteleri belgeleyemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğal olarak da 71 dakikalık videonun herhangi bir dakikasında geçen ve 71 dakikalık videonun üç beş saniyesinde söylenilip geçilen bana cevabı ben izlemediğim gibi (Çünkü 71 dakikamı ayıracak kadar değerde bir üretimde bulunduğunuzu düşünmüyorum.) pek çok okurun bunun tamamını izlediğinden de kuşkuluyum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolaysıyla,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben size yazılı çağrıda bulunmuşsam bunun yanıtını aynı zeminde ve aynı netlikte yazılı olarak almak isterim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salon ortamında seyirci önünde tartışmaktan kaçınmanızı anlamakta güçlük çekmekteyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salonun seyirci dengesizliği gibi bir bahane ardına sığınıyorsanız dilerseniz bunu eşit sayıda seyirci davet etme şartına bağlayabiliriz. Bu 30’ar kişi de olabilir 100’er kişi de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnızlığınızı vurgulamanızı da anlamış değilim. Zira senelerdir tiyatro yapıyorsunuz, senelerdir google üzerinden paralı reklamlarla öğrenci topluyorsunuz. Nerede bunca yılın birikimi öğrencileriniz? Nerede şu bugün şu kadar okunduk dediğiniz okurlarınız? Nerede Coşkun Büktel’in kitaplarını sattığı kitle? Nerede 10 yıldır propagandasını yaptığı konuda taraftarları?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salonda da örneğin hani şu çok tartışmasız kanıt dediğiniz Özdemir Nutku videosunu izletip ne kadar tartışmasız olduğunu salondaki seyirciden soracağız ve benim tiyatromda hileli saydığınız anketimi orada gerçek zamanlı yapacağız. Ben de kendi iddialarıma yönelik şahitleri belgeleri yayınlayacağım. Sizin yazılı olarak sorduğum ve yanıtlamadığınız soruları yüzünüze soracağım tabi siz de bana. Ve kararı izleyenlere bırakacağız. Bence bu teklifi bir daha düşünün bir sosyalist olarak kitlelerden korkmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi Büktel’in bizim yalnızlığımız vurgusu arabesk bir acındırma değil mi? Eğer bu yalnızlık acındırma içeren bir durumsa bu acınılası yalnızlığa acaba “neden?” diye sorgulamanızı yapıyor musunuz? Ve diyelim ki yalnızsınız ve Büktel, siz, Feridun Çetinkaya, Mehmet Atak üç beş kişiden ibaretsiniz. Yine de insan haklı olduğuna inandığı konuda hiçbir zeminde çıkıp doğrularını dile getirmez mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette bunlar uzun uzadıya sorgulanacak konular ama ben bu sorgulamayı önce sizin kendi içinizde yapmanızı önererek konumuza dönüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KABUL!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz benim önerimden kaçtınız, ben sizin önerinizi kabul ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak yazılı beyanıma, yazılı çağrıma yazılı yanıt verdiğiniz takdirde sizinle ve Coşkun Büktel ile yüz yüze teke tek görüşme teklifinize karşılık önerimi sunuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüşme sizin değil benim stüdyomda yapılacaktır. (Takdir edersiniz ki videoyu pek sevip sık sık kulansanız da bir tek sizde video yok.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim kullanımıma ait yarı profesyonel, HD kalitesinde iki adet kamerayla, yeterli ses, mikrofon ve ışık donanımına sahip stüdyomda reeltime DVD kayıtlı olarak yapılacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüşme esnasında sizin talebinize uygun olarak hiç kimse bulunmayacak bir gün ya da aynı günün değişik zaman dilimlerinde sadece Coşkun Büktel-Ertuğrul Timur, bir diğer zaman diliminde ise Hilmi Bulunmaz-Ertuğrul Timur’un katılımı ile olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüşmelerimizde masa üzerinde internet bağlantısı olacak, ihtiyaca göre internet üzerinden kanıtlar görüntüye girebilecek, konuşmacılar gerek duyuyorsa diğer belgelerini (video kaydı resim, belge vb gibi) projeksiyon sunumu ile yansıtarak kayda girmesini sağlayabileceklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüşmenin hiç kesintisiz, hiç montajsız kaydı görüşme bittikten 15 dakika gibi kısa bir süre sonra 10 adet çoğaltılıp sizin ve benim imzamla zarflanıp imzalarla mühürlenerek bu 10 kopya size, bana, Coşkun Büktel’e ve konuyla ilgilenen tiyatro yayınlarına teslim edilecektir. Bu yayınları herkes dilediği yayın organlarını, internet TV’leri gibi ortamlarda değerlendirme ve kamuoyuna sunma hakkına sahiptir. Zaten bu gibi kamusal alanlarda yayınlanması işinize gelmeyecekse baştan kendinize güvenmediğiniz anlamına gelecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı ya da benzer teknik şartları sağladığınız takdirde elbette önereceğiniz başka mekanları da değerlendirmeye alabiliriz. Fakat gerçek zamanlı kayıt ve görüşmenin hemen ardından kısa sürede çoğaltılıp ortak imzayla mühürlenip belirlenen yerlere teslimi şartı olmazsa olmaz şartımdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüşmeler karşılıklı belli sayıda soru yönelterek ve her bir soruya belli süre tanıyarak yapılabilir. (Örneğin siz bana ben size 10’ar soru ve her bir soru için 10’ar dakika yanıt hakkı gibi. Bu müzakere edilerek karara varılabilir.) Tüm sorular bittikten sonra belirli sürelerle her iki tarafın serbest değerlendirmesi için belirli bir final süresi konuşma hakkı tanınacaktır. Konuşma sıralaması kura ile tespit edilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihe yazılı belge olması açısından önce teketek görüşme çağrınızı, sonra da bu yanıtımı ve yanıtınızı YAZILI OLARAK bekliyorum.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5687918667431347774-2734890822965503794?l=iatp-g.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/2734890822965503794'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/2734890822965503794'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://iatp-g.blogspot.com/2009/03/teke-tek-gorusme-cagrsna-yantmdr.html' title='Teke Tek Görüşme Çağrısına Yanıtımdır'/><author><name>İATP-G</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11330321003142631907</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5687918667431347774.post-392970251559710878</id><published>2009-03-17T17:15:00.000-07:00</published><updated>2009-03-17T18:33:22.490-07:00</updated><title type='text'>Coşkun BÜKTEL Ya Düşündüğümüz Kadar Bile Zekaya Sahip Değil, Ya Da “ŞEREFSİZLİĞİNİ” Kendi Eliyle Tescil Etti…</title><content type='html'>&lt;div class="cntUnit"&gt;&lt;p style="font-weight: bold; color: rgb(102, 102, 102);"&gt;A. Ertuğrul Timur - 16 Mart 2009  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Dün (15 Mart 2009) itibarıyla &lt;a href="http://www.tiyatrodergisi.com.tr/detay.php?hng=687"&gt;Coşkun Büktel’e bir  açık mektup&lt;/a&gt; yayınlamıştım. Bu açık mektubun nedeni Mehmet Atak’ın  iddialarını araştırmadan yayınlayan ve okurlarını dezenforme eden Coşkun  Büktel’e bana karşı değil, okurlarına karşı sorumluluk duymuyor musun? Ortaya  çıkan yeni gerçeklerden okurlarının haberdar olması gerektiğini düşünmüyor  musun? Sansür sadece yapılan kişiyi değil habersiz bırakılan okurları da mağdur  eder gerçeğinden yola çıkarak hadi benim senin açından hiçbir değerim yoksa da  okurlarını doğru bilgilendirmek adına bir açıklama yapmak zorunda değil misin  sorularını yöneltmiştim.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bu sabah itibarıyla (16Mart 2009) Coşkun Büktel GÜYA bir yanıt verdi bana.  Nasıl bir yanıtsa içerisinde Mehmet Atak’ın adı dahi geçmiyor. Esas konuya dair  tek satır yok. Peki &lt;a href="http://www.tiyatrodergisi.com.tr/detay.php?hng=688"&gt;Coşkun Büktel’in GÜYA  cevabında&lt;/a&gt; ne var?  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Benim seyirci önünde canlı polemik önerime Hilmi Bulunmaz’ın teketek görüşme  teklifi var ve benim de hiçbir zaman dile getirmediğim bazı sözlerin bana mal  edilmesi vardı.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Coşkun Büktel yazısında  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;“Bizim "yalnızlığımıza" güvenerek, bize seyirciler önünde tartışma önerisi  getirmiş olan iftiracı Timur, çöpe attığımız yazılarından birinde, Hilmi  Bulunmaz'ın korkup o öneriyi reddettiğini söylüyor. Yani yine iftira atıyor”&lt;/i&gt;   &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Oysa bu bana mal ettiği cümleleri ben hiçbir zaman yazmamıştım. Kendimden  oldukça emindim çünkü benim kamuoyunda “yazılı olarak” yaptığım çağrıya yine  kamuoyu önünde “yazılı yanıt” beklemeyi ilke olarak doğru bulduğum için cevap  verilmemiş saydığım için bu konuda tek kelime etmemiştim. Bu nedenle Büktel  cevaplayamadığı soruların, Mehmet Atak konusunda düştüğü güçlüğün ızdırabı  içerisinde artık sapla samanı karıştırmaya ve bana ait olmayan sözleri bana mal  etmeye başlamıştı. Kendimden oldukça emin tavırla, ve bu kez onların diliyle  &lt;b&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/%E2%80%9D" hng="688”" tr=""&gt;“Büktel bu  iddiaların bana ait olduğunu ispatla! İspatlayamazsan şerefsizsin”&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;  dedim.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Tabi benim olmayan bir cümleyi benim hiçbir yazımda bulamayacağı için Büktel  blöf yaparak yine kaypaklık yapmayı ve zaman geçirip konuyu atlatmayı umdu. Bu  nedenle de &lt;i&gt;“Timur, bu yazımın aşağıdaki "NOT" bölümündeki açıklamalarıma  karşı, “Kanıtlamazsan Şerefsizsin” başlıklı bir cevap yazısını derhal yazmış ve  Mustafa Demirkanlı da derhal basmış. Timur, eğer kanıtlarsam, o durumda hangi  alçağın "şerefsiz" olacağını belirtmeyi unutmuş. Kanıtlamak için, bunu  belirtmesini bekliyorum.”&lt;/i&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Derhal gereken yanıtı verdim. Senin için ne geçerliyse benim için de aynısı  geçerlidir. Sen bu cümleleri benim yazımda bul göster, ben “Yanılmışım Büktel  haklıymış özür diliyorum” diyeceğim ya da şerefsizliği kabul edeceğim. Veya sen  bu bana ait olmayan yazıları bulamazsan kanıtlayamazsan aynı şekilde  “Yanılmışım, Timur haklıymış özür diliyorum” diyeceksin ya da şerefsizliğini  kabul edeceksin. &lt;b&gt;İşte bu kadar net bir yanıt.&lt;/b&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Ama Büktel elbette bana ait olmayan bu yazıyı bulup kanıtlayamayacağından ve  özür dilemek gibi , yanılmışım demek gibi insani duygulardan bihaber olduğu için  yine kıvırmayı tercih etti. İnsanlıktan nasibini almış her insanın yapması  gereken yanılmışım, başkasının (Ömer F.Kurhan’ın) yorumunu, sözlerini Ertuğrul  Timur’a mal etmişim bu konuda Timur haklıdır, düzeltir özür dilerim” demekti.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Ama bırakınız birbirinden önemli konularda Büktel’in dürüst davranmasını, bu  kadar basit bir maddi hatadan dolayı dahi özür dileyemeyecek kadar zayıf  karakterde ve insanlıktan uzakta.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bunun yerine ne yazmış?  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;“Timur, aşağıdaki net soruma "net olmayan bir yanıt" gönderdi. Timur'un  net olmayan yanıtını yine "Timur'un çöp kutusunda" yayınlıyoruz. Timur'un bundan  sonraki sataşmalarını, (artık şeref ve haysiyetten bile bahsetse) yine çöp  olarak yayınlayacak, ama (Timur aşağıda açıkladığımız Trabzon iftirasıyla ilgili  şartımızı yerine getirinceye kadar) bu çöplerin duyurularıyla ana sayfamızın  gündemini bir daha işgal etmeyeceğiz.”&lt;/i&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Benim yanıtımı net değil dememek ben bu yanıtı anlamadım demek. Bu denli net  bir yanıtı anlamadığını itiraf etmek ise “Ben aptalım” demekle eşdeğer. Bu  durumda ister istemez aklımıza gelen Coşkun Büktel ya sandığımız kadar bile zeka  seviyesine sahip değil ki bu yanıtı anlayamıyor, ya da Şerefsizliğini kendi  eliyle tescil etmiş oluyor. Ve bu şerefsizlik payesi altında ezilirken de  sansürcülüklerinin dozunu bir kat daha artırdığını da resmen ilan etmiş oluyor.  Elbette ki zaten aslı kanalizasyon olan sitelerinin çöp bölümü de beni  ilgilendirmiyor ve zaten ben düşüncelerimi tiyatro kamuoyuna ulaştırıyorum,  fakat sansürcülüklerinin ve Büktel&amp;amp;Bulunmaz faşizminin gün be gün artışına  belge bırakıldığı için altını çiziyorum.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bir kez daha açıkça ve net şekilde yineliyorum :  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Coşkun Büktel  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Senin için ne geçerliyse benim için de aynısı geçerlidir. Sen bu cümleleri  benim yazımda bul göster, ben “Yanılmışım Büktel haklıymış özür diliyorum”  diyeceğim yada şerefsizliği kabul edeceğim. Veya sen bu bana ait olmayan  yazıları bulamazsan kanıtlayamazsan aynı şekilde “Yanılmışım, Timur haklıymış  özür diliyorum” diyeceksin yada şerefsizliğini kabul edeceksin. &lt;/b&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Büktel,  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Ya bu kadar net bir cevabı anlayamayacak kadar zeka sorunlu olduğunu, ya da  bu kadar basit bir konuda basit bir maddi hatandan dolayı özür dileyemeyecek  kadar insanlıktan uzak ve şerefsiz olduğunu sergileyeceksin. Haydi bakalım  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Ve sana bir teklif daha:  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Eğer orta zekadaki herkesin rahatlıkla anlayabildiğini sen hala  anlayamadığını ve net olmadığını iddia ediyorsan buyur sen yaz ben  tekrarlayalım. Ama yapamayacaksın… Mide spazmları geçireceksin, kıvranacaksın  ama tüm bu çektiğin ızdırabı basit bir insani eyleme, özür dileme ve düzeltme  eylemine tercih edeceksin. Yazık…  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Büktel,  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Gerçekten bu denli biçare ve zavallı duruma düşmeni ben dahi arzulamazdım.  &lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5687918667431347774-392970251559710878?l=iatp-g.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/392970251559710878'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/392970251559710878'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://iatp-g.blogspot.com/2009/03/coskun-buktel-ya-dusundugumuz-kadar.html' title='Coşkun BÜKTEL Ya Düşündüğümüz Kadar Bile Zekaya Sahip Değil, Ya Da “ŞEREFSİZLİĞİNİ” Kendi Eliyle Tescil Etti…'/><author><name>İATP-G</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11330321003142631907</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5687918667431347774.post-3836767890692201610</id><published>2009-03-17T13:36:00.000-07:00</published><updated>2009-03-17T15:29:09.248-07:00</updated><title type='text'>A. Ertuğrul Timur, bugün (16 Mart 2009) bana bir açık mektup göndermiş.</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Coşkun BÜKTEL - 16 Mart 2009&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Timur'un hiçbir yazısını yok etmedik, etmiyoruz. Biz de, (tıpkı bizden ve "sıfır sansür" ilkemizden nefret ettikleri için 3. Abdülhamid lakaplı sansürcü Timur'u destekleyen sansürcü sitelerin yaptığı gibi) Timur'un "yazılarını"(!) ayrı bir bölümde yayınlıyor; ama sansürcü sitelerden farklı olarak, yayınladığımız Timur iftiraları hakkında okurları uyarmak amacıyla, o iftira bölümüne, "Timur'un Çöp Kutusu" adını veriyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşağıda bir kez daha alıntıladığımız şartımızı yerine getirmediği sürece (yani ona zarar vermek için "mafyatik yöntemlerle Trabzon'dan adam getirttiğimiz iftirası" için belge göstermediği veya bizi tatmin edecek ifadelerle özür dilemediği sürece) Timur'un yazılarına çöp muamelesi yapmaya ve onları yalnızca  "Timur'un Çöp Kutusu"nda yayınlamaya devam edeceğiz. Timur'un "çöpleri" arasında, okurları kandırabilme ihtimali bulunan herhangi bir iftiraya rastlarsak, cevap veririz. Ama Timur'un onlarca sayfalık hacma ulaşan "çöplerindeki" her iftirayı cevaplamak zorunda değiliz. Timur'un iftira kuyusuna attığı her taşı ille de çıkarmaya çalışmak pek akılcı bir çaba olmazdı. Azılı sansürcülerin bize yönelttiği "sinsi sansürcü" iftirasına nasıl gülüp geçiyor ve aldırmıyorsak; herkesin her şeyi görmekte olduğuna inanarak, kafatasının içinde beyin yerine pirzola bulunmadıkça herhangi bir insanın o salak iftiraya kanacağını nasıl düşünmüyorsak; şu an itibariyle Timur'un ipe sapa gelmez iddia ve iftiralarını cevaplamak için mesai harcamaya gerek olduğunu da aynen öyle düşünmüyor ve unutmuş numarası yapan Timur'a şartımızı bir kez daha anımsatmayı yeterli buluyoruz:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;"Ama şimdi Timur, bu açıklamamıza da cevap vermek isterse, bu kez, mafya olduğumuza ve ona zarar vermek üzere Trabzon'dan adam getirttiğimize dair iftirasını (öyle iki şahitle filan değil, bizim Özdemir Nutku iftirasını kanıtlayan delillerimiz kadar) inandırıcı delillerle belgelemek, ya da "bizi tatmin edecek ifadelerle", özür dilemek zorundadır." &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;(Kaynak: Büktel, "Hiçbir şeyden çekmedi kurduğu yanlış ittifaklardan çektiği kadar")&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;NOT:&lt;/b&gt; Bizim "yalnızlığımıza" güvenerek, bize seyirciler önünde tartışma önerisi getirmiş olan iftiracı Timur, çöpe attığımız yazılarından birinde, Hilmi Bulunmaz'ın korkup o öneriyi reddettiğini söylüyor. Yani yine iftira atıyor:&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bulunmaz, öneriyi reddetmedi. Hem kendisi hem de benim adıma, Timur'a kameradan verdiği cevapta (Bakınız: Bulunmaz, "8 Mart 2009 tarihli konuşma") bir karşı öneri getirdi: Timur'a, seyirci önünde ve tribün gürültüsü altında değil: kamera karşısında ve "teke tek" tartışalım, dedi. İster benimle, ister Büktel'le tartışabilirsin, dedi. Benimle tartışırsan orada Büktel olmaz, Büktel'le tartışırsan orada ben olmam; tartıştığımız mekanda, kamera başında durması için bile üçüncü bir kişi olmaz, dedi.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Ama İATP-G ve Mustafa Demirkanlı tarafından bugünlerde adeta bayrak yapılan, Demirkanlı tarafından "efsane yayıncı" olarak tanımlanan Timur; arkasında birileri bulunmadıkça benim ya da Hilmi'nin karşısına çıkmaya cesaret edemediği için, öneriyi asıl kendisi reddetmiş olduğu halde; "Hilmi'nin korkup öneriyi reddettiğini" açıklamayı tercih etti.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Hey gidi, İATP-G!... Hey gidi "koca" Boğaziçi Üniversitesi!...&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5687918667431347774-3836767890692201610?l=iatp-g.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/3836767890692201610'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/3836767890692201610'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://iatp-g.blogspot.com/2009/03/ertugrul-timur-bugun-16-mart-2009-bana.html' title='A. Ertuğrul Timur, bugün (16 Mart 2009) bana bir açık mektup göndermiş.'/><author><name>İATP-G</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11330321003142631907</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5687918667431347774.post-2165489659267397926</id><published>2009-03-15T18:09:00.000-07:00</published><updated>2009-03-15T18:14:03.076-07:00</updated><title type='text'>Coşkun Büktel’e Açık Mektup</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;" id="lyrAll"&gt; &lt;div class="clearfix" id="lyrMain"&gt; &lt;div class="clearfix" id="mainContent"&gt; &lt;div class="cntUnit"&gt;&lt;p style="font-weight: bold;"&gt;A. Ertuğrul Timur - 16 Mart 2009  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Coşkun Büktel,&lt;br /&gt;Beni ve yazdıklarımı önemsemiyor görünsen de  cevaplayamayıp altında ezildiğin sorular karşısında nasıl bir ruh halinde  olduğunu ana sayfanda çok net sergiliyorsun.&lt;br /&gt;Fakat neden ana sayfanda yer  verdiğin benim eski düşüncelerimi aramak için bu kadar uğraşıyorsun ki?&lt;br /&gt;Neden kendini bunca yormak? Çünkü ben bunların hepsini bugün yine  söylüyorum.&lt;br /&gt;İste, ben hepsini yeniden yazayım.&lt;br /&gt;Zaten Feridun  Çetinkaya'ya verdiğim yanıtta da vardı.&lt;br /&gt;Sadece şu farkla ki, ben o dönem ne  gibi nesnel şartlar altında bu noktaya geldiğimi de anlatıyordum,&lt;br /&gt;sizin bana  karşı tuzaklarınızı tutumlarınızı ve bunun karşılığında benim de olabilecek en  insani tepkiyle "sizi yok saymayı ve sizinle ilgili bir tek yazıya bile yer  vermeyeceğimi" açıklayarak.&lt;br /&gt;Zira senin gerektiğinde hakkında övgü bile olan  satırları cevap hakkı diye kullanmak için yaptığın ayak oyunlarını çok iyi  biliyoruz hepimiz. Bu durumda da içinde Coşkun Büktel geçen hiç bir yazıya yer  vermeme, var olanları da silmeyi tercih etmiştim ki hiç bir yayıncı bir yazıyı  yayınlarken bu yazıyı ben sonsuza dek tutmakla yükümlüyüm gibi bir şartla  yayınlamaz. Güncellendikçe eski sayılarını arşivlemeyen onlarca site vardır.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Coşkun Büktel,&lt;br /&gt;Nereye kadar kaçabileceğini sanıyorsun?&lt;br /&gt;İşte bir kez  daha sorularla sıkıştın, bir kez daha insanlar delil diye tutturduğun videoyu  izlemesine rağmen hiç de yüzde yüz tartışmasız hak vermedi sana. Ve hiç kimse de  sandığın gibi aptal değil. Eğer öyle olsa on yılda taraftar sayın bir elin  parmaklarını geçmez miydi?  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Coşkun Büktel,&lt;br /&gt;Artık ne zaman gerçeklerle yüzleşmekten kaçmayacaksın? Ne  zaman kafanı kendi kumundan çıkarmaya cesaret edeceksin?&lt;br /&gt;Ve ne zaman azıcık  da olsa dürüst olmayı deneyeceksin?  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Coşkun Büktel,&lt;br /&gt;Hadi diğer bütün her şeyi bir yana bırak,&lt;br /&gt;Mehmet  Atak'ın iddialarını yayınladın ve hala ana sayfanda. Ve bu iddialar tarafımdan  çürütülmekle kalmadı Mehmet Atak'ın dürüstlüğü hakkında ciddi şüpheler uyandıran  kanıtları ortaya çıkardı.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Coşkun Büktel,&lt;br /&gt;Hadi beni boşver,&lt;br /&gt;benim yanıt hakkımı da boşver,&lt;br /&gt;bana yapman gereken açıklamayı da boşver,&lt;br /&gt;Mehmet Atak’ın ipiyle kuyuya  inip beni itham etmenden dolayı benden dilemen gereken özürü de boşver,&lt;br /&gt;hatta bu da dahil beni al kendi kafandaki çöp kutusuna fırlat at.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama az ama çok bir okur kitlen var ve o okurlarına özür borçlu değil misin?&lt;br /&gt;O okurlarının da ortaya çıkan belgelere göre yeni gerçekleri okumak hakları  değil mi, nerede insana saygın?&lt;br /&gt;Bir yazara yakıştı mı bu gerçeği insanlardan  saklamak?&lt;br /&gt;Bu dezenformasyon olmadı mı şimdi?&lt;br /&gt;Hoşuna gitmedi diye  yayınlamamak var mı?&lt;br /&gt;Bu senin tarihine kirli bir sayfa olarak kazınmayacak  mı?&lt;br /&gt;Bunun vebalini taşıyabilecek misin her zaman karşına çıktığında  ezilmeyecek misin?  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Coşkun Büktel,&lt;br /&gt;Bunu yayınlaman bana hiç bir şey kazandırmaz,&lt;br /&gt;senden  gelecek özür de bana bir şey kazandırmaz,&lt;br /&gt;Ama senin onurundan dürüstlüğünden  çok şey götürür!&lt;br /&gt;Bu doğrular ulaşması gereken kitleye kat kat fazla kişiye  ulaştı&lt;br /&gt;o nedenle bana bir şey kazandırmaz&lt;br /&gt;Hatta sen ortaya çıkardığım  belgeleri görmezden gelip diliyorsan onlar hiç yokmuş gibi yarın yine Mehmet  Atak'ın yazdıklarını manşet yap&lt;br /&gt;Ben bundan çok mutlu olurum çünkü seni biraz  daha tanıtmaya ve ne olup ne olmadığını anlatmaya çok güzel bir örnek daha olur.   &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ne kadar okurun olduğunu ikimiz de biliyoruz.&lt;br /&gt;Arka sıradakiler dizisinin  sadece TV reytingi değil senin sitenin reytingini artırdığını da ikimiz de  biliyoruz.&lt;br /&gt;Boşuna mı arka sıradakiler dizisinden bahsettiğin gün birden  reytinginin artıp rekor kırdık diye sevinmen?&lt;br /&gt;Elbette ki arama motorlarında  bu dizinin hayranı Avrupa'lının teenage dediği muzip dille zıpçıktı denilen yaş  grubu bu diziyi , dizideki oyuncu adlarını yazıp arattıkça senin sitende çıkıyor  ve tıklıyorlar. Ve sen de reytingim artı diye seviniyorsun. Oysa ki bu şirin  zıpçıktıların bu senin gri soğuk sitende polemiklere boğulmayıp Arka  Sıradakiler’le ilgili ne var diye bakıp çıktıklarını sen de biliyorsun. Yok  inanmam diyorsan sana ispatlarım da..  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yani tiyatro çevrelerinde yaratacağın yankı on yıldır olduğu gibi bir çay  kaşığı suda fırtına yaratmaktan öte olmayacak ama boşu boşuna onurunu bir kez de  bu nedenle zedeleyeceksin hepsi bu. Tabi eğer senin için hala onur kelimesi bir  anlam ifade ediyorsa  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Evet ben seni uyardım, insanlık görevimi yaptım, gel daha fazla onursuzlaşma,  bu sansürcülüğün bana hiç bir şey kaybettirmez ama az da olsa okurlarından  gerçeği ve iddialarının cevabını saklaman dezenformasyondur, sansürdür.&lt;br /&gt;Sen  benim nesnel nedenlerini açıkladığım sana yönelik kısıtlamalarımı sansür mü  sayıyorsun?&lt;br /&gt;Tamam diyelim ben sansürcüyüm&lt;br /&gt;Ama bu senin sansürcülüğünü  temize çıkarır mı?  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tarihe bütün olumsuzluklarının yanında şimdi de sansür ve dezenformasyonunla  geçiyorsun.&lt;br /&gt;Hayırlı olsun.&lt;br /&gt;Bugün 16 mart 2009.&lt;br /&gt;Tarihe not düşelim.&lt;br /&gt;Coşkun Büktel Mehmet Atak'ın yazılı beyanını araştırmasız ve tereddüt  etmeden yayınlayarak ve üzerine yorum girerek okurlarını yönlendirmiş, fakat bu  iddiaların asılsızlığı bir yana Mehmet Atak’ın yazdıkları ve dile getirdikleri  ile gerçekleri beyan etmediği gayet net ortaya çıkmışken Coşkun Büktel bunu  görmezden gelmeyi ve okurlarını yanıltmayı tercih ederken sansürcülüğünü de  dezenformasyoncu yanını da bir kez daha sergilemiştir!  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Coşkun Büktel,&lt;br /&gt;Şimdi bu yazdıklarımı çöpe atabilirsin.&lt;br /&gt;Gereken  yerlere mesaj ulaşmıştır, ulaşacaktır.&lt;br /&gt;Senin nezdindeki değeri benim değil  ancak senin değerini, senin dürüstlüğünü gösterecektir ve bu çöp kutusu ise  aslında çöpe attığın kendi onurundur!  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;Ertuğrul Timur&lt;/b&gt; - 16 Mart 2009 &lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5687918667431347774-2165489659267397926?l=iatp-g.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/2165489659267397926'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/2165489659267397926'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://iatp-g.blogspot.com/2009/03/coskun-buktele-ack-mektup.html' title='Coşkun Büktel’e Açık Mektup'/><author><name>İATP-G</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11330321003142631907</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5687918667431347774.post-6397536348835380573</id><published>2009-03-14T10:25:00.000-07:00</published><updated>2009-03-14T10:26:44.329-07:00</updated><title type='text'>TİYATROM'U Dezenformasyon ve Sansürle Suçlayan Mehmet ATAK'a Ertuğrul TİMUR'un Belgelerle Yanıtı</title><content type='html'>&lt;p style="text-align: justify;"&gt;YALANCI KİM?&lt;br /&gt;SİBEL Mİ, MEHMET Mİ, YOKSA HERKES Mİ?  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;"Yalancının ipiyle kuyuya inen kuyuda boğulur."&lt;/i&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Merhaba,  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;İddialarında kendilerine hak vermediğim için Tiyatrom'u ve beni sansürcü ilan  etmek için 1,5 yıldır yoğun çaba ve mesai harcayan, bu amaçla adeta yıldırma,  baskı politikaları uygulayan, bunlardan da öte işi eşkiyalığa dek vardıran,  mafyatik yöntemlere dek götürmeyi deneyen ama gerçeği balçıkla sıvayamadıkları  gibi kendi iki yüzlülükleri, bencillikleri, çifte standartçılıkları ve en  nihayetinde benim ve Ömer F.kurhan'ın sesini kesme çabalarıyla sansürcü  kişilikleri artık ayan beyan ve tartışma götürmez şekilde gün yüzüne çıkmıştır.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;En son Tiyatro Dergisinde yayınlanan belge ile sözde sosyalist olduğunu iddia  eden kişinin, sosyalistlik bir yana dürüst dahi olamadığı, iki yüzlü çifte  standartçı yüzü bir kez daha sergilenmiştir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;İşte bu ikili (Coşkun Büktel ve sadık müridi görüntüsü yansıtan Hilmi  Bulunmaz) 1,5 yılı aşkın zamandır tiyatro dünyasının sevilen sitesi TİYATROM'a  sansürcülük yaftası yapıştırmak için zaman zaman türlü iftiralar atmış ve  tarafımdam her defasında püskürtülmüştü. Bu defa da sanatçı Mehmet Atak'ın  yazılı beyanına dayanarak hiç bir araştırma yapmadan TİYATROM'u yine sansürcü  olarak tanıtmaya girişmişlerdi. Oysa ki Mehmet Atak sanal bir kişi olmasa da bir  süre önce bunları aldatmayı başaran sanal kişi Emrah Özlek'den çok da farklı bir  şey yapmamıştı.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Evet, titiz ve uzun bir araştırmanın nihayetinde bir değil pek çok kanıtla,  Mehmet Atak'ın adeta blöf yapar gibi sunduğu birinci dereceden şahit beyanıyla  ve Mehmet Atak'ın yakın dostu olduğunu da öğrendiğimiz sanat eleştirmeninin de  yazdıklarıyla, İBŞT ve Goethe Enstitü’nün basına geçtikleri etkinlik bülteniyle,  kısacası inkar edilemez pek çok kanıtla Mehmet Atak'ın yazdıklarının gerçeği  yansıtmadığını bu ikiliye ve tiyatro kamuoyuna açıklıyorum. Bu süreç içerisinde  saygınlığına inandığım ve amacım asla bir sanatçının saygınlığını zedelemek  olmadığından, Sayın Mehmet Atak'la özellikle irtibat kurdum ve bazı somut  soruları kendisine sordum. Fakat Mehmet Atak ilk e-mailime alakasız konulardan  bahsederek, ikinciye ise yanıt vermeyerek suskunluğu seçti.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Konuyu duyarlı davranan başta İATP-G, Tiyatro dergisi, Ömer F.Kurhan, Mustafa  Demirkanlı olmak üzere tüm tiyatro kamuoyunun bilgisine saygıyla sunarım. Yazım  belgelerden dolayı özel bir tasarım gerektirdiğinden ve İATP-G ve Tiyatro  Dergisi internet tasarımları buna uygun olmadığından yazımı bana ait bir sitenin  host alanı üzerinde kendim yayına verdim ve bu yayıncılardan yukarıdaki sunuş  yazımın ardından bu özel sayfaya link vererek yayınlamalarını rica ediyorum.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Saygılarımla  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Ertuğrul Timur&lt;/b&gt; – 14 Mart 2009  &lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Mehmet Atak'la ilgili yazıma ait link : &lt;a href="http://www.medyanoz.net/tyt/yalan.htm"&gt;YALANCI KİM?&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5687918667431347774-6397536348835380573?l=iatp-g.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/6397536348835380573'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/6397536348835380573'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://iatp-g.blogspot.com/2009/03/tiyatromu-dezenformasyon-ve-sansurle.html' title='TİYATROM&apos;U Dezenformasyon ve Sansürle Suçlayan Mehmet ATAK&apos;a Ertuğrul TİMUR&apos;un Belgelerle Yanıtı'/><author><name>İATP-G</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11330321003142631907</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5687918667431347774.post-8593759197941047635</id><published>2009-03-13T19:20:00.000-07:00</published><updated>2009-03-13T19:21:32.575-07:00</updated><title type='text'>Tiyatro Adına Sansürcü ve Kirlilik Yaratan Yayıncılık Anlayışını Kınıyoruz</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;2008 yılında yayıncılığa veda eden TİYATROM’un editörü Ertuğrul Timur, geçmişte yazılmamış bir yazıyı sansür etmek gibi ancak şaka kabul edilebilecek bir iddia ile karşı karşıya kalmıştı. Doğal olarak bu iddiayı ciddiye almamış ve eleştiri sınırlarını aşıp küfür ve hakareti de içeren bir polemik zincirinin talihsiz bir unsuru olarak kabul etmiştik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aradan bir yıldan uzun bir süre geçtikten sonra, bu saçma iddia bazı kişisel bloglar ve kamusal yayıncılık iddiasındaki OYUN sitesi aracılığıyla yeniden gündeme getirildi. Yapıcı emeğe saygısızlık olarak değerlendirdiğimiz bu yaklaşım karşısında TİYATROM ve Ertuğrul Timur’un yanında olduğumuzu açıklamıştık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelişmeler şunu göstermektedir: Lekeleyici bir çizginin de ötesine geçilmiş, Ertuğrul Timur’un açıklama talep eden yazıları açık sansürü de içeren uygulamalara tabi tutulmuştur. Son olarak Ertuğrul Timur’un suçlamayı tiyatrocuların tanıklığında, katılıma açık bir toplantıda ele alınması önerisini de kabul etmeyen sansürcü muhataplar, hiçbir şey olmamış gibi yayın kirliliğini sürdürmüşlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertuğrul Timur’un hakkındaki suçlamalara yanıt verme hakkının hiçe sayılıp aşağılanmasını ve sansüre de başvurulmasını kınıyor, tiyatro adına kirlilik yaratan yayıncılık anlayışının karşısında olduğumuzu açıklama gereği duyuyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İATP-G Yayıncılık İnisiyatifi&lt;/span&gt; - 14 Mart 2009&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5687918667431347774-8593759197941047635?l=iatp-g.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/8593759197941047635'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/8593759197941047635'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://iatp-g.blogspot.com/2009/03/tiyatro-adna-sansurcu-ve-kirlilik.html' title='Tiyatro Adına Sansürcü ve Kirlilik Yaratan Yayıncılık Anlayışını Kınıyoruz'/><author><name>İATP-G</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11330321003142631907</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5687918667431347774.post-8296297526186453133</id><published>2009-03-11T15:38:00.000-07:00</published><updated>2009-03-12T16:59:27.893-07:00</updated><title type='text'>Tiyatrom ve Tiyatroyu Sevenler: Tiyatro Yayıncılığında "Sansürle Suçlayanların Sinsi Sansürü"</title><content type='html'>&lt;div class="style12detay" align="justify"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;TİYATRO DERGİSİ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; - 11 Mart 2009&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski TİYATROM sitesinin editörü  Ertuğrul Timur, sansür iddiasıyla karşı karşıya kalınca, tarafların çeşitlendiği  bir tartışma yaşandı. Suçlamayı yapan Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz'ın  sitelerinde Ertuğrul Timur'un yazılarını ört bas etme ve sonrasında açık sansür  uygulamaları yapıldı. Ertuğrul Timur tiyatrocuların da tanıklık edeceği bir tartışma ortamında sansür suçlamasının ele alınmasını  önerdi.&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;   &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;Büktel  ve Bulunmaz, Ertuğrul Timur'un katılıma açık toplantı önerisini  reddettiler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;Küfür,  hakaret, sövgü içeren bir yazıya yer vermediği için sansürcü davranmakla  suçlanan ve bir yıl önce kapanmış olan tiyatrom.com sitesinin editörü Ertuğrul  Timur tiyatro dünyasında polemikleri ve çeşitli iddialarıyla yer edinmeye  çalışanları nihayet 1 yıl aradan sonra teşhir etmeye karar verdi ve bunu da  kendisini sansürcülükle suçlayan kişilerin sitelerine de  iletti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;Diğer  tiyatro yayınlarının tümünü sansürcülükle suçlayan ve sıfır sansür vaat eden  Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel'e ait siteler sansürcülük iddiasına  yanıtla birlikte haklarında bir çok gerçek de ortaya çıkarınca önce bu yanıtları  sıfır sansür vaatleri gereği yayınlasa da bir sinsi sansüre tabi tutarak  gözlerden kaçırmayı, ardından açık sansürü uygulamaya koydular.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;Ertuğrul  Timur'u destekleyen İATP-G (İstanbul Alternatif Tiyatrolar Platformu Girişim)  tiyatrom'un geçmişte tiyatro dünyasına verdiği büyük hizmetin ve yapıcı tavrının  altını çizdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;Bu  desteğin üzerine sansürlendiğini iddia eden ve kendileri sıfır sansür vadedenler  İATP-G ve Ömer F. Kurhan'ın yazılarına da sansür uygulamaya başladı. Ertuğrul  Timur tarafından "sinsi sansür" tarafından tabir edilen  uygulamaya geçerek ve  bununla da kalmayıp bu yanıtları asıl iddialarının yer aldığı sitelerinde değil  Ertuğrul Timur ve İATP-G üyesi Ömer F. Kurhan'a hakaret niteliğinde "Çöp Kutusu"  adıyla açtıkları bir blogda yayınlamaya ve burada da dizgisi, tasarımı bozuk bir  şekilde yer vermeye&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt; başladılar.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;Yayıncılık  etiği ve yasalar gereği cevap hakkı iddianın yer aldığı yayınlarda yer alması  gerekirken hem farklı bir blog açıp, hem okunmayacak şekilde hem de çöp kutusu  olarak nitelenerek hakaretle yer verilmesi sözde yazıların yayınlandığı ardına  gizlenen bir yalan ve sansürden öte hakaret niteliği  taşımaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;Tiyatro  Dergisi, İATP-G , Tiyatrom internet sitesi eski okurları, Tiyatrom Facebook grup  üyeleri ve Tiyatro severler durumu protesto ediyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;Bu  kişilere ait blog ve sitelere haber, yazı gönderilmemesi ve tanınmaması yolunda  görüşler ağırlık kazanıyor. Bu protestoyla paralel olarak İATP-G bu konuda bir  ayrı blog açarak konuyla ilgili tüm yazılanları bu alanda toplamaya başladı.  Ayrıca kapanışının ardından tam bir yıl geçen www.tiyatrom.com adlı siteyi  www.tiyatrodunyasi.com sitesi de yaptığı özel haberle, ve okur görüşleriyle  anıyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;Konuyla  ilgili gelişmeleri izleyebileceğiniz yayınlar.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;&lt;a href="http://iatp-g.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;span style="color: rgb(139, 96, 41);"&gt;http://iatp-g.blogspot.com/&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;&lt;a href="http://www.iatp-web.org/" target="_blank"&gt;&lt;span style="color: rgb(139, 96, 41);"&gt;http://www.iatp-web.org&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;&lt;a href="http://www.tiyatrodergisi.com.tr/" target="_blank"&gt;&lt;span style="color: rgb(139, 96, 41);"&gt;http://www.tiyatrodergisi.com.tr&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;  &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;&lt;a href="http://www.tiyatrodunyasi.com/" target="_blank"&gt;&lt;span style="color: rgb(139, 96, 41);"&gt;http://www.tiyatrodunyasi.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;  &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5687918667431347774-8296297526186453133?l=iatp-g.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/8296297526186453133'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/8296297526186453133'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://iatp-g.blogspot.com/2009/03/tiyatrom-ve-tiyatroyu-sevenler-tiyatro.html' title='Tiyatrom ve Tiyatroyu Sevenler: Tiyatro Yayıncılığında &quot;Sansürle Suçlayanların Sinsi Sansürü&quot;'/><author><name>İATP-G</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11330321003142631907</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5687918667431347774.post-4493414091349801871</id><published>2009-03-10T10:24:00.000-07:00</published><updated>2009-03-12T16:58:07.686-07:00</updated><title type='text'>Tiyatro Yayıncılığı Alanında Sanal Lümpenlik ve Sonuçları</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ömer F.  KURHAN - 10 Mart 2009&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaklaşık bir ay önce, benim BFK (Büktel’in Fanları Kulübü)  üyesi olarak kabul ettiğim Feridun Çetinkaya, 2008 yılında yayın hayatına veda  eden TİYATROM ve sahibi / editörü Ertuğrul Timur’a dönük sansürcü olma iddiasını  gündeme getirdi.&lt;span class="fullpost"&gt; Bu iddiaya yer verilen yazının gerek Coşkun Büktel’in kişisel  sitesinde gerekse Hilmi Bulunmaz'ın yönettiği OYUN’da yüceltilerek  yayımlanmasının ardından, Ertuğrul Timur okur kimliğiyle yanıt verme hakkını  kullandı ve sansür iddiasının sahiplerini ispata çağırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat Büktel ve  Bulunmaz, bu çağrıya yanıt vermedikleri gibi, yaklaşık iki yıl önce Büktel’in  yazılmamış bir yazısının (var olmayan, ama var olduğunda – yazıldığında -  TİYATROM’da yayımlanmış yazısının) sansür edildiğini iddia etmeyi sürdürdüler.  TİYATROM’da hakaret içeren yazıların yayımlanmaması ilkesine itiraz edemediler,  fakat Ertuğrul Timur’un onlarca sayfa tutan açıklamaları, basit bir gerçeğin,  yani var olmayan (yazılmamış) bir yazının zaten sansürlenemeyeceğini açıklamaya  nedense yetmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hilmi Bulunmaz, BFK üyesi Çetinkaya’yı savunmak adına  şunu iddia ediyordu: “Feridun Çetinkaya, "İATP-G 'Bazı' İnsan Hakları  İhlallerine Karşı" başlıklı yazısında, benim "sıçıp sıvamak"lı yazımın  sansürlenmesinden bahsetmiyor. Coşkun Büktel’in, o günlerde henüz yazılmamış  yazısının, Timur tarafından sansürlenmesinden bahsediyor.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büktel’in  yazılmamış yazısına başrolün verildiği absürd sansür suçlaması giderek  Bulunmaz-Büktel yayıncılık hattının dezenformasyon ve demagojiye saplandığına  işaret ediyordu. Bu absürdizm karşısında Ertuğrul Timur’un ısrarlı açıklama ya  da özür talebini sürdürmesi, çok iddialı oldukları “sıfır sansür” ilkesini  tehdit etmeye başladı. Bugüne kadar, daha ziyade tartışmadan kaçırma  taktikleriyle ayakta tuttukları polemik krallıkları çöktü; çünkü Ertuğrul  Timur'un açıklama ya da özür talebini yazılı olarak sürdürmesi karşısında  paralize oldular. Büktel fanlarından Feridun Çetinkaya da bekledikleri  performansı gösterememiş ve çok çabuk pes etmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durum karşısında,  Ertuğrul Timur’un yanıtını veremedikleri yazılarını gündemden düşürmek üzere  arşive sepetleme taktiği uygulandı. OYUN sitesini takip altına alan Ertuğrul  Timur “sinsi sansür” dediği bu tutumu deşifre edince, “yazılmamış yazıyı sansür”  iddialarını sürdürmenin tek yolu kaldı: AÇIK SANSÜR. Böylece, “sıfır sansür”  serüveni ifade özgürlüğünün açık ihlaliyle sonuçlanmış oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büktel içine  düştükleri berbat pozisyonu yana yakıla açıklamaya çalışırken hâlâ mağdurları  oynuyordu. Bir okur çıka gelmiş, yazılmamış (var olmayan) bir yazısını sansürü  nedeniyle özür dilemesi gerekirken, ne yazık ki adını veremediği bazı güç  odaklarının kışkırtmasıyla sitelerini art arda yazdığı yazılarla bloke etmeye  çalışmıştı. Bir süre sinsi sansür ve açık sansürle direnmek zorunda kalmışlar,  ama nihayet bir çözüm bulmuşlardı: Bir çöplük blogu açarak yazıları oraya  yığmak. Böylece sansür yapma eylemlerine son verme ve “sıfır sansür” ilkelerini  tekrardan hayata geçirme imkânı doğmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten de, Ertuğrul Timur’un  yanıt ya da özür talep eden yazıları “Timur’un Çöplüğü” adını verdikleri bloga  sepetlendi. Açık sansür yerini hem sinsi hem aşağılayıcı sansüre bırakmıştı.  Eğer Ertuğrul Timur’u destekler nitelikte bir yazı gönderirseniz onun da kaderi  çöpü boylamaktı. Bunu tecrübe ederek öğrendim: Tabii ki küfür ve hakaret  içermeyen bir yazım “iftira” ile suçlanarak sanal çöplüğe sepetlendi. Yani  çöplüğe atılan sadece Ertuğrul Timur’un yazıları değildi. Böylece görüşlerine  itiraz eden okur yorumlarını çöplüğe atmak gibi bir yayıncılık anlayışının  sahipleri haline gelmeyi de başardırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bununla da yetinmediler:  Büktel'in yazısında hem kendilerine hem muhatap aldıkları insanlara dönük  pornografi ve küfür içeren bir sayfaya "tek tıklamayla" ulaşılabilen bir link  verdiler. Sayfaya bakıldığında kendilerini pornografik malzeme olarak kullanmış  resimlere yer verildiği, buna karşılık onların da bu saldırıyı gerçekleştiren ve  destekleyenlere “o… çocuğu” dedikleri görülüyordu. Aynı sayfanın altında ise,  iki tiyatro yayıncısının resimleri verilerek “o… çocuklarına” iki örnek  veriliyordu. Bu nedenle, İATP-G Yayıncılık İnisiyatifi bu “tartışma” dosyasını  hazırlarken, Büktel’in yana yakıla niçin sansüre başvurmak zorunda kaldıklarını  anlatmaya çalıştığı yazısındaki linkleri silmek ve yazının sonuna bir uyarı notu  düşmek zorunda kalmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeye rağmen yapıcı çıkış yine Ertuğrul  Timur’dan geldi. Gelin dedi, bu meseleyi tiyatrocuların huzurunda, katılmak  isteyen herkesin gözü önünde tartışarak halledelim. Büktel zaten ilkesizlik  çukurunda debelenmekle meşguldü. Bulunmaz ise, Fatih Altaylı’ya özenip bir Tek’e  Tek programı önerdi. Büktel’in yol göstericiliğinde pornografi ve açık hakareti  de meşru gören magazin yayımcılığının doğal bir sonucu olarak, internet  ortamında bedavaya getirdiği Bulunmaz TV’de reytingini yükseltme hayalleri  kurmaktaydı. Kısacası, sansür, hakaret, aşağılama vs derken, iş kamusal alana  inmeye, tarafların serbestçe görüşlerini ifade edecekleri katılımcı bir tartışma  ortamı yaratmaya gelince, anında toz olmayı tercih ettiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii ki  Ertuğrul Timur sosyalist ilkeler adına Hilmi Bulunmaz’ı güvenilir bulup derdini  anlatabileceğini düşünmekle hata yaptı. Söylem yanıltıcı olabilir. “Leninist” ya  da “anarko-komünist”, hangi sosyalist tiyatrocu gün boyu iç içe yaşadığı işçiler  dururken internet üzerinden toplamaya çalıştığı gençlerle tiyatro yapmaya  kalkar? TİYATROM’a taciz ve tecavüz girişimlerini tahlil ederken işin sınıfsal  boyutunu ve hayal kırıklıkları ile oluşmuş seçkinci tercihleri ihmal etmemekte  fayda var. Bulunmaz’ın Beyoğlu kozmopolitizminin "radikal" ve de yaygaracı  bileşeni olmak için gösterdiği yirmi yıllık çabayı değerlendirirken, içinden  geldiği ve sonrasında yönetici pozisyon da aldığı emekçi ortama yabancılaşmasına  mı dikkat edeceğiz, yoksa sanal âlemde esip savurmalarına mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç  olarak Bulunmaz-Büktel yayıncılık hattının internet ortamında tiyatro  yayıncılığına kattıkları nedir? Buna, hayal kırıklıkları ve hınç duygusunun  besleyip büyüttüğü “sanal lümpenlik” diyebiliriz. Tiyatro ortamındaki çürümeden  besleniyor ve kendi tarzlarında bu çürümenin tamamlayıcı ve teşvik edici bir  kutbunu temsil ediyorlar. TİYATROM ve Ertuğrul Timur niçin onları rahatsız etti?  Çünkü tiyatro yayıncılığı alanında bir dönem popüler açılım da içeren yapıcı bir  girişim olmayı başarmıştı. Bu girişim varlık nedenlerinin ortadan kalkması  anlamına geliyordu. Yapıcı emeği aşağılamaya, küfretmeye, sansürlemeye bu  nedenle ihtiyaç duydular. Onlar yenilmişse, herkes  yenilmeliydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beklenmedik bir şekilde bu “tartışma” sürecine girilirken  ben çok basit bir şey yapıyordum: Coşkun Büktel’in sahte entelektüel  kabadayılığına ve “Theope” eksenli uydurmalarına meydan okuyordum. Tartışma daha  başlangıç aşamasındayken söyleyecek bir sözü kalmadı. Yokluğunu ilan ettikleri  ikinci Théophé’nin varlığı sadece bir ayrıntıdır. “Theope” aslında nasıl bir  oyundur? İçinde tutarsızlıklar barındırır mı? Uzayıp giden “tiradları” Türkçe  birer şiir harikası mı, yoksa yazarın savunduğu dünya görüşünü seyircinin  kafasına çakmak üzere tasarlanmış nutuk atma denemeleri mi? İlk bakışta Antik  Yunan tragedyası, daha çok Shakespeare tiyatrsou, biraz da Brecht tiyatrosunun  harmanlandığı görülen bu eserin kurgusal aksaklıkları var mı? Gerçekten de Türk  tiyatrosunun en hacimli ve kompleks eseri olma iddiasıyla yazılmış “Theope”nin  ulaştığı gerçek sanatsal sonuçlar nelerdir? Antik mitoloji eksenli Türkçe oyun  yazma geleneğinin en birinç eseri o mudur? Güldürü niteliğindeki televizyon  skeçleri ya da kısa oyunları ya da “tadımlık” dizi film diyalogları sanatsal  olarak ne kadar ciddiye alınabilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllar önce yanıtlanması gereken ve  tiyatro alanındaki eleştiri kültürünün yerini tanıtımcılığa bırakması nedeniyle  yanıtlanmamış bu ve benzeri soruları gündemime almış ve Büktel’in eleştirilerim  karşısında vaat ettiği, ama bir türlü veremediği gümbürtülü yanıtını beklerken,  TİYATROM etrafında bir tartışma başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii ki bu tartışmada bir  tarafım: Bugüne kadar iyi niyetinden ve yapıcı olma kaygısından şüphe etmediğim  bir medya ve tiyatro emekçisinin yanında olmak entelektüel sorumluluk gereğidir.  Fakat, sansüre de batma başarısı gösteren sanal lümpenliğe itiraz etmenin çözüm  olmadığı, çözüm için gerekli ayrıntı bir jest olduğu gerçeği unutulmamalıdır.  TİYATROM geride en azından bilimsel araştırmanın ihtiyaç duyduğu zengin bir  miras bıraktı. Aydınlanmanın savunusu adına tabii ki bu mirasın kirletilmesine  ve hiçleştirilmesine itiraz edeceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu “tartışmanın” tiyatro adına  önemli bir kazanımı, TİYATROM’un bıraktığı yapıcı mirasın açığa çıkarılması ve  korunması olmuştur. Sanal lümpenliğin taciz ve tecavüz (daha kibar bir deyişle  “vandalizm”) girişimleri boşa çıkarılmış ve nihayetinde yapıcı bir sonuç elde  edilmiştir. Aksi takdirde, bütün o yazılıp çizilenler sınırlı da olsa bir zaman  kaybı olmanın ötesine geçemeyecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıra bu kazanımın  değerlendirilmesine gelmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5687918667431347774-4493414091349801871?l=iatp-g.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/4493414091349801871'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/4493414091349801871'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://iatp-g.blogspot.com/2009/03/tiyatro-yaynclg-alannda-sanal-lumpenlik.html' title='Tiyatro Yayıncılığı Alanında Sanal Lümpenlik ve Sonuçları'/><author><name>İATP-G</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11330321003142631907</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5687918667431347774.post-5543160926424899973</id><published>2009-03-09T17:02:00.000-07:00</published><updated>2009-03-12T16:56:58.601-07:00</updated><title type='text'>Hilmi Bulunmaz'a Mektup</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ömer F. KURHAN - 9 Mart 2009&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Bulunmaz,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feridun Çetinkaya’nın İATP-G ile yaptığı manipülatif bir görüşmenin ardından yayımladığı yazısında, 2008 yılında yayın hayatına son veren TİYATROM’un sansürcü bir yayın yaptığı iddiasını yinelemesi, TİYATROM’un sahibi ve editörü Ertuğrul Timur’un 19 Şubat 2009 tarihli bir yanıt vermesine neden oldu.&lt;span class="fullpost"&gt; O günden başlayarak, onlarca sayfalık ve Çetinkaya ile Timur arasında bir ihtilafa indirgenemeyecek bir tartışma dosyası oluştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tartışmayı önemli kılan esas hususun, ilkesel olarak internette genel okur kitlesine dönük tiyatro yayıncılığının masaya yatırılması olduğu söylenebilir. İATP-G’nin, özelde Yayıncılık İnisiyatifi'nin TİYATROM’a yaklaşımı geçmişte eleştirel bazı yanlar içermekle birlikte, TİYATROM’un yayın çizgisinin kötü niyet içermediği ve tiyatro yayıncılığına yapıcı bir katkı sunduğu şeklindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O dönemi az çok yakından takip eden birisi olarak, TİYATROM’un hakaret ve küfürden arındırılmış bir yayıncılık çizgisi izlemeye çalışırken sansürcü konuma düşmemek için çaba gösterdiğini, hata yaptığını düşündüğü noktalarda özeleştiri vermekten kaçınmadığını düşünüyorum. Fakat bugüne gelindiğinde, aynı hassasiyetin Bulunmaz-Büktel yayıncılık hattı tarafından gösterilmediğini görüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bulunmaz-Büktel yayıncılık hattı” ifadesine itiraz edebilirsiniz. Fakat bu yayıncılık hattının varlığı, Büktel tarafından 7 Mart 2009 tarihli “Hiçbir Şeyden Çekmedi Kurduğu Yanlış İttifaklardan Çektiği Kadar” yazısında açıkça ilan edilmiştir. Aynı yazıda Ertuğrul Timur’un yazılarının sansür edildiğini de itiraf etmektedir. Yine, sansürden vazgeçildiği noktada, editoryal düzeyde muhatabını aşağılayan bir “çöplük” blogu imal edildiğini ilan etmiştir. En kötüsü, yazısında pornografik ve muhataplarına (Ertuğrul Timur ve Mustafa Demirkanlı) “o… çocuğu” olarak işaret eden bir sayfaya yönlendirme yapılmıştır. Bu sayfa gerçekte hem Bulunmaz ve Büktel’i hem de muhataplarını aşağılayan bir içeriğe sahiptir. İyi niyetli bir yaklaşımla bir şaşkınlığın eseri olarak kabul edilebilir; fakat sonuç muhataplarına dönük ağır hakarettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş bu noktaya gelmişse, üç olasılıktan söz edilebilir: (1) Bu yayıncılık hattının yapıp ettiklerini tamamen görmezden gelmeye çalışmak; (2) protesto ve teşhire yönelmek; (3) mesele yazılı iletişimle çözülemiyorsa bir çeşit komisyon oluşumuna giderek tarafların bir araya geleceği yapıcı bir tartışma ortamı örgütlemek ve sonuçları kamuoyuna açıklamak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorunun birinci dereceden muhatabı olan Ertuğrul Timur’un önerisi bellidir: “…buyurun gelin sizinle istediğiniz ortamda insanların huzurunda tartışalım. İstediğiniz şekilde organize edilecek bir salon toplantısında tartışalım ve her birimiz elimizdeki verileri sunalım, düşüncelerimizi sunalım.” Bu öneriyi 8 Mart 2009 tarihli “Sayın Coşkun Büktel’e Yanıtımdır” adlı yazısında yapmaktadır. Dolayısıyla, oldukça makul görünen ve tarafların söz hakkına saygılı bu öneriyi kale almak durumundayız diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer bu öneriye sıcak bakıyorsanız, artık yazılı biçimiyle sonuçları iç açıcı olmadığı belli bu tartışmaya nokta koyulabilir düşüncesindeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saygılarımla…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ömer F. Kurhan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. NOT: Bu yazıyı yayımlanması talebiyle yollamıyorum. İçinde ağır bazı ithamların geçtiğinin farkındayım. Fakat Sayın Timur’un önerisini ciddiye almayarak mevcut tavrınızı sürdürme kararınız varsa, bu yazının yayımlanmasını talep ediyorum. Yanıtınızı bekliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. NOT: Mehmet Atak yerine yazma ihtiyacı duyduğunuz yazıyı ayrıca cevaplarım. Fakat uzun olacağını sanmıyorum. Çünkü ben kendisinden açıklama bekliyordum, sizden değil. Beni Sayın Timur'a dönük suçlamaları doğrudan bağlamıyor; zaten bu konuda kendisine yanıt verildi - ki yanıt veren Ertuğrul Timur’dan başkası başkası olamazdı. Beni ilgilendiren, suçlamanın mantığı ve içeriği. Ne yazık ki o da suçlayan değil, suçlanan açıklama yapmakla yükümlüdür kuralını benimsemiş. Bu noktayı "anarko-komünist" duyunuzla bir daha değerlendirin derim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi çalışmalar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;Hilmi Bulunmaz'ın Yanıtı:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurhan, iftira ve öneri içeren yeni bir yazı gönderdi. Kurhan’ın önerisiyle ilgili muhatabım A. Ertuğrul Timur’dur. Timur’a bu öneriyle ilgili yanıtımı 8 Mart 2009 günlü kamera önü konuşmamda verdim. İftira içeren yazısını yanıtlamayı düşünmediğim Kurhan’ın, söz konusu son yazısını "Timur’un Çöp Kutusu" bölümünde bir tıkla bulup okuyabilirsiniz.&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5687918667431347774-5543160926424899973?l=iatp-g.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/5543160926424899973'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/5543160926424899973'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://iatp-g.blogspot.com/2009/03/hilmi-bulunmaza-mektup.html' title='Hilmi Bulunmaz&apos;a Mektup'/><author><name>İATP-G</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11330321003142631907</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5687918667431347774.post-1623101220633489321</id><published>2009-03-09T05:18:00.000-07:00</published><updated>2009-03-12T16:56:11.301-07:00</updated><title type='text'>Ömer F. Kurhan Dedikodu mu Yapıyor, Enformasyon mu Veriyor</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Himi BULUNMAZ - 9 Mart 2009&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurhan, 7 Mart 2009 tarihli &lt;a href="http://hilmibulunmaz.blogspot.com/2009/03/timurun-cop-kutusu.html"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;"Mehmet Atak Dedikodu mu Yapıyor, Enformasyon mu Veriyor?"&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; başlıklı yazısını, her zamanki gibi yine sansürü ve skandalları (Örnekse bakınız: &lt;a href="http://www.coskunbuktel.com/buktelnihayet.htm" target="_blank" rel="nofollow"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;"Özdemir Nutku skandalı"&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;,&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.coskunbuktel.com/buktelhalmanskandal.htm" target="_blank" rel="nofollow"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;"Talât Halman skandalı"&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;) örtbas etme telaşıyla, okurları yanıltıp sitemizi bloke ederek gündemimizi saptırmak amacıyla kaleme almış.&lt;span class="fullpost"&gt; Kurhan, tiyatral iktidarın sansür yada skandallarına karşı ne zaman bir tepki geliştirmeye kalkışsak, hemen karşı tepki vererek sansürün ve skandalların örtbas edilmesine yoğun bir çaba harcayıp; yanlışın doğru, doğrunun yanlış olarak algılanması için, adeta bir “yazı makinesi” gibi seri üretimde bulunuyor. Kurhan, okurlarımızın bilgilenmesinin önünde bir “dedikodu ustası” olarak, tüm “lafazanlık becerileri”(!)ni sergiliyor. Kurhan, kalemini, sansürün ve skandalların örtbas edilmesini her daim tercih eden tiyatral iktidarın hizmetine adamış görünüyor. &lt;strong&gt;Tiyatral iktidarın Kurhan’ı tebrik etmesi gerekiyor. İktidar adına Kurhan’ı tebrik ediyorum!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir hayli dramatik özel sorunlarım nedeniyle, Kurhan’ın, Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf’ın (&lt;a href="http://www.coskunbuktel.com/buktelhalmanskandal.htm"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;TAKSAV&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;) 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Sait Halman’a verdiği &lt;a href="http://tiyatroyun.com/wordpress/2008/11/12-mart-1971-vs/"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;"Emek Ödülü"&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;nü eleştirdiğim bir yazıma karşı yazdığı ikinci yazısına (Bakınız: &lt;a href="http://tiyatroyun.blogspot.com/2009/01/aadaki-taksavla-ilgili-yaz-harf-harf.html"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;"Talat S. Halman'a Verilen Emek Ödülü Ve TAKSAV Tartışmaları – 2"&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;), şimdiye dek, yanıt verebilecek bir olanak bulamadım. Bu nedenle, sonradan yazdığı yazılarına “değerlendirme” yapmamaya özen gösterdiğim Kurhan, &lt;a href="http://hilmibulunmaz.blogspot.com/2009/03/timurun-cop-kutusu.html"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;"Mehmet Atak Dedikodu mu Yapıyor, Enformasyon mu Veriyor?"&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; başlıklı yazısıyla, beni bu kararımdan dönmeye zorladı. Her ne kadar okurlarımız, Kurhan’ın düzeyini algılayabilecek donanıma sahip olsalar da, Kurhan’ın “düşünmekten bile hızlı yazdığı” yazılarını hiç okumamış “yeni okurlarım”ı aydınlatma göreviyle karşı karşıyayım. Kurhan’ın, esas konuyu gözden kaçırıp, kıytırık konularla demagoji yaptığını belirtmek zorundayım. Bir demagoji ustası olduğunu düşünen, zekası için değilse de, yazma konusundaki sürati nedeniyle, Kurhan bayağı başarılı(!) &lt;strong&gt;İktidar adına Kurhan’ı tebrik ediyorum!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Timur’un sansürcülüğünü, Timur, özür dilediği halde, Timur’dan çok Timurcu bir mantıkla savunmaya çalışan Kurhan, bizim, Mehmet Atak’ın &lt;a href="http://tiyatroyun.blogspot.com/2009/03/birkac-anekdot-mehmet-atak-6-mart-2009.html"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;"Birkaç anekdot"&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; yazısına attığımız &lt;strong&gt;“Sansürün kanıksandığı tiyatromuzda, SS (Hitler'i müdafaa tümeni) mantığıyla hareket eden sansürcüleri SS (Sıfır Sansür) anlayışımızla deşifre ediyoruz.”&lt;/strong&gt; başlığımızın dört satırlık hacminden bile rahatsızlık duyup, yine çarşaf gibi bir yazı döşenmiş. Timur’dan çok Timurcu, sansürcüden çok sansürcü olan Kurhan, &lt;a href="http://hilmibulunmaz.blogspot.com/2009/03/timurun-cop-kutusu.html"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;"Mehmet Atak Dedikodu mu Yapıyor, Enformasyon mu Veriyor?"&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; başlıklı yazısıyla, Internet ortamına bir “acaba” daha eklemeye çalışıyor. &lt;strong&gt;İktidar adına Kurhan’ı tebrik ediyorum!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Atak, kaleme aldığı ve tam 23 tanık &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;(Aslı Öngören, Ümran İnceoğlu, Ayça Telırmak, Celile Toyon, Rozet Hubeş, Bennu Yıldırımlar, Bensu Orhunöz, Zihni Göktay, Berrin Akdeniz, Betül Kızılok, Esin Umulu, Candan Sabuncu, Eftal Gülbudak, Ayşe Emel Mesci, Murat Bavli, Fırat Tanış, Sevin Okyay, Serdar Orçin, Eray Kahya, Hale Akınlı, Mazlum Kiper, Sevinç Erbulak, Semah Tuğsel)&lt;/span&gt; gösterdiği&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://tiyatroyun.blogspot.com/2009/03/birkac-anekdot-mehmet-atak-6-mart-2009.html"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;"Birkaç anekdot"&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; başlıklı yazısında "sansürcü" sözünü kullanmamış. Atak, sansürcüye “sansürcü” dememiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ne demiş?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;"Timur düzeltmeyi yayınlamadı ve projenin Sibel Arslan Yeşilay'ın tasarımı olduğu yönünde yanlış bir belge bırakmayı tercih etti." &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;demiş!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, Atak’ın bu sözünün Türkçe’deki karşılığı ne?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SANSÜR.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sansür eylemini yapana ne denir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SANSÜRCÜ.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, bizim Atak’ın&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://tiyatroyun.blogspot.com/2009/03/birkac-anekdot-mehmet-atak-6-mart-2009.html"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;"Birkaç anekdot"&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; başlıklı yazısına attığımız üst başlık ne?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Sansürün kanıksandığı tiyatromuzda, SS (Hitler'i müdafaa tümeni) mantığıyla hareket eden sansürcüleri SS (Sıfır Sansür) anlayışımızla deşifre ediyoruz."&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Dört satırlık bu sözümüze, editör olarak sahip çıkıyoruz.&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.tiyatrom.com/"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;www.tiyatrom.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; sitesinin editörü Timur’u, bana ve Coşkun Büktel’e uyguladığı sansür nedeniyle, sansürcü olarak yaftalamıştım, şimdi de Mehmet Atak’a uyguladığı sansür nedeniyle, Timur’u yeniden sansürcü olarak yaftalıyorum. Atak’ın “sansür” suçlamasına &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;("Timur düzeltmeyi yayınlamadı… yanlış bir belge bırakmayı tercih etti.")&lt;/span&gt;, inatla gözlerini yuman ve sadece kendisi gözlerini yummakla kalmayıp, herkesin, sansür karşısında gözlerini yummasını savunmaya kalkışan karanlık işçisi Kurhan, demagoji yapmanın ötesine geçmiyor, geçemiyor. Çünkü, Kurhan’ın böyle bir niyeti olmadığı ortada. Karanlık işçiliğini inatla sürdüren Kurhan, yazdıklarıyla iktidarı besliyor. &lt;strong&gt;İktidar adına Kurhan’ı tebrik ediyorum!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurhan, Atak’ın her birinin adını verdiği 23 tanığa karşın, o tanıkların hiçbirini görmeye ve göstermeye yanaşmayarak (23 kişinin adını sansürleyerek) bir yazı kaleme alabiliyor. Kurhan, sansür iktidarının sürmesi için, tam 23 kişinin tanıklığına karşın, demagoji ustalığına güvenerek, somut gerçekleri örtbas etmeye çalışıyor. &lt;strong&gt;İktidar adına Kurhan’ı tebrik ediyorum!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Atak’ın, sansürü mahkum ettiği enformasyon yazısına, dedikodu belgesi muamelesi yapma canbazlığı gösteren Kurhan, en hafif deyimiyle demagojik davranıp, okurları yanıltmak istiyor. Okurlarımızı geri zekâlılaştırmak için yoğun bir çaba harcayan Kurhan, sadece İATP-G ve kendi sitesini yeterli görmemiş olacak ki, bizim sitemizi de dedikodu, demagoji düzeyindeki yazılarıyla bloke etmeye çalışıyor. Demagoji ustalığını kullanarak, sansürü örtbas etmek isteyen Kurhan, üstlenmiş göründüğü görevi başarıyla yerine getiriyor. &lt;strong&gt;İktidar adına Kurhan’ı tebrik ediyorum!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;***&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki yazıyı hazırladıktan sonra, &lt;a href="http://www.coskunbuktel.com/"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Coşkun Büktel’in sitesi&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;nde,&lt;strong&gt; &lt;em&gt;"&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;COŞKUN BÜKTEL&lt;/span&gt;; TİMUR’UN ATAK’A; BULUNMAZ’A VE BÜKTEL’E CEVAPLARINI &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;DEĞERLENDİRİYOR&lt;/span&gt;"&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; başlıklı yazısına eklediği&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;strong&gt; &lt;em&gt;"GÜNCELLEME 7 Mart 2009"&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; notunu okudum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt;..........&lt;/span&gt;Timur, Atak'tan özür diledi ama Timur'un ardındaki "hınk deyiciler", Timur'dan çok Timurcu bir tavırla, (Atak'ın isim isim sıraladığı 20'den fazla tiyatrocunun tanıklığını kurnazca bir ahmaklıkla görmezden gelerek) Mehmet Atak'tan ve Atak'ın anekdotunu (en sıradan geri zekâlının bile kavrayabileceği nedenlerle) sansür suçlaması olarak değerlendirdiği için Hilmi Bulunmaz'dan, hesap sormaya kalkıyorlar. Laf canbazı olduklarını sanan bu kifayetsiz hokkabazlar, Atak'ın 23 tiyatrocu tanık (&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Aslı Öngören, Ümran İnceoğlu, Ayça Telırmak, Celile Toyon, Rozet Hubeş, Bennu Yıldırımlar, Bensu Orhunöz, Zihni Göktay, Berrin Akdeniz, Betül Kızılok, Esin Umulu, Candan Sabuncu, Eftal Gülbudak, Ayşe Emel Mesci, Murat Bavli, Fırat Tanış, Sevin Okyay, Serdar Orçin, Eray Kahya, Hale Akınlı, Mazlum Kiper, Sevinç Erbulak, Semah Tuğsel&lt;/span&gt;) sıraladıktan sonra kurduğu cümle &lt;/em&gt;("&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Timur&lt;/span&gt; düzeltmeyi yayınlamadı ve projenin Sibel Arslan Yeşilay'ın tasarımı olduğu yönünde yanlış bir belge bırakmayı tercih etti.")&lt;em&gt; sanki ciddi bir sansür suçlaması içermiyormuş gibi bir hava yaratmaya kalkışıyor; ve isimleri verilmiş 23 tanığı görmezden gelerek, o tanıklardan hiç söz etmeyerek, (çamuru altına, iki kere ikiyi beşe, karpuzu peştemala dönüştürmeyi bile mümkün kılacağına inandıkları) mugalata (laf salatası) yöntemiyle önemli ayrıntıları görmezden gelip, zurnanın zırt dediği yeri es geçip, kıldan tüyden alakasız şeylerle dikkatleri dağıtarak, güneşi (hatta &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.coskunbuktel.com/buktelnihayet.htm"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;"Özdemir Nutku skandalı"&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;nı) bile örtbas edebileceklerini sandıkları gibi; sansürcü Timur'un bu yeni sansürünü bile (hatta Timur'un özür dilemiş olmasına rağmen) örtbas edebileceklerine güveniyor; okurların zekâsına açıkça küfretmekten çekinmiyorlar. Bu hokkabazların hiçbir kanıt, belge, kaynak, alıntı içermeyen, entelektüel taklidi bir "edadan" ibaret son hilekarlıklarını, hak ettikleri yere, &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;a href="http://hilmibulunmaz.blogspot.com/2009/03/ertugrul-timur-sayfas.html"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;"Timur'un çöplüğü"&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt; bölümüne koymak yerine, ana sayfasına koyarak, okurların dezenformasyonuna katkıda bulunduğu ve beni bu satırlara mesai harcamak zorunda bıraktığı için, Hilmi Bulunmaz'ı kınıyorum. &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt;..........&lt;/span&gt;Bakınız:&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.tiyatroyun.blogspot.com/"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;strong&gt;www.tiyatroyun.blogspot.com&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23 tanığı görmezden gelen (23 kişinin adına sansür koyan) Kurhan’ın yazısını, &lt;a href="http://hilmibulunmaz.blogspot.com/2009/03/ertugrul-timur-sayfas.html"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;"Timur'un çöplüğü"&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; bölümüne koymak yerine, OYUN’a koymam nedeniyle beni kınayan Coşkun Büktel’e hak veriyor ve Kurhan’ın yazısını, ait olduğu yere, &lt;a href="http://hilmibulunmaz.blogspot.com/2009/03/timurun-cop-kutusu.html"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;"Timur'un çöplüğü"&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;ne postalıyorum. Bundan böyle, Kurhan’ın dedikoduyu aşmayan yazılarını, &lt;a href="http://hilmibulunmaz.blogspot.com/2009/03/timurun-cop-kutusu.html"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;"Timur’un çöplüğü"&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;nde okuyabilirsiniz. Bize gönderdiği her yazıyı, mutlaka, ama mutlaka yayınlayacağız. Kurhan’ın yazılarına bir tıkla ulaşabilirsiniz. (Bakınız: &lt;a href="http://hilmibulunmaz.blogspot.com/2009/03/timurun-cop-kutusu.html"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;"Timur’un çöp kutusu"&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Not:&lt;/strong&gt; İşlerimin yoğunluğu nedeniyle, Kurhan’ın yazısına karşılık yazmakta geciktiğim için okurlarımdan özür dilerim.&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5687918667431347774-1623101220633489321?l=iatp-g.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/1623101220633489321'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/1623101220633489321'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://iatp-g.blogspot.com/2009/03/omer-f-kurhan-dedikodu-mu-yapyor.html' title='Ömer F. Kurhan Dedikodu mu Yapıyor, Enformasyon mu Veriyor'/><author><name>İATP-G</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11330321003142631907</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5687918667431347774.post-3376980762827921184</id><published>2009-03-09T01:22:00.000-07:00</published><updated>2009-03-12T16:55:11.429-07:00</updated><title type='text'>Sayın Büktel'e YanıtımdırBölüm 2</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;A. Ertuğrul TİMUR - 9 Mart 2009&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kimlerin gazına geldiği hakkında bi tahminimiz var ama kesin bilgimiz yok."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu cümlenin yanıtını uzun uzun ve tiyatro tarihimize de notlar düşerek ilk bölümde verdik.&lt;span class="fullpost"&gt; Fakat en başta insanları isimlerini ve ismimi vermeden suçlayacak kadar alçak değilim diyen Coşkun Büktel’in düştüğü dramatik bir durum olduğunu da hatırlatalım. Ayrıca hadi tahminlerini kesinleştirmeden isim vermemek gibi bir mazereti öne sürdü diyelim. Bu durumda da benim kullanılan adam olduğum şeklinde bana karşı bir ithamı vardır ki kendi deyişleriyle ben kullanılmadığını ispatlamak zorunda değilim onlar bu ithamlarını ispatlamak zorunda. Yine kendileriyle dramatik bir şekilde ters düştüler. Ayrıca, bir dönem boyunca da Burak Caney için aynı yaklaşımla, tespit ettik, çok az kaldı, açıklıyoruz yaygaraları ile kişileri dolaylı töhmet altında bırakıp sonra da bir türlü o az kalmaların, o tespitlerin ortaya yüzde yüz kesin ve belgeyle serilmediğini hatırlarsak, bunun Coşkun Büktel’in hedef saptırmak ve kişileri itham altında bırakmak (çamur at izi kalsın) bir yöntemi olduğu çok açıktır. Tahmin ediyoruz, ortaya çıkarmak üzereyiz diye siz birini ya da bir olayı ortaya atacaksınız, insanların kafasında soru işareti bırakacaksınız ve zamanla da bunu ne ortaya çıkarabilecek ne de olmayan belgeyi sunamayacaksınız ama attığınız çamurun izi kalacak. İşte Büktel dürüstlüğü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devam edelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Timur, bir süredir, kendisinin sansürcü olduğunu "kendisinin ağzından" belgeleyen eski yazılarını ve eski yazılarımızı yeniden yayınlamamıza çok kızgın..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir insan sansürcüyse ve sansürün gerekliliğine inanıyorsa bunu sonuna dek savunur ve kendi mantığını da kurar. Devletin güvenlik ve sürekliliği için bu zararlı yayınları …… diye başlayan açıklamaları biliriz. Bir kişinin hem kendi sansürcülüğünü kendi eliyle belgeleyip sonra itiraz etmesi ihtimaline ancak ahmaklar inanır, bu nedenle de Coşkun Büktel’in bu iddiasına da inanan bir elin parmağı kişi çıkmamıştır çıkmaz da. Sansürcülükle itham ettiği yazılarımı nasıl bir nedenle ve neyi anlatmak için kullandığımı açık ve net ifade ettim, nesnel koşulları sergiledim, bir kez daha yinelemeyi gereksiz görüyorum. Zira Coşkun Büktel bunu anlayamıyorsa üç ihtimal vardır a) Coşkun Büktel aslında bir ahmaktır (ki bence kesinlikle değil) b) Coşkun Büktel insanların ahmak olduğunu sanmaktadır c) Ne kendinin ne de başkalarının ahmak olmadığını bilse de Somut sorulara verecek yanıt bulamadığı ve ezilmek istemediği için bile bile bunları öne sürerek kaçmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bir zamanlar kendisinin bizden esirgediği cevap hakkını fazlasıyla kullanarak, eski yazılarımıza karşı çarşaf çarşaf cevaplar gönderiyor ve biz de yayınlıyorduk. Bu cevap yazılarında, asıl söylemesi gereken şey, sansürcü olmadığıydı. Ama yaptığımız kaynaklı/belgeli yayınlar bunu söyleyebilmesini imkânsız kıldığı için; Timur, savunmayı saldırı yöntemiyle yürütmeye karar verdi ve Bulunmaz ile Büktel'in mafya olduğunu ve Timur'a zarar vermek için Trabzon'dan adam getirttiğini bile söyleyebilecek kadar şuursuzlaştı."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski yazılarımı yeniden gündeme getirdiğiniz sürece benim de yanıt verme hakkım bakidir ve siz de bunlara yer vermekle yükümlüsünüz (sıfır sansürcülüğünüz gereği) eskiden neden yanıt vermediğimi açıklamam dahi gerekmez, Eskiden cevap vermemiştim şimdi veriyorum size ne deyip geçebilirdim, fakat çok merak ediyorsanız o dönem sizinle muhatap olmamayı tercih etmiştim, sizi yok saymayı tercih etmiştim (ki bunu defalarca o günlerde de bu günlerde de sebepleriyle de yineledim) Bugün yanıtlamamın tiyatro dünyasının sizi tanıması açısından daha hayırlı olacağını düşünerek yanıtlıyorum. Mafya olduğunuzu değil mafyavari yöntemler kullanmaya kalktığınızı iddia ettim. Zira mafya olmayı başarabilseydiniz zaten amacınıza ulaşmış olurdunuz, siz ise sadece çaresizce debelenip rezil oldunuz. Bu benim iddiam değildir, sizin bir dönem bana karşıt sanarak methiyeler dizdiğiniz Levent Çağalayan’ın iddiasıdır, daha da doğrusu kamuya açık yazılı beyanıdır. Sayın Büktel sizi mafya olarak değil olsa olsa mafya özentisi olarak suçlayabilirim. Takdir edilecek bir alan olmasa da mafyalığın da uzun uğraş, çaba ve emekler gerektirdiği açıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kısa sürede farkettik ki: Timur, hangi birini düzelteceğimizi bilemediğimiz, kanıtsız / belgesiz iftiralarla dolu çarşaf çarşaf cevap(!) yazılarıyla, bizim yıllar önce yazılmış kanıtlı belgeli yazılarımızı cevaplıyormuş gibi yaparken, aslında, yalnızca sitelerimizi bloke etmeye çalışıyor ya da sırf bize duyduğu öfkenin depreşmesi nedeniyle, sitelerimizi bloke etmeye çalışanların aleti olmaya tenezzül ediyordu."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk bölümde uzun uzadıya yanıtladığım ilk cümlenize dönüş yaptınız. Ama ilk cümlenizde başkalarının yönlendirmesinden yüzde yüz emin konuşurken şimdi bu yüzde elliye düşüverdi nedense?.. Yani ben de bloke etmeye çalışıyor olabilirmişim ya da bloke etmeye çalışanlara alet oluyor olabilirmişim. Eğer siz benim şu anda 1 yıl sonra devreye girip sizinle tartışmama neden olan bir provokatör arıyorsanız bu provokatörün adını ben size vereyim “Feridun Çetinkaya” dır. Zira siz TAKSAV olayını yaklaşık 3-4 aydır işliyorsunuz, İATP-G ve Ömer Faruk Kurhan polemikleri ise sanırım bir buçuk aydır sürüyor. Bunların hiç birinde sizin onlara karşı ithamlarınız, suçlamalarınız, tespitleriniz Ertuğrul Timur’un umurunda değildir. Hatta ilk bölümde de yazdığım gibi TAKSAV, Talat Sait Halman konusunda Sayın Hilmi Bulunmaz’ı tüm yüreğimle kutlar, en yürekten gelen sesle kendisine teşekkür ederim. Evet tüm bu tartışmalarınız haftalardır sürerken ne oldu da Ertuğrul Timur bunlar sürüp dururken umursamazken, hatta çoğunu okumayıp şöyle bir göz atıp geçerken birden bire ortaya çıktı hiddetle?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim ateşledi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii ki “Feridun Çetinkaya”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zira sizin İATP-G ya da TAKSAV polemikleriniz Ertuğrul Timur’u ilgilendirmediği gibi içerikte de bir bağlantı, ilgi, ilinti yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne zaman ki Feridun Çetinkaya İATP-G’yi eleştirisinin arasında uzunca bir “tiyatrom” eleştirisi sığdırdı, işte o zaman Ertuğrul Timur’un bu hoşunuza gitmeyen yanıtları başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yaptığımız sansür karşıtı yayınlardan ve "sıfır sansür" (SS) sloganımızdan rahatsız olan ve yakın geçmişte takma isim ve isimlerle bize karşı iftira kampanyaları düzenlemiş olan "ilerici demokrat" çevreler, bu kez de, Timur'un adını kullanarak sitelerimizi bloke etmeye, özellikle, "Özdemir Nutku skandalı"nı, "Talât Halman skandalı"nı, "Ölüleri Gömün skandalı"nı, gündemden düşürmeye uğraşıyorlardı. Bunu anlamıştık ama bu kanıtlayabileceğimiz bir olgu olmadığı için, bunu öne sürerek, Timur'un cevap hakkı diye gönderdiği asılsız ispatsız iftiraları yayınlamaktan vazgeçemezdik."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıfır sansürden ne anladığınızı bilemiyorum, bu sıfır sansüre küfür etme, hakaret etme özgürlüğü de mi giriyor ya da gerekirse porno da mı giriyor tanımını yapmadan kullanmaya başladığınız bu terimi kullanmanızda da sansürünüzün çerçevesini çizmekte de bana göre özgürsünüz. Dilediğinizce küfür edebilir, hakaret edebilir bunu da yayınlayabilirsiniz ama bu anlamdaysa benim sıfır sansüre ihtiyacım olmadığı bugüne dek görülmüştür. Ha, sırası gelmişken Tiyatro dünyasını bok götürüyor başlığımı Hilmi Bulunmaz’ın küfür ve hakaretlerle kıyaslamayı da akıl etmişsiniz onu da kısaca yanıtlayayım. “Bok götürmek” deyimdir. Benim kullandığım yerde de bir genel durum tespiti için, tiyatro dünyasında olmaması gereken pek çok durumun olduğunu anlatmak için (taciz, hakaret, rüşvet vb) kullanılmıştır. Elbette bu denli sert bir başlığın doğruluğu ya da yanlışlığı da tartışılır fakat bunu asla kişilere edilmiş küfürlerle karşılaştırmayınız. (Mustafa Demirkanlı) seni sıçtığın yere kadar kovalarım, Şerefsiz Mustafa Demirkanlı, Lağım Çukuru (Mustafa Demirkanlı) yasal olarak da ahlak olarak da suçtur, kişiye hakarettir. Sizin bu hakaretleri yapma hakkınız vardır, Mustafa Demirkanlı da bugüne kadar davacı olmadığına göre yapabilirsiniz de. Dilerseniz sıfır sansürünüzle bunu yayınlama hakkınız da vardır. Hatta ilk bölümde dediğim gibi bunu bana değil Mustafa Demirkanlı’ya yollamış olsaydınız belki o da yayınlayabilirdi ve benzer ya da farklı ölçekte cevap da verebilirdi. Ama sıfır sansürden kastınız bu ise yok hayır ben sıfır sansürcü değilim. Bakın bir kez daha yineleyeyim “ben sıfır sansürcü değilim” Bakın işte size bir belge daha... İleride bu satırımı da Ertuğrul Timur’u kendi yazısıyla belgeledik diyebilirsiniz ne güzel değil mi? Hadi bir daha yineleyeyim. Sıfır sansür kişilere küfür etme, hakaret etme özgürlüğü ise küfür edilen kişi bundan şikayetçi değilse bile ben yaptığım, yapacağım hiçbir yayında bu sıfır sansürü uygulamayacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"ilerici demokrat" çevreler, bu kez de, ” Bu ayrıntıyı atladığımı ve aslında çok önemli bir ayrıntı olduğunu hissedip daha fazla dikkate aldım önemli gördüğüm için bu paragrafı yazıma sonradan ekliyorum. Bunu yapanların (beni kullananların) ilerici demokrat çevreler olması ilginç. Sanırım beni kullandığını iddia ettiğiniz kesim konusunda ibre biraz Taksav’dan, yada İATP-G’den yana ivme kazandı. Zira İlk bölümde kimler olabilir beni kullandığını varsaydığınız kişiler listemde sizin özellikle ters düştüğünüz kişilerin neden olamayacaklarını tek tek sıralamıştım ama bugün bu “ilerici demokrat çevreler” ayrıntısı daha fazla dikkatimi çekti. Öncelikle çevreler dediğinize göre kişisel hareket edenler kapsama alanımız dışında bırakılabilir. OYÇED’in siyasal bir duruşu olmadığına göre de tüzel kimliklerden İATP-G ve TAKSAV ağırlık kazanmaktadır ki zaten son dönem en fazla polemikler de bu konuda yaşandığına göre bu zanna kapılmış olmanız kuvvetle muhtemel. Bu nedenle siz zannettiklerinizi, iddia ettiklerinizi ispatla yükümlü olduğunuz halde bunu sadece ima etmeyi seçiyorsunuz ama eğer bu zanna kapılmışsanız lütfen yazınız da ben de size siyasal olarak da , diğer pek çok konuda da onlarla ne kadar ayrı yerde durduğumu anlatayım. Siyaset sizin ilgi alanınıza girmediği için bu konuda Hilmi bey’den yardım alabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devam edelim,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"bu kez de, Timur'un adını kullanarak sitelerimizi bloke etmeye, özellikle, "Özdemir Nutku skandalı"nı, "Talât Halman skandalı"nı, "Ölüleri Gömün skandalı"nı, gündemden düşürmeye uğraşıyorlardı. Bunu anlamıştık ama bu kanıtlayabileceğimiz bir olgu olmadığı için, bunu öne sürerek, Timur'un cevap hakkı diye gönderdiği asılsız ispatsız iftiraları yayınlamaktan vazgeçemezdik."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pes be Sayın Büktel! İşte ben merkezciliğin daniskası bir örnek daha. Yahu son bir yıldır “Ölüleri Gömün”ün adı sizin bile yazılarınızda geçmiyor, siz bile son bir yıldır “Ölüleri Gömün”ü gündeminize almamışken kim onun gündemden düşmesi için emek sarf ediyormuş? Sizin bile gündeminizde görünmeyen şey nasıl gündemden düşürülmeye çalışılır? Asıl siz şimdi onu da başlamış polemik rüzgarının önüne katıp gündem yapma bencilliğindesiniz. Sayın Hilmi Bulunmaz bu cümlelerden de aslında gündemin ve sürdürdüğü mücadelelerin sizin tarafınızdan nasıl kendine yontularak kazanca çevrildiğini fark edemezse artık ne zaman bunu hissetmeye başlayacak doğrusu bilemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Hilmi Bulunmaz’ın ortaya çıkardığı ve bıkmadan takipçisi olduğu gerçek bir skandal olan Talat Sait Halman skandalı gündemdedir ve gündemin en önemli maddesidir. Bu skandala neden olanlar istifa edene, ödül geri alınana dek de gündemde kalmalıdır, gündem arıyorsanız işte en önemli gündem budur, ama bunun arasına kendi kişisel gündemlerinizi de sıkıştırıp bu asıl yakalanmış bomba gündemin rüzgarından istifade edeyim çabanız sizi en masum tanımlamayla zavallı durumuna düşürüyor artık fark edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer benim yanıtlarım Talat Sait Halman skandalını gündemden düşürecek endişesindeyse lütfen bunu bana Sayın Hilmi Bulunmaz belirtsin. İşte şu an hemen bugün tüm inandığım değerler üzerine yemin ederim ki bir tek satır bile kendimi savunmam, susar ve bu darbeci katillerin temsilcisi bakana verilmiş ödülün sürekli manşette olmasını gönülden desteklerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kamuoyu önünde de yemin ederim ki bu konuda tüm internet bilgimi de Hilmi Bulunmaz’ın emrine sunarım. Online imza kampanyası mı dersiniz, sırf bu konuda özel bir site yapmak mı dersiniz buyursun destekçisiyim. Ama sakın ha kalkıp artık sizin bile gündem yapmadığınız “Ölüleri Gömün”ü araya sıkıştırıp Hilmi Bulunmaz’ın yarattığı rüzgardan yararlanayım çabasına girmeyin bu en başta Bulunmaz’a saygısızlıktır. Ve yine sakın benim bunları gölgelemek için ortalarda olduğumu iddia etmeyiniz. Bu skandal altı aydır vardır, bense tiyatrom adının Feridun Çetinkaya tarafından yeniden suçlamayla gündeme geldiğinde tartışmaya başladım ve kaldı ki hiçbir yazımda da gündemdeki bu skandallar lehinde ya da aleyhinde tek satır yoktur. Benim savunduğum kendi mazimdir, kendi emeğimdir, yüzlerce okurun bir kulüp gibi bağlanıp benimsediği bir yayındır!.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ben, yayınımı yalnızca benim yayınladığım yazılara cevap niteliği taşıyanlarla sınırlarken, Hilmi Bulunmaz, Timur imzasıyla gelen her şeyi yayınlıyordu. Ama Timur ve ardındakilerin amacı cevap vermek değil, bağcıyı dövmek ("Sıfır sansür" ilkesini geçersiz kılmak) olduğu için, asla tatmin olmuyorlar ve bu defa da Hilmi'nin başka yazılar girip Timur yazılarını gündemin alt sıralarına düşürdüğünü söyleyerek, Bulunmaz'ın yayın gündemini belirlemeye çalışıyorkardı. Bu amaçla, (kan ter içinde "sıfır sansür" ilkesini uygulamaya çalışan) bizleri "sinsi sansürcü" diye niteleyecek kadar işi azıtanlar da vardı. Üstelik bunlar, mecbur kalmadıkça karşı düşünceye yer verme alışkanlığı olmayan, maçı tek kale oynamaktan zerre kadar utanmayan kişilerdi; bizi "sinsi sansürcü" diye nitelemekle demek istiyorlardı ki: "Evet, biz sansürcü alçaklar olabiliriz ama siz de sansürcüsünüz!""&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, ortada bir haftada müthiş bir yayın kirliliği olduğunu kabul ediyorum. Ama bakalım bu kirliliği kim yapmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sayın Feridun Çetinkaya bu polemiği başlatan tetiği çekti mi? Yani tiyatrom’a 1 yıl aradan sonra suçlamalar getirdi mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Evet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Nerede?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Sizin sitenizde, Hilmi Bey’in bloğunda. (link olarak da olsa yer aldı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bu durumda 1 yıl aradan sonra yeniden bir suçlamaya maruz kalmışsam benim de kendimi savunma hakkım doğdu mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Evet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bir uzun yazıyla o günkü nesnel şartları özetleyip, üzerimde oynanan oyunları anlatıp bu şartlar altında benim size karşı tutumumu anlattım mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Evet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu durumda ne olmalıydı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Siz de alırdınız benim yanıtımı, satır satır mı olur, hece hece mi olur, paragraf paragraf mı olur tek tek yanıtlar, yanıtlama esnasında size yönelttiğim suçlamaları cevaplar, bu gerek duyduğunuz ve sizin iddialarınızı ispatladığını düşündüğünüz eski yazıları da bu yanıtınızın içerisine eklerdiniz. Alıntılar yaparak mı, tamamını mı, linkler vererek mi nasıl eklerseniz bu yanıtınıza eklerdiniz ve bir kirlilik olmazdı. (Bakın eski yazılara yer vermeyin vs demiyorum ama öncelikle yeni yazışmayı yanıtlar ve eskileri de yeni olmuş gibi manşetle verip yayın kirliliğine neden olmaz yazınızın içeriğine yerleştirerek verirdiniz, siz onları bugün yaşanıyor gibi manşete taşıyarak verirseniz benimde bugün yaşanıyormuş gibi ve her birini tek tek yanıtlama zaruretim doğar ve aynen benimkini de kendinizinki gibi ön sayfadan verin deme hakkım doğar)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Peki siz ne yaptınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Benim çok övündüğünüz şekilde satır satır yanıt beklediğim yazıma yanıt veremeyeceğiniz için bunu yanıtlamaktan kaçtınız ve hala da yanıtlamış değilsiniz. Buna karşılık elinizde ne varsa, koz olduğunu düşündüğünüz ne varsa, elinizdeki avucunuzdaki bütün bulabildiğinizi ortaya döküp saçtınız. Böylece kirliliği siz başlattınız. Bu durumda da bana düşen ortaya bana karşıt diye sunulan her bir yazıyı yanıtlamak zorunluluğu idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buyurun Sayın Büktel hala gecikmiş değilsiniz. Benim yazım ortada durmaktadır. Siz istediğiniz eski yazıları da belge saydığınız şeyleri de içine dahil ederek, ama benim sorularımı da yanıtsız bırakmadan tek bir yanıtta toplayınız, yanıtlamaktan kaçmayınız, böylece düzenli ve tek bir yazıya karşı tek bir yanıt şeklinde sürdürelim. Yok biz senin aleyhine bulduğumuzu varsaydığımız ne varsa ortaya döker saçarız, sonra da sen bunlara yanıt verirsen o yanıtları çöp sayarız ve bununla da kalmaz seni bu kadar çok cevap yazdığın için gündem saptırıcılıkla suçlarız diyorsanız işte bu da sizin adalet ölçünüz derim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;""Sinsi sansürcü" olarak suçlanan Bulunmaz ve Büktel, bu "açık ve mert"(!) sansürcüler tarafından sitelerinin bloke edilmesine, yaptıkları sansür karşıtı yayınların bu Burak Caneyvari yöntemlerle engellenip sansür edilmesine, elbette ki göz yumamazdı. Ama bu engelleme nasıl engellenecekti? Bulunmaz ve Büktel'in, "eski yazılarımıza zamanında cevap verseydiniz, bir buçuk yıl gecikmeli cevaplarınızı yayınlamıyoruz." diyerek kolayca işin içinden çıkmaları mümkündü. Ama bu, Büktel ve Bulunmaz tarafından Türkiye'nin entelektüel ortamına dayatılmaya çalışılan "sıfır sansür" standardını örseleyecek; "açık, mert ve azılı" sansürcülere tek kale maç yapar gibi tek yanlı, sansürlü yayın yapmanın mazeretlerinden / bahanelerinden birini yaratacaktı. Bulunmaz ve Büktel, "sıfır sansür" ilkesini örseleyecek bu yaklaşımı benimsemediler."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinsi sansür nedir burada ilk kez okuyanlara hatırlatma yapmak zorunludur. Siz Sıfır sansürünüzün tanımını ve kapsamını hiçbir zaman açıklamadınız ama ben sinsi sansürü açıkladım bir kez daha açıklıyorum. Bu sansürü kamuflajlı yapmanın ve tam da okuru eşek yerine koymanın daniskasıdır. Tıpkı para tuzağı 900’lü hatların ekrandan okunamayacak kadar minik puntolarla ve hızla geçen altyazıları gibi. Siz de bu sinsi sansürü uyguladınız. Üstelik bunu çok uzun süredir yapmaktasınız. Sayın Bulunmaz amatör bir blogdan yayın yapmasının dezavantajını avantaja dönüştürmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedir bu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üste haber girdikçe alttakiler alta doğru üç beş haber girince de arka sayfalara doğru kayar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte aslında bir handikap ve blogların eksisi olan bu durumu Sayın Bulunmaz her zaman sinsi sansürünün mekanizması olarak kullanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne zaman ki hoşuna gitmeyen bir yanıt gelmiştir, evet bunu girer. Çünkü sansürcü denilmesini göze alamaz. Ama bunu girdikten birkaç dakika sonra yapabildiği kadar hızla, eskiden girdiği eski haberleri, videoları birer kez daha giriş yapar ve istemeyerek girdiği yazı birkaç dakika gibi kısa sürede arka sayfalarda kaybolur. Ama dilediği bir yazıyı da günlerce ana sayfadan gözünüze sokabilir. Bunun adı düpedüz sinsi, gizli sansürdür! Bunun örneğini Ömer F. Kurhan yazılarında da gördük, benim yanıtlarımda da gördük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir buçuk yıl önce cevap verseydiniz konusunu ise yukarıda yazdım, siz bir güncel habercilik yaptığını varsayan sitede bir buçuk yıl önceki bir yazıyı, bir haberi geçmişin ve o dönemin nesnel koşullarını ve ardışık yaşananları da hatırlatmadan tek taraflı bir şekilde bugünün manşet konusu gibi manşete çekebiliyorsanız, benim de bugünün manşeti haline getirilmiş bu eski yazıya bugün yanıt verme hakkım doğuyor. Nasıl bir sıfır sansürcülük anlayışıdır ki “istesek bir buçuk yıl önce yanıtlasaydın” diyebilirdik deme haddini kendinde görebiliyorsun Sayın Büktel?!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakınız Sayın Mehmet Atak değil bir buçuk yıl, 2002’de yaşanmış bir cevap hakkına yer verilmemesi kuşkusunu ya da belki ona göre kuşku değildir tespitini yedi yıl sonra kamuoyuna sunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yedi yıl kendine saklamış, herhangi bir yerde bunu dile getirmemiş ya da gerek duymamış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün uygun ortam bulmuş gündeme getirmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve ben “Neden yedi yıl sonra?” demiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haklısınız bunu gündeme getirmek hakkınızdır diyorum ve yanıtlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz nasıl bir sıfır sansürcüsünüz ki istesek zamanında cevap verseydin der ve yer vermezdik deme haddini kendinizde bulabiliyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ömer F.Kurhan 1 ayı aştı, yanıt beklediğini yinelediği bir yazı var, belli bir süre sonra gonga vurup dınnnn süre doldu yanıt hakkınız kayboldu mu denilecek size? Sıfır sansürün sınırları içerisinde şu kadar sürede verilen yanıtlara yer verilir gibi bir kısıtlama mı var? Kaldı ki yineliyorum, siz manşete taşıdığınız gün yeniden gündem olmuştur, yeniden gündem olana ise yanıt verme hakkım doğmuştur. Nasıl ki eğer arzu ederse 7 yıl sonra yeniden hakkındaki suçlama gündem olmuş Sibel Aslan Yeşilay’ın da bugün konuya dahil olma ve savunma hakkı var ise.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonunda, gönderdiği son cevap yazısındaki açık ve somut iftiralarından yalnızca birini cevaplayarak, Timur'un cevap yazısını, ancak, içerdiği o iftirayı belgelediğinde veya o iftira için özür dilediğinde yayınlayacağımızı ilan ettik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Büktel, ben özür dilemekten kaçınmayan ve özürle dudağı ya da onuru aşınmayacağını gayet iyi bilenlerdenim. Bunu da çok değil çok kısa bir süre önce de yaptım biliyorsunuz. Gerektiğinde özeleştiri de yaptım, özür de diledim. Keşke bu insani vasıfları bir kez de sizde görebilseydik adınıza mutlu olurduk inanın. Söz ettiğiniz en son özür talebi ise çok açık ve net şekilde belliydi ki sadece sansürlemenize bahane için bulunmuş bir buluştu. Ertuğrul Timur’un ortaya serdiği kimliğiniz sizi rahatsız etmeye başlamıştı ama onu sansürcülükle suçlarken sizin sansürcülük yapmanız da maskaralığın daniskası olacaktı. Bu durumda sıfır sansürü şartlı sansüre çevirecek bir bahane gerekiyordu. Bu bahaneyi de güya buldunuz ve sıfır sansürünüz oldu şartlı sansür!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakınız ortada size karşı gerçekten bir kabahatim dahi olsa, size bir iftira ya da hakaretim dahi olsa, siz bunun için gider dava mı açarsınız, yok sitenizin bir köşesinde özel bir logo yapıp sürekli tutar mısınız ne yaparsanız yaparsınız ama benim diğer konulardaki tüm cevap haklarımı kısıtlamanın ve sesimi kesmenin bahanesi sayamazsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakalım neymiş bu benim sesimi kısmak, sansürlemek için öne sürdüğünüz bahane hatırlayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“SAYIN BULUNMAZ 10 DAKİKA KADAR ÖNCE COŞKUN BÜKTEL'İN BANA İTHAFEN YAZDIĞINI SAVLADIĞINIZ BİR YAZISINI GİRDİNİZ” dedim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bu ağır hakaret(?!!!) nedeniyle sıfır sansürünüz bir anda şartlı sansüre dönüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte şartlı sansürünüzün belgesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hilmi Bulunmaz, Coşkun Büktel'in Timur'a ithafen yazdığını savlayan hiçbir ifade yazmadı/yayınlamadı. Timur, bu iftirayı cevap hakkı elde etmek için uydurmuş. Oysa bu iftiraya hiç gerek yoktu. Biz cevap hakkını hiçbir bahaneyle engellemezdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Biz bugüne dek, kendi ismiyle yazan hiç kimsenin cevap hakkını engellemedik. Kendi ismiyle yazmayan alçak hilekarları ise, zaten adamdan saymadığımız için, muhatap almadık, görmezden geldik. İftirası için özür diler dilemez, Timur'un yazısını o özürün altına ekleyeceğiz. Yapılmayan şeyler kanıtlanamayacağı için, biz öyle bir ithaf belirtmediğimizi kanıtlamak zorunda değiliz. Ama Timur madem ki yaptığımızı iddia ediyor, yaptığımızı kanıtlamak zorunda. Çünkü evrensel bir hukuk ilkesi diyor ki: suçu ispat yükü, iddia sahibine düşer."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HB ve CB&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce lütfen şu “Evrensel Hukuk normunu”, kendinize kalkan yaptığınız bu cümlenizi bir köşeye not ediniz zira bunu sık sık gündeme getireceğim. “Siz Coşkun Büktel’in bana ithafen yazdığını savladığınız yazısını girdiniz” cümlesini iftira sayıyorsunuz ve özür dilemedikçe&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sıfır sansürü askıya alıp benim hiçbir yazıma yer vermeyeceğinizi yani yüzdeyüz sansürü düşünüyorsunuz değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki el insaf ithafen ve savlamak kelimelerini adeta bir hakaret gibi, bir iftira gibi görüp, özür dilemediğim takdirde bunu benim bundan sonraki tüm yanıtlarıma yer vermemek için bahane sayıyorsunuz da…..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eh şimdi sizin bana Erotik shop satışlarına aracılık yapıyor, para kazanıyor imalarınızdan, çalıştığım kuruma dek dil uzatmalarınızdan, Sizin kadar olmasa da mağduru olduğum Burak Caney’i bahane edip Ertuğrul Timur, Mustafa Demirkanlı Burak Caney’dir ve Burak Caney Orospu çocuğudur nitelemelerinizden, Tiyatrom’a yazan şerefsizdir cümlenizden ve daha onlarca beni türlü çeşitli şekillerde ve belden aşağı yazılarla bombardımana tutarken, ben diyordum ki bu türde tartışma olmaz, bu seviyede polemik olmaz ben artık bu iki adamın hiçbir yazısına yer vermeyeceğim diyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne dersiniz çok da farklı durmuyor değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece sizin günahlarınız 100 birim fazla!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve siz bunu 1 yıl sonra işte Ertuğrul Timur’un kendi kaleminden sansürcülüğü diye sunuyorsunuz ama şimdi benim “ithafen”, “savladığınız” kelimelerini bundan sonra benden gelecek tüm yazılara sansür koyma nedeni olarak sunabiliyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PES!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu da yaptığınız en büyük hatalardan biri olarak tarihe not düşülecek bir ibret vesikasıdır beyler! Bu durumda herkes birbirinin yanıt hakkını haklı olduğuna inandığı bir bahaneden, dolayı her zaman tamamen kesme hakkını kendinde görebilir. Bunun adı da işt tam da sansürdür. Zaten her sansürcü kendine göre haklı nedenlerle yapmaz mı bunu? Sizce hakiki Abdulhamid’in bile kendince sizinkine benzer bahaneleri yok muydu yasaklar koyarken?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Tam beklediğimiz üzere, tarihleri boyunca tüm uyarılarımıza aldırmadan tek kale maç yapar gibi tek yanlı yayın yapmakta olan "açık, mert ve azılı" sansürcüler, iftira için özür istememizin "şartlı sansür" ya da "sinsi sansür" olduğunu öne sürerek, iftirayı sansür için bahane diye kullandığımızı anlatmaya çalıştılar. Gerçi bahane bile olsa, iftira sansür için "iyi bir bahaneydi" ama biz iftirayı bile yayınlamak ve teşhir etmekten yanaydık. Ne var ki, "açık, mert, azılı" sansürcüler ekip halinde çalıştıkları ve sürekli iftira ürettikleri için, Timur imzasıyla üretilen her iftirayı temizlememiz olanaksızdı. Yine de, bir yerden başlamak gerekiyordu."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YİNELEYELİM,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SİZ ERTUĞRUL TİMUR BURAK CANEY’DİR DİYECEKSİNİZ(destekliyor değil Burak Caney’dir) (Evrensel hukuk normlarına göre ispatlamadan)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SİZ DOLAYLI YOLDAN BANA OROSPU ÇOCUĞU DİYECEKSİNİZ, YAZACAKSINIZ (Evrensel ahlaksızlık normlarına göre!!!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SİZ DOLAYLI DA DEĞİL DİREKMAN TİYATROM YAZARLARI ŞEREFSİZDİR DİYECEKSİNİZ (Evrensel düzeysizlik normlarına göre)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SİZ BENİM EROTİK SHOP İLANLARINDAN PARA KAZANDIĞIMI İMA EDECEK, İDDİA EDECEKSİNİZ (Evrensel iftira normlarınıza göre)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VE DAHA BENZER KÜFÜRLERİ, SÖVGÜLERİ İFTİRALARI TARTIŞMA DİYE YAPACAKSINIZ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VE BEN “ARTIK BU İKİLİNİN ADININ GEÇTİĞİ TEK SATIRA YER VERMEYECEĞİM, BUNUN ADI TARTIŞMA DEĞİLDİR, İFTİRADIR, SÖVGÜDÜR, KÜFÜRDÜR VE BÜTÜN BUNLARA TİYATROMDA YER YOKTUR! DEDİĞİMDE SANSÜRCÜ OLACAĞIM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AMA SİZ ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BEN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“SAYIN BULUNMAZ 10 DAKİKA KADAR ÖNCE COŞKUN BÜKTEL'İN BANA İTHAFEN YAZDIĞINI SAVLADIĞINIZ BİR YAZISINI GİRDİNİZ” YAZDIM DİYE BUNU BİR HAKARET YA DA İFTİRA GİBİ SUNUP ÖZÜR DİLEMEDİKÇE ARTIK SAVUNMA HAKKINI KULLANDIRMIYORUZ DİYEBİLECEKSİNİZ.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaldı ki bu sansüre geçmek için sadece yüzeysel bir bahaneniz olduğu çok belli olduğu için ben bu blöfünüzü gördüm. Bu zaten hiçbir koşulda hakaret sayılamayacak bu cümlenin sizi değil beni bağlayacağını ve benim yorumum olduğunu, Coşkun Büktel’in o kolajı bana ithafen hazırladığını, Hilmi Bulunmaz’ın da bunu böyle görerek yer verdiğini ifade eden kendi yorumumdu. Buna da rağmen peki bunu iftira sayıyor ve sesimi kesme bahanesi olarak kullanma bahanesi sayıyorsanız tamam özür de diliyorum demiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedense bu açıklamamı ve özrüme yer veremediniz. Zira sizin özür dilemenizi gerektiren satırlardan sadece bir kısmını hatırlatıp altında özür dilediğimi belirtmiştim. Ve buna yer vermek belli ki mide spazmı geçirmenize neden olacaktı. Ama yaptığınız bu bahane ardına sığınıp tümden sesimi kısma girişiminin sizin sinsi ve bahaneli sansürcülüğünüzün belgesi olduğunu da (ki bütün sansürlerin bahanesi vardır zaten) kanıtladığını da fark ettiniz ve ertesi gün çark ettiniz… Bizden dilemedi ama (oysa blöfü görüp dilemiştim) Mehmet Atak’dan diledi o nedenle afettik gibi bir saçmalıkla geri adım attınız. Ama bu adım sizi temize çıkarmadı daha da teşhir etti Sayın Büktel!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bütün bu gelişmeler yaşandığı sırada, Timur'un sansürcülüğüne tanıklık eden bir diğer mağdurun, Mehmet Atak'ın, yazısı geldi ve dün akşam yayınladık. (Bakınız: "Birkaç anekdot")Timur, bu sabah, bize değilse de, Atak'a, öfkeden uzak, gayet insani bir yazıyla cevap verdi ve Atak'tan özür diledi. (Bakınız: "Sayın Mehmet Atak'a Yanıt") Gerçi Timur'un Atak'ı mağdur eden uygulama hakkında yaptığı açıklama yine hiç tatmin edici değildi ama hiç değilse yalan kokmuyordu."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Atak’a yanıtımı verdiğim için burada yinelemeye gerek duymuyorum. Mehmet Atak’a gayet insani cevap verdim çünkü Mehmet Atak da gayet insani ve mağdur olduğunu düşünen birinin hakkını araması haklılığındaydı. Sizin attığınız iftiralar, hakaretler, sövgüler yer almadığı için dolayısıyla da diğer yüzlerce kişiyle olduğu gibi Sayın Mehmet Atak’la da gayet insani iletişim kurmamız doğaldır. Geçen gün örnek olarak da gösterdiğim Ömer F. Kurhan’la en anlaşamadığımız konularda ve zamanlarda da insaniyetimizi koruduğumuzu ve sizin de bunu örnek almanızı salık verdiğim gibi. Evet umarım siz de bir gün iftira atmadan, saldırmadan, öfkeye boğulmadan insanlarla diyalog kurmayı başarırsınız da insanlar da sizinle insani bir şekilde konuşmayı başarabilir Sayın Büktel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaptığım açıklamanın tatmin ediciliğine gelince sizin zaten bir tatmin sorunu yaşadığınız çok açık. Sakın ha bunun cinsel çağrışım amacıyla kullanıldığını düşünmeyiniz o beni ilgilendirmez, sizin tatminsizliğinizin ego tatminsizliği olduğunu düşünüyorum. Bunu hakaret olarak kullanmıyorum, tanıdığım kadarıyla benim görüşümdür. Sizi övme, tanıtma amaçlı yazı ve yayınlara dahi çatıp düzeltme hakkı talep etmeniz, hatta ve hatta yaşamınızdaki en büyük destekçiniz olmuş, sizi oldukça takdire boğan Sayın Hilmi Bulunmaz’ın sosyalistliğini dahi “sosyalistliğine rağmen” şeklinde sanki bir kusur ya da eksikmiş gibi cümlede kullanmanız dahi ben merkeziyetçiliğinizden ve ego tatminsizliğinden değil midir diye düşünmeden yapamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Timur'un yeniden "insana" dönüşmesi, Hilmi'yi de, beni de sevindirdi. Timur'dan gelen bu defaki cevap yazısı, sırf sitelerimizi bloke etmek için yazılmış asılsız ispatsız, deli saçması saldırılardan ibaret bir yazı değil, üzüntü ve pişmanlık ifade eden ve konu dışına sapmayan gerçek bir "cevap" yazısıydı. Üstelik, Timur, bu cevabı Atak'a ulaştırmamızı özellikle istiyordu. Bu cevabı yayınlamamız, ancak, Timur'a koyduğumuz özür şartını kaldırmamızla mümkündü ve Timur'un Atak'tan dilediği özürü yeterli bularak şimdilik özür şartını kaldırmaya ve hem Büktel ve Bulunmaz'a iftiralar içeren önceki cevabını, hem de Atak'a cevabını yayınlamaya karar verdik."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet yukarıda da yazdığım gibi sizin için her zaman utanç belgesi olarak bir bahaneyle sansürünüzü başlatmıştınız ama ben bu blöfünüzü gördüm, bu basit ayak oyunu ayağınıza dolandı ve bu ayak oyununuzdan bir an önce kurtulma çabasına girdiğinizi bu satırlar çok güzel gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ama şimdi Timur, bu açıklamamıza da cevap vermek isterse, bu kez, mafya olduğumuza ve ona zarar vermek üzere Trabzon'dan adam getirttiğimize dair iftirasını (öyle iki şahitle filan değil, bizim Özdemir Nutku iftirasını kanıtlayan delillerimiz kadar) inandırıcı delillerle belgelemek, ya da "bizi tatmin edecek ifadelerle", özür dilemek zorundadır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Büktel, ister inanın ister inanmayın bu paragrafınızı okurken kahkaha attım. İnanın kahkahalarla gülmeyeli o kadar uzun zaman olmuştu ki… Mizah dergileri, mizah programları bile beni en fazla tebessüm ettirir ama siz güldürdünüz Allah da sizi güldürsün diyeyim. Yahu lütfen söyleyin bunu komiklik olsun diye yazdınız değil mi? Yok gerçekten siz bile bu kadarını yapamazsınız artık ya inanmıyorum buna. Eminim ben bundan sırf yazınıza bir espri bir çeşni olsun diye abarttınız değil mi? Hay Allahım yaaa…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neresinden ciddiye alıp, neresinden tutup eleştirebilirim ki ben bu paragrafı? Vallahi de billahi de ciddiye alınır yanı yok yapmayın… Ama hadi deneyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Evrensel hukuk normları demiştiniz değil mi Sayın Büktel yukarıda? Dünyanın pek çok (belki de tüm) ülkelerinde video ve ses kayıtlarının tek başına belge sayılamayacağı defalarca açıklanmıştır. Hadi haberleri dinlemiyorsunuz bu dizilerde bile geçiyor bir dizi yazarı olarak da mı bilmiyorsunuz? Ses ve video kayıtları Ergenekon davası da dahil asla tek başına delil niteliği taşımıyor diğer deliller ağırlık kazanmış ise destekleyici unsur olarak mahkeme heyetince dinlenilmesi kabul ediliyor. Bazen de tümden reddedilip dinlenmediği, izlenmediği dahi oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Bu videonuzu 2 şahidin üzerinde bir delil olarak dile getirmenize verdiğim yanıttı. Bu delil sizin de ihtiyaç duyduğunuzda öne sürdüğünüz ve arkasına sığındığınız dünya hukuk normlarında delil bile değil demek içindi. Şimdi de varsayalım ki bu video kaydı gerçekten yüz de yüz delil sayıldı. Acaba videodaki görüntüler ve söylenenler, olayın vuku bulmuş hali sizin iddialarınızı kanıtlayacak bir içeriğe mi sahip? Size göre evet, tartışmasız öyle.. Ama bu iddiaları dile getireli 10 yıl kadar, videodaki konuşmayı yazılı olarak kamuoyuna sunduğunuz da sanırım 10 yıl kadar, Videonun orijinal kaydını da kamuoyuna önce Burak Caney’in, ardından nihayet sizin yayına vermenizin ardından da 1 yıl kadar geçti mi? Peki sizin videodaki kaydınızı kaç kişi aynen sizin iddia ettiğiniz gibi haklılığınıza yeterli gördü? Sanırım size zaten baştan beri kayıtsız şartsız destek veren fanlarınız dışında hiç kimse… E peki tiyatro kamuoyu bu videoyu izledikten sonra da sizin iddia ettiğiniz gibi bir kesinlik yok bu konuşmada diyorsa (en son Ömer F. Kurhan) siz nasıl benimki gibi tartışmasız delil diyebiliyorsunuz? Sizin delil diye sunduğunuz size göre tartışmasız delildir oysa Ömer F. Kurhan’a göre ya da tiyatro kamuoyuna çok da böyle bir şey ifade etmiyor ki..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Şimdi gelelim yine Evrensel hukuk normlarına. Evet yukarıda da yazdığım gibi Evrensel hukuk normu da, Türk hukuk normu da ses veya video kaydını tek başına delil saymaz daha geçerli deliller sunulmuşsa destekleyici unsur sayar. Ama tüm dünya hukuk sisteminin mahkeme kararlarının şahit tanıklığını “esas” saydığını ve bunun bin yıldır böyle olduğunu siz gerçekten bilmiyor muydunuz? Sayın Büktel siz gerçekten bu kadar cahil olabilir misiniz? İki şahitle adam asılır diye bir deyim de mi duymadınız? Şahit beyanının birinci dereceden delil sayıldığını bugün bir kaç film izlemiş çocuk bile bilir bu kadar cahil taklidi yapmayınız Sayın Büktel!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi anladınız mı benim neden kahkahalarla güldüğümü bu paragrafa? Siz dünyanın pek çok yerinde delilden bile sayılmayan ve bazı mahkeme heyetlerinin daha en baştan izlemeyi bile reddettiği video kaydını inandırıcı delil sayıyorsunuz, ama dünyanın tüm mahkemelerinin, hem de bin yıldır esas saydığı tanık (şahit) beyanını ise delilden saymıyorsunuz. Siz hangi evrende yaşıyorsunuz Sayın Büktel? Bizim evrende yaşamadığınız bir gerçek de hangi evren? Tabi ki merkezinde Büktel’in olduğu bir evren…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahi Sayın Büktel bir türlü satır satır paragraf paragraf yanıtlamaya cesaret edemediğiniz yazımda madem bu derece güçlü kanıtlarınız var neden size yaşamınızın en büyük kötülüğünü yapan Özdemir Nutku’yu mahkemeye vermediniz diye de sormuştum yoksa siz de mi delillerinizin delil bile olmadığının farkındasınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Timur, eğer, "ne onu, ne bunu yaparım; ben kanıtlamacılık, belgelemecilik, kaynak göstermecilik, alıntıcılık saplantısı bulunmayan, bilimsel "edayı" yeterli sayan bir entelektüelim; kanıtmış, belgeymiş gibi şeylerle uğraşamam; cevap hakkı diye sadece iftira atarım; siz iftiraları yayınlamak ve temizlemeye uğraşmak zorundasınız" mantığıyla cevap yazmaya devam ederse, yazdığı cevabın yayın gündemimizi bloke etmesine izin vermeyeceğimizi bilmek zorundadır. O tür "çöpleri", belge saydığımız için yok etmeyeceğimizi ama www.hilmibulunmaz.blogspot.com sitesindeki ilgili kutuya atacağımızı şimdiden bildiriyoruz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte laf kalabalığı içinde bütün bu yazının ana fikri. Ben Ertuğrul Timur’a yanıt veremiyorum, Bir yandan eski yazılarını çıkarıp sitemin kocamannn bölümlerini onunla ilgili bir şeyleri ispatlama telaşına düşüyorum ama öte yandan sanki umursamıyormuş safsatalarla dolu yazan biriymiş havası da yaratmaya çalışıyorum.. Cevap veremedikçe üstüme geliyor susturmak istiyorum, Ama sansürcüü damgası da yemek istemiyorum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belge göstermiyor diyorsunuz “Size bana şu iftirayı attınız” diyorum iftiranız kendi sitenizde , hafızanız artık yavaşladı hatırlamıyorsanız gözünüz de göremiyor mu? Levent Çağlayan yazılı beyanda bulundu diyorum linkini veriyorum. Belge dediğiniz şeylerin tümü internette sizin, Bulunmaz’ın sitelerinde. Sizin sayın Bulunmaz’la yaptığınız gibi Büktel şunu yayınladı link / Hilmi benim yayınladığıma yer verdi linkin linki! Komik olmayınız size sizin satırlarınızı mı belgelemem gerekiyor? Adınızın Coşkun soyadınızın da Büktel olduğunu ve sizden söz ettiğimi de belgelememi bekleyecek misiniz? Evet Coşkun Büktel’den söz ediyorsunuz ama bakalım Coşkun Büktel ben miyim ispatla mı diyeceksiniz? Bunların hepsi kaypaklığınızın göstergesi lakırdılar manzumesi başka hiçbir şey değil!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Belge içeren herhangi bir suçlamayı ise, elbette ki, ana sayfalarımızda yayınlayacağız. Ve çöp kutusuna attığımız her yazı için, ana sayfamızda tek cümlelik bir link yayınlayacağız. Ama Timur'un ardında bulunduğunu varsaydığımız ekip, bu link sözümüzü bile istismar etmeye kalkıp, kısa kısa onlarca cevap yazısı göndererek, yayınımızı bir başka biçimde bloke etmeye kalkarsa, (bizi "sinsi sansürcü" diye niteleyerek kışkırtmaya çalışan "açık, mert, yani azılı" sansürcülere yayınlarımızı sansür ettirmemek adına) çöp kutusuna atacağımız çöplerin duyurularıyla ana sayfamızı işgal etmekten de vazgeçebiliriz. Özetle, azılı sansürcüler istismara kalkışmazsa, bize gönderilen en iğrenç cevap yazıları bile, ana sayfadan duyurularak bir tıkla ulaşılabilir ve okunaklı bir mizanpajla okunabilir olacak. Onlara tek cevabımız, onları yok etmek değil, çöp kutumuza atmak olacak."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok teşekkür ederim zaten farkında olduğumuz sinsi sansürcülük mekanizmasını yaşama resmen geçirmiş bulunuyorsunuz, Coşkun Büktel’in pişkinliğini artık gayet iyi biliyoruz ama bu sinsi sansürcülük yaftası doğrusu ya Sayın Hilmi Bulunmaz’ın ömrü oldukça karşısına çıkacak bir yafta olarak kazınacaktır hiç kuşkusu olmasın. Sizin ardımda bir ekip olduğunu varsaymanız kanıtsız ispatsız kafanızdaki büyüttüğünüz komplo teorinizin dışavurumu ama bir iftira olarak manşette yer alacak ama benim yazdığım yazılar kanıtsız ispatsız diye tarafınızdan damgalanacak ve gözlerden kaçırılacak. O halde, bu sizin sitelerinize yazılmış son yazımdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Size yanıtım buyurun seyircili bir salon ortamında yüz yüze polemiğe!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinsi ya da açık sansürün olamayacağı tek alana davet ediyorum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz veriyorum masanın altında bana destek veren olup olmadığına bakmanıza da izin vereceğim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şunu da hemen belirteyim ki sizin böyle bir cesaretiniz olduğunu sanmıyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5687918667431347774-3376980762827921184?l=iatp-g.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/3376980762827921184'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/3376980762827921184'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://iatp-g.blogspot.com/2009/03/sayn-coskun-buktele-yant-bolum-2.html' title='Sayın Büktel&apos;e Yanıtımdır&lt;br&gt;Bölüm 2'/><author><name>İATP-G</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11330321003142631907</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5687918667431347774.post-2389255306045658121</id><published>2009-03-07T22:10:00.000-08:00</published><updated>2009-03-12T16:54:15.988-07:00</updated><title type='text'>Sayın Büktel'e YanıtımdırBölüm 1</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;A. Ertuğrul TİMUR - 8 Mart 2009&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Büktel ve Sayın Bulunmaz,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Coşkun Büktel’in beklediğim yanıt olmasa da bana yönelik cevabına cevabım uzunca olacaktır. Zira Tiyatro dünyasına veda ederken tek kaygım geçmişe yönelik şaibe bırakmamaktı.&lt;span class="fullpost"&gt; Bu nedenle de sizin söyler geçeriz çamuru kalır kolaycılığında bir cümle ile kolayca attığınız çamuru benim belki en detaylıca yanıtlamam gerekecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu nerede ve ne süreyle yayınlarsınız bilemiyorum. Fakat çöp kutusu tabir ettiğiniz alanda yer vermeniz bana değilse bile emeğe saygısızlığınızdır ki bu da sizin üzerinizde bir yafta olarak yapışıp kalır. Zira ben sizin bir cümleniz için saatlerimi ayırıp yanıt veriyorsam, ve bir emek harcıyorsam bu emeğe saygısızlık karşısında artık diyebileceğim bir tek şey kalıyor ben şu anda hata yapıyorum, ben sizi yok saymayı seçtiğim gün aslında doğrusunu yapmışım ve buna devam etmek en doğrusu olacak der ve çekilirim. Diğer bir çok kişi ve sitenin yaptığı gibi de susar görmezden gelirim ve siz de bir söyler iki söyler  sonra buradan iş çıkmayacak der başka polemik çıkaracak alanlara, kişilere  yelken açarsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yanıtım uzunca olacak ve bu yanıtım bittiğinde de size çağrım şu olacak, buyurun gelin sizinle istediğiniz ortamda insanların huzurunda tartışalım. İstediğiniz şekilde organize edilecek bir salon toplantısında tartışalım ve her birimiz elimizdeki verileri sunalım, düşüncelerimizi sunalım. Dilerse buna Sayın Ömer F.Kurhan yada İATP-G de katılabilir, yada dileyen, dilediğiniz kişiler de. Artık bunun arından yazmayı düşünmüyorum zira yazılı uygulamada ne kadar kaçak davrandığınız açıktır, ben alamadığım soruları yüzünüze sormak ve yanıtını alana dek de konuyu değiştirmeden onlarca çift gözle birlikte yüzünüze bakarak yanıtı beklemek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi gelelim yanıtımıza. Bu salt size yanıt olmayacak, belirli konularda  benim açımdan yazma fırsatı olarak da değerlendirilip tarihe minik notlar düşmek anlamı da taşıyacaktır ve bu nedenle de size buna da vesile olduğunuz için peşinen bir teşekkür borçlu olduğumu söylemeliyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kimlerin gazına geldiği hakkında bi tahminimiz var ama kesin bilgimiz yok.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradaki bir hatasına takılmayacağım zira polemiklerde verecek yanıtı kalmayanların sen önce git de dilbilgisini öğren gel türü tartışmayı asıl odağından saptıran ve üç beş dilbilgisi hatası üzerinden galip gelmeyi amaçlayan kaypaklıklarına her zaman öfke duymuşumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dilbilgisi yönünden size göre daha çok hata yaptığımı da kabul edebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;birilerinin gazına geldiğim&lt;/span&gt; iddiasında bulunuyorsanız bunu ispatlamak ve isim isim yazmak zorundasınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zira bu, sizin yaşam felsefeniz olmuş “insanları isimlerini ve isminizi vermeden suçlamamak” ilkesine aykırıdır en başta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun şimdilik bir tahmin olduğunu, somutlaştıramadığınız için isim vermediğinizi söyleyebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat aşağılarda da defalarca bunu vurguladığınız ve yazınızın tüm omurgasını birilerinin sizi bloke etmek için beni kullandığı varsayımındaysanız üzerinde durmak zorundayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslına bakarsanız ben de bunun sizin bir kaçış yönteminiz olduğunu düşünmeye başladım. Hala pek çok soruma yanıt verebilmiş değilsiniz ve hala şu çok övünç duyduğunuz satır satır paragraf paragraf yanıtlama yönteminizi kullanabilmiş değilsiniz. Bunu yerine önce bol miktar eski yazılar üzerinde bütünü gözden kaçırıp parçaları gündeme taşıma çabanız vardı, şimdi de Ertuğrul Timur piyondur biz onu es geçip büyük mihraklara odaklandık hissi yaratmak gibi bir taktik geliştirmeyi akıl ettiniz sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizin de bana, tiyatrom’a ve yazılarıma haftalarca, aylarca ve aylardan sonra en kocaman yerleri ayırıp cevap yetiştirme yada cevap savuşturma çabalarınızın herkes tanığı iken bu saatten sonra hafife alıyor görünmeniz, yazdıklarının dikkate alınırlığı yok çabasına girmeniz hiç inandırıcı değil elbette.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne olursa olsun ben sizi ciddiye alıp yanıtlayacağım,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kimlerin gazına geldiği hakkında bi tahminimiz var ama kesin bilgimiz yok.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, isim yok, kanıt yok. Bir suçu atan ispatla yükümlüdür, deyip geçebilirim. Ben gaza geldiğimi yada kullanılmadığımı, irademle hareket ettiğimi ispatlamak zorunda değilim ama siz bunu ispatlamak zorundasınız deyip geçebilirim. Ama bu defa böyle yapmayacağım, çünkü bunun aslında sizin kaçamaklarınızdan biriniz olduğunu, kaçış yöntemlerinden biri olduğunu bilerek üstünde duracağım. Hatta yazımın önemli bir bölümünü bu oluşturacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Gelin sizin cesaret edip tahmin olarak bile olsa veremediğiniz isimleri ben vereyim ne dersiniz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve her biriyle ilişkimi, her birine bakış açımı da buraya aktarayım ne dersiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her birini de kendi bakış açımla deşifre edeyim ne dersiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve belki de önceki günlerdeki yazılarımda hiçbir tek kişinin yada kişilerin etkisine yada gazına gelmemişken&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;asıl şimdi sizin gazınızla bunu yapacak olduğumu da biliyorum ama varsın olsun bunlar da bilinsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acaba beni size karşı kışkırttığınız sandığınız kişiler kimler olabilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Size karşı kışkırtmadan söz ettiğimize göre bu durumda sizin en çok eleştirdiğiniz kişiler olmalı değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde tek tek ele alalım ve bulmaya çalışalım şu beni kışkırtan kişiyi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ÖZDEMİR NUTKU :&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizi mağdur ettiğini, eserinize iftira attığını yinelediğiniz ve adeta yaşamınızın en önemli mücadelesi haline getirdiğinize göre ilk üzerinde durmamız gereken kişi diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özdemir Nutku’yu bir kez yüzyüze gördüm. Çalıştığım kurumda düzenlenen Gençlik Tiyatroları Festivalinde onur ödülü almak üzere geldiğinde canlı olarak ilk ve son kez gördüm. Ve ben o kurumda teknisyen olarak çalıştığım için ne ödülü veren, ne ödül verilen etkinlikte olan kişi değil o salonun ses teknisyeni olarak gördüm, ayaküstü de tanıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk ve son görüşmem budur.  Bunun dışında bir dönem Assitej e-mail grupta Assitej üyeleri kendi iç tartışmalarını email yoluyla yaparken ben ve Sayın Hasan erkek arasında bir dönem çok yoğun bir tartışma başlamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi konumuz değil ama ayrıntılara da gireyim sonuçta bunlar da tiyatro dünyasına dair anekdotlardır, daha önce mail grupda dolaşıma çıkması dışında yayınlanmamış olması nedeniyle sayenizde yayına girsin ve tarihe minik notlar düşmüş olalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En kısa anlatımla Sayın Hasan Erkek çocuk tiyatrolarındaki sömürünün ve korsan tiyatroların önüne geçmek için Kültür Bakanlığı bünyesinde bir komisyon kurulmasını ve bu komisyonun çocuk tiyatroları üzerinde yetkilendirilmesini, denetimini öneriyordu ve bunu da hayata geçirmek üzereydi ki bense derhal bu projenizi çöpe atınız ve asla önermeyiniz, bu kendi elinizle tiyatronun RTÜK’ünü yaratmaktır, sizin korsan tiyatrolar denetlensin diye kurduracağınız komisyonun yarın hangi iktidar döneminde kimlerden oluşturulacağı ve ne tür sansürler için kullanılacağını garantileyemeyiz diye itiraz etmekteydim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk başta destek alırken benim karşı çıkışımla (tabi daha uzun ve detaylı yazışmalarla) bu proje rafa kaldırıldı. Eğer bu proje Assitej desteğiyle Kültür Bakanlığına sunulmuş olsaydı inanın üzerine atlar ve kabul ederlerdi, Çocuk tiyatrolarımız da özgürlüğünü kaybeder, tıpkı MEB Talim Terbiye Kurulu tavsiye kitaplar gibi Türk-İslamcı çocuk oyunları dışında çocuk oyunu geçit bulamayabilirdi. Tiyatro tarihimize bu notu düştükten sonra devam edelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu hararetli tartışma ortamında gruba çok sayıda gelen destek e-maillerinden biri de Sayın özdemir Nutku’dan oldu. “Timur yazdıklarında haklıdır, katılıyorum” tarzında gelen çokça destekten birisi ama en kısasıydı Özdemir Nutku’nun bu yarım satırı. Haklılığına inandığım ve zaten çokça destek aldığım bir konuda Özdemir Nutku’nun da her mantıklı insan gibi katılıyorum demiş olması nedeniyle ona minnet duymuş olacağımı ve tiyatrodan koptuktan bir yıl sonra bile hala size yanıt vermek için bunun hatırına saatlerce cevap yazdığımı düşünmeyeceksiniz sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka ne ilişkim oldu diye düşünürsek, Sayın Nutku bana hiçbir zaman özel email dahi yazmış değil, bana sekiz yıl boyunca bir köşe yazısı ile katkı sağlamış değil, Sadece daha önce başka bir yer için sanırım Çocuk Tiyatroları günü için yazılmış bir yada iki yazısı bildiri şeklinde bana yollanmıştı ki o da başkası tarafından yollanmıştı. Sayın Nutku’nun bana tüm hayatım boyunca gelmiş tek e-maili sadece tiyatrom’u kapattığımda gelen onlarca veda mesajından birisini yollamış olmasıydı.  ikibuçuk satırla bir iyi niyet veda mesajıydı. Nutku-Büktel polemiğinden dolayı bir email yollayıp teşekkür etmiş değil, zaten etmesi de gerekmezdi. Bunun dışında sayın Özdemir Nutku Burak Caney adlı sanal canavara gösterdiği ve hepimizin okuduğu açık desteği ve ilgiyi dahi 8 yıllık ciddi bir yayıncılık yapan tiyatrom’a göstermiş değildir. Hiçbir bağlantım, iletişimim olmayan tüm yaşamında yarım satır ve 2,5 satır iletişim e-mailinden ibaret kalmış bir bağlantıdan beni kışkırtma çıkamayacağı açıktır değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;TUNCER CÜCENOĞLU :&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Cücenoğlu ile birkaç defa karşılaştım. Bir iki davet yada tiyatral törende, galada, bir kez de AKM eyleminde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüz yüze tüm konuşmalarımızın toplamı beş dakikaya varmamıştır. Fakat dönem dönem tiyatrom’a yazılar yollamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanıyorum hem o dönemler en çok okunan site olmamız, hem de diğer sitelere nazaran yazarların sayfalarına daha düzenli yer veriyor olmamız, tüm fotoğrafları yayınlıyor olmamız gibi nedenlerle bizde yayınlatmayı tercih etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tuncer Cücenoğlu’na bakışıma gelince : İlk zamanlar oldukça önemsemiştim. Bir çok ülkede oyunları oynanıyor, eserlerini incelediğimizde vodvil yada eften püften değil toplumcu bir yanı vardı. Fakat bir noktadan sonra Tuncer Cücenoğlu’nun kredisi benim gözümde sıfıra inmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu da hatırlatarak tarihe bir not daha düşelim. Hatırlarsanız Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin görevden alındıktan sonra bir hayli eylem yapılmış, bir hayli tepki istifası yaşanmıştır, Bu istifa edenlerden birisi de Sayın Tuncer Cücenoğlu olmuşken kısa bir süre sonra oynanmakta olan eserinin süreceği belli olduktan sonra bir hafta gibi kısa sürede müthiş bir geri dönüş yapması, “görevlerden istifa edilmeli, oyunlar çekilmeli” noktasından “perdeler açılmalı, oyuna gelinmemeli” noktasına gelivermiştir. DT’de sahnelenen oyununu da çekmemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ardından gelen süreçte de zaman zaman AKP’li belediyelerle de, CHP-DSP arasında gidip gelen liderlik sevdasındaki popülist Sarıgül’le de hiç tereddütsüz iş yapabildiği gözlemlenmektedir. Elbette bir yazarın eserleri önemlidir, fakat eserinden de önemlisi bir yazarın kişiliğinde göstereceği tutarlılıktır, toplumculuktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana göre her yazar önce toplumcu olmak zorundadır, tutarlı olmak zorundadır. Bu nedenle de Sayın Cücenoğlu’nun oyunları hala önemli başarı elde ediyor olabilir ama kişi olarak benim için bir değeri kalmamıştır, benim için kredisi bir hayli süre önce sıfırlanmıştır.  Dolaysıyla yazdıklarıyla, oyunlarıyla olmasa da kimlik olarak, toplumsal duruş olarak benim için sıfırlanmış (yani bir değer ifade etmeyen) Tuncer Cücenoğlu’nun da beni etkilemesi söz konusu olamaz. Zaten tiyatrom kapandığından bu yana diğer tüm tiyatrocularla da olduğu gibi onunla da en ufak bir diyalogumuz olmamıştır, bundan sonra olmasını gerektiren bir durumda yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakınız ben bugün hala bir tiyatro sitesi yapıyor olsam ve Tuncer Cücenoğlu ile ilgili bir oyun duyurusu, yeni bir kitap tanıtımı, bir haber gelse haber yaparım. Bu sonuçta tiyatro dünyasından bir haberdir. Ama Yeri geldiğinde de tutarsız bulduğumu işte şu an yaptığım gibi yazmaktan, söylemekten çekinmem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani intikamcı gibi davranmamı gerektiren bir durum yoktur, kişisel intikamlık bir durum yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizin yönteminiz olan “Ben biriyle ters düşmüşsem onun her şeyine saldırabilirim, her şeyini mutlaka eleştiririm, hatta suni suçlar imal de ederim” gibi bir yaklaşımım yoktur. Bu yöntemi bir Burak Caney, bir de siz uyguladınız.  Örneğin Sayın Büktel’in oynadığı yada yazdığı diziyi özel olarak ele alıp Büktel’e bir de buradan vurayım, yada Hilmi Bulunmaz’ın özel yaşamından, ticari işlerinden bahsedeyim gibi bir tutumum olmamıştır. Hatta benim Sayın Büktel’in görev aldığı dizisine dair de eleştirim olmamış bunu salt Sayın Hilmi Bulunmaz’ın tutarsızlığını yada Büktel’e karşı objektif olamamasının göstergesi olarak örnekleme anlamında dile getirilmiştir. Ben TV dizilerini eleştireceksem genel anlamda eleştiririm, bunu kişiye özel yapmam, diğer tartışmalarımız için bir koz olarak kullanıyor gibi kullanmam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama sizin için bunu söyleyemeyeceğim burada tekrar yinelemek istemediğim örnekler ve tartışma konularımız dışında pek çok taaruzlar tarafınızdan üzerimde uygulanmıştır. Örneğin erotik shop’a linkin linki olduğunu biz sadece dostça uyardık, yada çalıştığı kurumun faaliyetlerinin eleştirisini tam onunla kıyasıya tartışırken araya girdik ama tesadüftü, onla bir ilgisi yoktu diyebilirsiniz. Ama bunun açıklaması en basit söylemiyle kaypaklık olur. Zira siz birisiyle tartışmanın en alevli anlarında, günlerinde bunu kullanıyorsanız ve vurgulama şekliniz de o kişiyi yıpratma amacını net bir şekilde hissettiriyorsa bunların kullanım amacının yıpratma, kullanım şeklinin de saldırı amaçlı olduğunu düşünmemek için ya aptal olunmalı ya da kaypak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devam edelim, şu sizin veremediğiniz isimleri araştırmaya…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ORHAN ALKAYA :&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizin en çok eleştirdiğiniz ve Kazmacıbaşı olarak andığınız Orhan Alkaya’ya da bakalım. Acaba beni yönlendiren olabilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orhan Alkaya ile Tiyatro dergisi yayın kurulu nedeniyle tanıştığımızı ve yukarıdaki diğer iki isme nazaran daha fazla diyaloğumuz olduğunu, üç yada dört kez, tiyatro dergisi toplantısında toplu halde uzunca sohbetlerimiz olduğunu söyleyebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat hatırlarsanız Orhan Alkaya’yı Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliğine geldiği günlerde en uzun ve en ağır şekilde eleştiren ben olmuştum ve bunu bir yazı dizisi şeklinde ve Şehir Tiyatrolarında yaşanan pek çok gerçeği de ifşa ederek yapmıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün sizler Orhan Alkaya için oldukça ağır ifadeler kullanıyor olabilirsiniz, ama sizinkilerin ifadeleri ağırdır, sözleriniz kelimeleriniz ağırdır (Kazmacıbaşı gibi) Ama ben hala Orhan Alkaya’ya karşı içerik olarak en ağır eleştirileri bugüne kadar benim yaptığımı düşünüyorum. (O zaman henüz sansürcülüğe başlamadığı için bu yönü yoktu tabi) Bu göreve gelmesi ve hemen akabinde benim onu bu şeklide ele almamın ardından ilişkilerimizin koptuğunu ve hiç görüşmediğimizi sanırım söylemeye gerek yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumda Sayın Orhan Alkaya tarafından da kullanıldığımı söyleyemezsiniz. Ha evet, itiraf edeyim ki  daha önce kullanılmış olabileceğimi düşünüyorum. Hatta dönem dönem şehir tiyatrolarının bir çok elemanı tarafından kullanıldığımı düşünüyorum. Fakat bu bir anlamda karşılıklı kullanılmaydı. Onlar bana rahatsızlık duydukları konularda bilgi sızdırıyorlardı, bense bir tiyatro haber sitesi yayıncısı olarak Şehir Tiyatrolarının arka planında yaşananları öğrenmiş ve yayınlamış  oluyordum. Ticketturk yolsuzluğundan, Şehir Tiyatrolarına AlbarakaTürk’lülerin danışman yapılmasına, sanatçıların vasıfsız işçiliğinden daha onlarca konuya dek şehir tiyatrolarında yaşanan her şeyi benim ortaya çıkarmam ve anlı şanlı boyalı medyanın da benden okuyup konunun üzerine gitmesi boşuna değildi çünkü Tiyatrom Şehir Tiyatrolarında yaşananların üzerine gidiyordu, tiyatrom da bunların üzerine gittiği için bilgiler bana sızdırılıyordu. Bu karşılıklı kullanımlar olarak açıklanabilir. Farklı nedenler için birbirimizi kullandığımız bugün artık daha netleşmiştir. Ben bir yayıncı olarak bilgiye ulaşmak için, onlarsa bu kurumun başına yönetici olmak içinmiş…  Bu kullanımdan bir hayli kazançlı çıktıkları ve şehir tiyatrolarında iktidar oldukları ortadadır. Benim payıma düşense “Bu vıcık vıcık ilişkilere lanet edip, tiyatro dünyasından uzaklaşmam” oldu. Zamanında destek verdiklerim iktidar oldu şimdi kaymağını yiyelim gibi bir beklentim olmadığı ve daha haftasında ağır bir eleştiriyi yayına verdim. Neyse sonuçta bugün itibarıyla hiçbir sanal yada gerçek iletişimimiz olmayan ve beni defterinden silmiş Orhan Alkaya’nın da beni etkilemesi mümkün görünmüyor değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ZAFER DİPER :&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zafer Diper her oyununa beni sağ olsun ısrarla ve içtenlikle davet etmiştir. Bir kez bir oyununa gidip izleyebildim. Oyundan sonra eşiyle ve eşimle oturduk tanıştık uzunca da sohbet ettik (o dönem henüz Hilmi Bulunmaz Sayın Diper’le ilgili eleştiriler yazmıyordu hatta sayın Bulunmaz internet sitelerini de açmamıştı yani bir hayli eski bu bir defalık tanışma ve sohbetimiz) Bir kez de benim çalıştığım kurumun lisesinden mezun olduğu için kırkıncı yıl mezunları olarak geldiğinde karşılaşıp ayak üst konuştuk. Sayın Diper sanal iletişim yollarını da çok kullanan biri olmasa gerek ki başkaca da iletişim şeklimiz olmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana göre Zafer Diper beyefendi birisidir, insancıl  birisidir, tiyatroya adanmış bir yaşamın bireyidir. Ama öte yandan bir sanat insanının hele sol düşüncedeki bir sanat insanının herhangi bir kanalda, herhangi bir içi boş dizide oynaması dahi  benim de en az Hilmi Bulunmaz kadar zoruma giderken, değil sıradan içi boş bir kanalda içi boş bir dizide bir gerici ideolojinin, Fetullah Gülen gibi bir ismin kanalında ve dinsel sömürü içerikli dizide bir rolde yer alması kesinlikle af edilemez bir yanlıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bunu Sayın Bulunmaz’ın yayınlarından öğrendim ve bu konuda benim de bir yazımda Sayın Diper’i eleştirdiğimi sanırım hatırlayacaksınız. Ben hiçbir zaman hiç kimse için (hatta tüm yaşamımda en ters düştüğümüz sizin için bile) Sayın Hilmi Bulunmaz’ın kullandığı şekilde ağır bir dil kullanmadım, kullanmamda, tarzım bu değildir ama &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Diper eleştirisi konusunda Sayın Bulunmaz’a söylem tarzına olmasa da eleştirisine kesinlikle katılıyorum&lt;/span&gt;. Doğal olarak hakkında yazdıklarınıza sinirlendiği için Sayın Diper de beni kullanmış olamaz. Ve hemen eklemeliyim ki Zafer Diper beni kullanmak bir yana asla ve asla böyle bir kavganın, öç planının insanı da olacak biri değildir izlenimindeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;TİYATRONUN ELİTLERİ OLABİLİR Mİ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki başka kimler olabilir diye düşünerek haydi bir de genel anlamda tiyatronun baronları, elitleri, tiyatronun kilit noktalarını tutmuş kişileri olabilir mi düşünelim. Tiyatronun elitlerinden hangisini tanıyorum ki? Gencay Gürün’lerle falan tanışmam etmem. Zaten onlar da sanatın sırça köşklerinden eğilip bir internet tiyatro sitesi yayıncısını kale almazlar. Değil onlarla tanışmak ortak dostlarımız bile olduğunu söyleyemeyiz. Değil onlardan etkilenmek, suyunun suyu etkisinde bir bağlantıdan söz edilemez. Zaten tiyatrom’un başköşesinde Lenin resmi olmasa da sanatı  elitize eden bu tip baron ve baroneslere karşıtlığımı da anlamış olmaları ve mesafeli durmaları çok zor olmasa gerek. Zaman zaman sanatta elitlere ve elitizme karşılığımı da dile getirdiğim yazılarım hatırlanacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;OYÇED :&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüzel kişiliklere gelirsek yine sizin en çok eleştirdiğiniz OYÇED’le başlayalım. OYÇED’in haberlerini yayınlamaktan Öte hiçbir bağım bağlantım olmadı. Birkaç kez yaşanan toplumsal ve tiyatral olaylar karşısında suskun ve apolitik duruşlarını eleştirdiğim için beni sevmediklerini biliyorum. Bir dönemde onların oldukça pahalı fiyatla açtıkları yazarlık kursuna karşılık o dönem bizim kurduğumuz Gençlik Tiyatroları Oluşumunun tamamen ücretsiz hizmetlerine yan yana verip dolaylı yönlendirme yaptığım için de öfkelendiklerini de biliyorum. Onun dışında OYÇED’le dolaylı yada direkt bağlantım olmadığı gibi bugün ben hala OYÇED aslında “Var mı ki?” , “Olabildi mi ki?” emin değilim. Dolaysıyla da bağım, bağlantım olmayan OYÇED’in etkisi altında olmam da mümkün olamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İATP-G :&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O bünyede bulunan üyelerden tanıdıklarım vardır. Ayrıca ciddi bir tiyatral ve sivil toplum kuruluşudur ve işini ciddiye alan kişilerle ciddi adımlarla yürür. Ben İATP-G ye her zaman son derece saygı duyarak ve tiyatroda ciddi bir ölçüt olarak ve sempatiyle baktım. Ama maalesef İATP tiyatrom’u uzunca hem de çok uzunca bir süre yok saymayı seçti. Ne bir haber, ne bir yazı, ne bir duyuru yollamadı. Ama ben zaman zaman inatla bana yollamadıkları bilgileri kendi sitelerinden alıp yayınladım, zira İATP-G vardı ve benim açımdan önemliydi o halde tiyatrom İATP-G yokmuş gibi geçemezdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İATP-G haberlerinde, etkinliklerinde Tiyatrom’dan yararlanmak yerine Tiyatrom diye bir site yomuş gibi davranırken, Tiyatrom onların da mutlaka katkı sağlayabileceği türde toplumsal ve tiyatral kampanyalara da pek çok tiyatro ve sivil toplum örgütü destek verirken bunları da görmezden gelirken, ancak iki konuda İATP-G’den sayın Ömer F.Kurhan birkaç kez tiyatromu eleştirmek için tiyatromun adını, varlığını zikretmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatırladığım kadar bunlardan birisi Hrant Dink cinayeti konusundaydı ki, elbette bu cinayeti onlarda bende lanetliyorduk ama farklı yaklaşıyorduk ve diğer konu da elbette Mehmet Esatoğlu’nun tacizcilik konusu idi ve bu konuda da tiyatrom aynen dikte edilmiş gibi bir söylemde yaklaşmıyordu.  Zaten bu konuda en son yazıyı da artık bir sitem olmadığı için Sayın Hilmi Bulunmaz’ın sitesinden ve yine İATP-G nin dikte ettiği cümlelerle söylemeyeceğimi yineleyerek dile getirmiştim. Dolaysıyla onların en çok üzerinde durdukları bu taciz konusunda dahi “Hayır ben ille de sizin dikte etmeye çalıştığınız gibi bakmaya ve söylem geliştirmeye mecbur değilim” tavrı sergilemişsem diğer konularda da onların bana bir şey dikte ederek yada etki altına alarak size karşı tavır aldıramayacakları açıktır o halde böyle bir iddianız da gerçekçi olamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;TAKVSAV – TALAT SAİT HALMAN :&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taksav’ı , taksav’cıları tanımam, hiç tanımadım… Bu TAKSAV bir dönem TAV olarak bilinen Vakıf’la alakalı mıdır bilmiyorum ama TAV ve TAKSAV eğer aynı ise onların (ilkinde ücretsiz ikincide ücreti mukabilinde) sadece salonlarını kullandığım halde yaptığım toplantıyı basına kendi organizasyonları gibi yansıttıkları yada böyle yansımasını düzeltmedikleri için ağır şekilde eleştirmiş ve bir daha üzerimden prim yapamamaları için asla salonlarını kullanmamıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrarlarsam, TAKSAV’ı tanımam, 12 eylül Kültür Bakanı Talat Sait Halman’ı da tanımam.  (Tüm hayatım boyunca tanıştığım bir tek Kültür Bakanı olmuştu onun da en son kapısını çarpıp çıkmıştım çıkış o çıkış)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık sanat yayıncısı olmadığım için açıklama yapma olanağım olmamıştı ama bu vesileyle sadece bir vatandaş olarak açıklamış olayım “Darbe döneminde bakanlık yapmış bu şahısa bir sivil toplum kuruluşunun, bir sanat kuruluşunun ödül vermesi utanç vericidir, bu faşizme verilmiş bir ödüldür, Bana göre TAKSAV’ın ödülü geri alması da yetmez, bu ödülü verme gafleti göstermiş TAKSAV yönetimi derhal istifasını vermeli, istifa etmiyorlarsa fes edilmeli ve TAKSAV özeleştirisini vererek yeni bir yönetimle yeni bir yapılanmaya gitmelidir. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sanat dünyası bu utancı ortaya çıkaran Sayın Hilmi Bulunmaz’a teşekkür borçludur&lt;/span&gt;, bu utanç bugün ortaya çıkarılmamış olsa idi sanat tarihimize bir utanç vesikası olarak kalıcı bir şekilde kazınacaktı, neyse ki sayın Bulunmaz’ın uyarısı ile en azından bu utanç yaşanırken bazı sanat çevrelerinin bu karara, bu utanca şerh koyup itiraz ettiği de tarihimize yazılmış oldu.  Katiller, işkenceciler olarak gördüğüm darbecilerden ve hala okulların tabelasında “Kenan Evren”  ismi olmasından, darbecilerle aynı yönetimde yer almış bakanlardan  ve bu bakanlara ödül verenlerden utanıyorum, bu ödül konusunda açıklanmış açıklanacak hiçbir hafifletici nedeni mazeret saymıyorum bu da benim görüşümdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;GERİYE ELBETTE BİR KİŞİ DAHA KALDI… MUSTAFA DEMİRKANLI VE TİYATRO DERGİSİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, sizinle ortak tanıdıklarımızdan yada sizinle ilgili olumsuz bir duruşta olma ihtimali olan bir kişi daha var elbette ve aslında elbette ki bu ilk akla gelecek isim ama ben en sona bıraktım. Zira ilişki çokluğu ve ortak noktalar, kesişmeler çokluğu nedeniyle birinci zanlı Mustafa Demirkanlı’dır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet Mustafa Demirkanlı ile görüşme sayımız da samimiyet derecemiz de diğer tümüne orantılarsak yukarıdakilerin kimisiyle deş dakikalık bile sürmemiş yüz yüze ilişkilerin yanında elbette kat kat fazladır. Ama onlara göre fazla olması sürekli birlikte hareket ettiğimiz yada çok samimi bir ilişkide olduğumuz gibi bir sonuç çıkarmamalıdır. Hatta ben tiyatro dünyasından çekildikten sonra neredeyse yok denilecek seviyededir. Evet eşimin rahatsızlığında, babamın vefatının ardından sağolsunlar evime dek gelme inceliği gösterdiler. Fakat tanışıyor olsaydık bunu sayın Bulunmaz’ın da yapacağından eminim zira O’da duyar duymaz bu inceliği göstermiştir sağ olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihe yine not düşmek adına yine dolaylı gireceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ben tiyatro Dergisi Yayın Kuruluna katılma teklifini neden kabul ettim?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tiyatro Dergisinin içeriğini bir yana bırakalım ben sayın Mustafa Demirkanlı’nın dergicilik tarzını genel anlamda benimsemiyorum. Büyük medya grupları dışında bir dergiyi yaşatmanın ne denli zor olduğunu ve dağıtım tekelleri  konusunu ele alan yazımı Sayın Büktel hatırlayacaktır zira önemsemiş ve sitesinde dikkat çekmişti. Bir dergi çıkarıyorsanız ve bunu büyük bir yayın kuruluşu kanatları altında yapmıyorsanız işiniz bir hayli zordur, Hele ki Ciner yada Korkmaz Yiğit gibi büyük çapta bir işadamı değilseniz ayakta durmanız da çok zor. Üstelik de yeterince kazanç sağlayan ikinci bir işiniz, gelir kaynağınız da yoksa bu delilik gibi bir şeydir. Sayın Bulunmaz’ın maddi anlamda göreceli olarak daha rahat olduğunu düşünürsek dergisini 4 sayıdan sonra devam ettirmemesi de sanırım bazı zorluklardan olsa gerek. Kendisi açıklamadığı için (Sanırım bir videosunda oğlunun askerden dönmesi ile devam edeceğini belirtmişti, ama döneli bir hayli oldu sürdürmedi) bir tahminde bulunup aramızda yeni bir geçimsizlik konusu yaratmak istemiyorum sadece kendi tercihi de olabilir elbette. Lakin konumuza dönersek tüm bu saydığım maddi koşullara sahip değilseniz bağımsız bir dergiyi ayakta tutmanız bir hayli zordur. Bu durumda tek çare ancak ve ancak okurlara yaslanmakla çözülebilir, yeterince okura ulaşırsanız satıştan para kazanır, yeterince okura ulaşırsanız bu sayıdan dolayı sizi sevmelerine yada menfaat beklemelerine gerek olmaksızın belirli kişi yada kuruluşlar o insan kitlesine ulaşmak amacıyla reklam verir. Tiyatro dergisinin de bağımsız kendine ve okuruna yaslanıp dimdik duracak çapta okuru olmadığı bellidir. Bunu sağlamanın yöntemi dara düşülen zamanlarda “İmdat, aman bize abone olun” çağrısıyla olmaz.  Hatta tiyatrocuların tümü abone olsa bile yetmez. Tiyatrocuların toplamı kaç kişidir ki? Bunun yöntemi okuru esas alan yayın içeriğiyle tiyatrocu olmayan ama tiyatro seven kitleyi yakalayabilmekle olur. Tiyatrocuları ve resmi yada gayri resmi tiyatro kuruluşlarını mutlu etmek için değil tiyatro seyircisini tatmin edecek yayıncılıkla olur. Bu ülkede tiyatro az ilgi görüyor olsa da sonuçta Türkiye’nin bir çok yerinde binlerce insan bilet satın alıp tiyatroya gidiyorsa onlara bu ilgi duydukları sanat dalını bir yayınla takip ettirmeniz de mümkün olabilir, denenmelidir.  Bu düşüncemi hayata geçirecek ve okurun da ilgisini çekecek bir çok projeyle Demirkanlı’nın karşısına çıktım ve peki teklifinizi kabul ediyorum, yayın kuruluna girerim ama yayın kuruluna girdimse varlığımı göstermek isterim dedim ve bu düşüncelerimi önerilerimi sundum. Bu seyirciyi yakalayabilme önerileri içerisinde sadece ikisinden burada bahsedersem birincisi okul topluluklarına da yer vererek az sayıdaki tiyatrocuyla sınırlı kalmayız, genç insanların da dergiyi takip etmesini, okullarda dergilerimizden söz edilmesini, yaygınlaşmasını sağlarız düşüncesiydi ve gerçekten de bunu hemen uygulamaya koyduk, benim sorumluluğumda okulları tanıtan sayfalara başladık. İkinci önerim her ay dergiyle birlikte oynanmakta olan 10-20 ne başarılırsa oyunların fragmanlarından, kesitlerinden oluşan bir CD’nin verilmesiydi ki sadık tiyatro izleyicileri bir ayda bir yada iki oyuna gidebiliyorsa bunu da özenle seçmeye çalışıyordu. Oyunlar konusunda izlenim verecek böyle bir hizmeti duyan tiyatro severler doğru karar verebilmek adına mutlaka bu CD’lerden edinmek isteyecek ve dergi okurlarına ekleneceklerdi. Fakat bu maliyeti aslında çok düşük (Bir CD’nin maliyeti 30 kuruş civarındadır) ama elbette teknik anlamda zor bir işti başarılamadı. Dolaysıyla okur sayısı artmayan bir dergide dayanılacak güç de okur yada halk değil reklam alınan kuruluşlar olacaktır ve bu da bağımsızlığı her zaman tartışmalı kılacaktır, kılmıştır da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu denli ayrıntılara girme nedenim bana tiyatro dergisi yayın kurulu üyeliği yapan Mustafa Demirkanlı’nın teklifini kara kaşı, kara gözü için yada özel yakınlığım olduğundan değil sadece o dönem var olan tek tiyatro dergisine fikirlerimle ve enerjimle katılmamın nedeninin bu alanda bir şeyler yapıp tiyatro, sanat dünyasına ve sonuçta daha aydın bir halkın oluşmasına bu yoldan bir katkım olacağına olan inancımdır. Fakat başarılamadı, Tiyatro Dergisi 18 yıldır sürdüğü şekliyle sürüyor bense zaten bir varlık gösteremediğim, gösterme olanağı bulamadığım ve giderek formalite gibi aydan aya toplantısına gittiğim bu derginin yayın kurulunda olmayı dergi adına da kendi adıma da gereksiz gördüm ve diğer bağlantılarımla birlikte Tiyatro Dergisi yayın kurulu üyeliğinden de ayrıldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece kişisel ilişkilerim ve dergi ile ilişkilerim konusunu anlatarak Mustafa Demirkanlı ve Bulunmaz-Büktel polemikleri ilişkimize gelirsek, zaman zaman evet ortak refleks geliştirmek durumunda kaldık, zira Bulunmaz ve Büktel birlikte ve kolektif hareket içerisindeyken bizi de savunmaya çekilmeye zorlarken doğal bir benzerlikler olacağı açıktır. Bunun dönem dönem dayanışma getireceği de açıktır ki şu anda da yazılarıma Büktel ve Bulunmaz yer vermez ise diğer siteler de bu polemiklere sıcak bakmadığım için son çare olarak gerektiğinde Mustafa Demirkanlı’nın portalından yararlanabileceğimi, geçmişteki benzer süreçleri yaşamış kişi olarak ve bu polemiklerden kaçınmayan kişi olarak sayfalarını açacağını biliyorum. Fakat Mustafa Demirkanlı’nın ve benim yaklaşımlarım farklıdır, O Mustafa Demirkanlı’dır, ben Ertuğrul Timur. O gerekirse Hilmi Bulunmaz’ı kuyumcu kabul eder tiyatrocu kimliğini yok sayar, beni Bulunmaz’ın kuyumcu kimliği hiç ilgilendirmez onun tiyatro ve yayıncı yanı ilgilendirir. O gerekirse ve yollansaydı belki kendisine küfürsel hakaret edilen yazıya da yer verir karşılığında yanıtını da yazardı, (bilemiyorum belki)  ama ben Ona yada başkasına küfür yada hakaret edilen yazıya yer vermem gidin bu seviyede nerede kapışacaksanız orda kapışın derim. Onun öncelikleri başkadır benimkiler başka. Ve onun yayıncılıktan ve tiyatrodan beklentileri farklıdır benim farklıydı (ki şimdi zaten hiç yok) Kısacası evet ortak zamanda ortak kutupa karşı savunma yada eleştiren olma durumunda kaldık fakat bu belli ölçülerde duyurmak, yayınlayarak desteklemekten öte geçmedi. Hatta bir yazımda Sayın Hilmi Bulunmaz ile Demirkanlı’ya göre ortak paydalarımızın daha çok olduğunu düşündüğümü de yazdığımı hatırlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu son tartışmanın patlak vermesini ise Mustafa Demirkanlı benim ilk yazım sayın Hilmi Bulunmaz’ın sitesinde yayınlandıktan sonra (yani sizden de sonra) öğrendi ve ondan önemle bir tek şey rica ettim, “Lütfen sen tartışmayı, yeniden onlardan biriyle polemiğe girmeyi düşünüyorsan lütfen şimdi yapma, seninle işbirliği içinde yada seninle bir bütünmüşüz gibi görülmek beni rahatsız ediyor” yazdım. O’da “peki ama bunu haber yapmak benim hakkım haber yaparım” dedi ve ardından bir siten yok, eğer yayın ve yazılarını yayınlatmak konusunda gerek duyarsan o zaman bizim portalı kullanabilirsin dedi ve bende teşekkür ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlişkilerim bunlardan ibarettir. Eğer benim aklıma gelmeyen ama sizin bilinç altınızda kullanıldığımı düşündüğünüz başkaca isim var ise lütfen yazınız. İsimlerini vererek yayınlamaya çekiniyorsanız bana mail olarak yazınız ve ben tek tek onlarla ilişkilerimi de açıklayayım. Aksi takdirde de &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kimlerin gazına geldiği hakkında bi tahminimiz var ama kesin bilgimiz yok&lt;/span&gt;  gibi cümlelerle size yönelttiğim eleştirilerden sıyrılma yada hafife alma kolaycılığı yapmayınız, yapıyorsanız da somut bir şekilde ispatlayınız. İddia sahibi iddiasını ispatlamakla yükümlüdür ve isimlerini ve ismimi vermeden suçlamam prensiplerinizi hatırlatırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya dek Sadece bu bir tek cümleye yanıtımdı, Sayın Büktel ve Bulunmaz benim yazımı yanıtlamaktan kaçınsa da ben sayın Büktel’in yazısının tamamını yanıtlayacağım emin olunuz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5687918667431347774-2389255306045658121?l=iatp-g.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/2389255306045658121'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/2389255306045658121'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://iatp-g.blogspot.com/2009/03/sayn-buktele-yantmdr-bolum-1.html' title='Sayın Büktel&apos;e Yanıtımdır&lt;br&gt;Bölüm 1'/><author><name>İATP-G</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11330321003142631907</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5687918667431347774.post-4887388227555129709</id><published>2009-03-07T07:24:00.000-08:00</published><updated>2009-03-12T16:53:19.696-07:00</updated><title type='text'>Hiçbir Şeyden Çekmedi Kurduğu Yanlış İttifaklardan Çektiği Kadar</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Coşkun BÜKTEL - 7 Mart 2009&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimlerin gazına geldiği hakkında bi tahminimiz var ama kesin bilgimiz yok. Timur, bir süredir, kendisinin sansürcü olduğunu "kendisinin ağzından" belgeleyen eski yazılarını ve eski yazılarımızı yeniden yayınlamamıza çok kızgın...&lt;span class="fullpost"&gt; Bir zamanlar kendisinin bizden esirgediği cevap hakkını fazlasıyla kullanarak, eski yazılarımıza karşı çarşaf çarşaf cevaplar gönderiyor ve biz de yayınlıyorduk. Bu cevap yazılarında, asıl söylemesi gereken şey, sansürcü olmadığıydı. Ama yaptığımız kaynaklı/belgeli yayınlar bunu söyleyebilmesini imkânsız kıldığı için; Timur, savunmayı saldırı yöntemiyle yürütmeye karar verdi ve Bulunmaz ile Büktel'in mafya olduğunu ve Timur'a zarar vermek için Trabzon'dan adam getirttiğini bile söyleyebilecek kadar şuursuzlaştı. Kısa sürede farkettik ki: Timur, hangi birini düzelteceğimizi bilemediğimiz, kanıtsız / belgesiz iftiralarla dolu çarşaf çarşaf cevap(!) yazılarıyla, bizim yıllar önce yazılmış kanıtlı belgeli yazılarımızı cevaplıyormuş gibi yaparken, aslında, yalnızca sitelerimizi bloke etmeye çalışıyor ya da sırf bize duyduğu öfkenin depreşmesi nedeniyle, sitelerimizi bloke etmeye çalışanların aleti olmaya tenezzül ediyordu. Yaptığımız sansür karşıtı yayınlardan ve "sıfır sansür" (SS) sloganımızdan rahatsız olan ve yakın geçmişte takma isim ve isimlerle bize karşı iftira kampanyaları düzenlemiş olan "ilerici demokrat" çevreler, bu kez de, Timur'un adını kullanarak sitelerimizi bloke etmeye, özellikle, "Özdemir Nutku skandalı"nı, "Talât Halman skandalı"nı, "Ölüleri Gömün skandalı"nı, gündemden düşürmeye uğraşıyorlardı. Bunu anlamıştık ama bu kanıtlayabileceğimiz bir olgu olmadığı için, bunu öne sürerek, Timur'un cevap hakkı diye gönderdiği asılsız ispatsız iftiraları yayınlamaktan vazgeçemezdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben, yayınımı yalnızca benim yayınladığım yazılara cevap niteliği taşıyanlarla sınırlarken, Hilmi Bulunmaz, Timur imzasıyla gelen her şeyi yayınlıyordu. Ama Timur ve ardındakilerin amacı cevap vermek değil, bağcıyı dövmek ("Sıfır sansür" ilkesini geçersiz kılmak) olduğu için, asla tatmin olmuyorlar ve bu defa da Hilmi'nin başka yazılar girip Timur yazılarını gündemin alt sıralarına düşürdüğünü söyleyerek, Bulunmaz'ın yayın gündemini belirlemeye çalışıyorkardı. Bu amaçla, (kan ter içinde "sıfır sansür" ilkesini uygulamaya çalışan) bizleri "sinsi sansürcü" diye niteleyecek kadar işi azıtanlar da vardı. Üstelik bunlar, mecbur kalmadıkça karşı düşünceye yer verme alışkanlığı olmayan, maçı tek kale oynamaktan zerre kadar utanmayan kişilerdi; bizi "sinsi sansürcü" diye nitelemekle demek istiyorlardı ki: "Evet, biz sansürcü alçaklar olabiliriz ama siz de sansürcüsünüz!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sinsi sansürcü" olarak suçlanan Bulunmaz ve Büktel, bu "açık ve mert"(!) sansürcüler tarafından sitelerinin bloke edilmesine, yaptıkları sansür karşıtı yayınların bu Burak Caneyvari yöntemlerle engellenip sansür edilmesine, elbette ki göz yumamazdı. Ama bu engelleme nasıl engellenecekti? Bulunmaz ve Büktel'in, "eski yazılarımıza zamanında cevap verseydiniz, bir buçuk yıl gecikmeli cevaplarınızı yayınlamıyoruz." diyerek kolayca işin içinden çıkmaları mümkündü. Ama bu, Büktel ve Bulunmaz tarafından Türkiye'nin entelektüel ortamına dayatılmaya çalışılan "sıfır sansür" standardını örseleyecek; "açık, mert ve azılı" sansürcülere tek kale maç yapar gibi tek yanlı, sansürlü yayın yapmanın mazeretlerinden / bahanelerinden birini yaratacaktı. Bulunmaz ve Büktel, "sıfır sansür" ilkesini örseleyecek bu yaklaşımı benimsemediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonunda, gönderdiği son cevap yazısındaki açık ve somut iftiralarından yalnızca birini cevaplayarak, Timur'un cevap yazısını, ancak, içerdiği o iftirayı belgelediğinde veya o iftira için özür dilediğinde yayınlayacağımızı ilan ettik. Tam beklediğimiz üzere, tarihleri boyunca tüm uyarılarımıza aldırmadan tek kale maç yapar gibi tek yanlı yayın yapmakta olan "açık, mert ve azılı" sansürcüler, iftira için özür istememizin "şartlı sansür" ya da "sinsi sansür" olduğunu öne sürerek, iftirayı sansür için bahane diye kullandığımızı anlatmaya çalıştılar. Gerçi bahane bile olsa, iftira sansür için "iyi bir bahaneydi" ama biz iftirayı bile yayınlamak ve teşhir etmekten yanaydık. Ne var ki, "açık, mert, azılı" sansürcüler ekip halinde çalıştıkları ve sürekli iftira ürettikleri için, Timur imzasıyla üretilen her iftirayı temizlememiz olanaksızdı. Yine de, bir yerden başlamak gerekiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu gelişmeler yaşandığı sırada, Timur'un sansürcülüğüne tanıklık eden bir diğer mağdurun, Mehmet Atak'ın, yazısı geldi ve dün akşam yayınladık. (Bakınız: "Birkaç anekdot")Timur, bu sabah, bize değilse de, Atak'a, öfkeden uzak, gayet insani bir yazıyla cevap verdi ve Atak'tan özür diledi. (Bakınız: "Sayın Mehmet Atak'a Yanıt") Gerçi Timur'un Atak'ı mağdur eden uygulama hakkında yaptığı açıklama yine hiç tatmin edici değildi ama hiç değilse yalan kokmuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Timur'un yeniden "insana" dönüşmesi, Hilmi'yi de, beni de sevindirdi. Timur'dan gelen bu defaki cevap yazısı, sırf sitelerimizi bloke etmek için yazılmış asılsız ispatsız, deli saçması saldırılardan ibaret bir yazı değil, üzüntü ve pişmanlık ifade eden ve konu dışına sapmayan gerçek bir "cevap" yazısıydı. Üstelik, Timur, bu cevabı Atak'a ulaştırmamızı özellikle istiyordu. Bu cevabı yayınlamamız, ancak, Timur'a koyduğumuz özür şartını kaldırmamızla mümkündü ve Timur'un Atak'tan dilediği özürü yeterli bularak şimdilik özür şartını kaldırmaya ve hem Büktel ve Bulunmaz'a iftiralar içeren önceki cevabını, hem de Atak'a cevabını yayınlamaya karar verdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama şimdi Timur, bu açıklamamıza da cevap vermek isterse, bu kez, mafya olduğumuza ve ona zarar vermek üzere Trabzon'dan adam getirttiğimize dair iftirasını (öyle iki şahitle filan değil, bizim Özdemir Nutku iftirasını kanıtlayan delillerimiz kadar) inandırıcı delillerle belgelemek, ya da "bizi tatmin edecek ifadelerle", özür dilemek zorundadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Timur, eğer, "ne onu, ne bunu yaparım; ben kanıtlamacılık, belgelemecilik, kaynak göstermecilik, alıntıcılık saplantısı bulunmayan, bilimsel "edayı" yeterli sayan bir entelektüelim; kanıtmış, belgeymiş gibi şeylerle uğraşamam; cevap hakkı diye sadece iftira atarım; siz iftiraları yayınlamak ve temizlemeye uğraşmak zorundasınız" mantığıyla cevap yazmaya devam ederse, yazdığı cevabın yayın gündemimizi bloke etmesine izin vermeyeceğimizi bilmek zorundadır. O tür "çöpleri", belge saydığımız için yok etmeyeceğimizi ama www.hilmibulunmaz.blogspot.com sitesindeki ilgili kutuya atacağımızı şimdiden bildiriyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belge içeren herhangi bir suçlamayı ise, elbette ki, ana sayfalarımızda yayınlayacağız. Ve çöp kutusuna attığımız her yazı için, ana sayfamızda tek cümlelik bir link yayınlayacağız. Ama Timur'un ardında bulunduğunu varsaydığımız ekip, bu link sözümüzü bile istismar etmeye kalkıp, kısa kısa onlarca cevap yazısı göndererek, yayınımızı bir başka biçimde bloke etmeye kalkarsa, (bizi "sinsi sansürcü" diye niteleyerek kışkırtmaya çalışan "açık, mert, yani azılı" sansürcülere yayınlarımızı sansür ettirmemek adına) çöp kutusuna atacağımız çöplerin duyurularıyla ana sayfamızı işgal etmekten de vazgeçebiliriz. Özetle, azılı sansürcüler istismara kalkışmazsa, bize gönderilen en iğrenç cevap yazıları bile, ana sayfadan duyurularak bir tıkla ulaşılabilir ve okunaklı bir mizanpajla okunabilir olacak. Onlara tek cevabımız, onları yok etmek değil, çöp kutumuza atmak olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çöp muamelesi yaptığımız yazılar içinde kanıt ve belge içerenler var mı diye, bazı değerli yazıları oraya atmakla acaba haksızlık etmiş olabilir miyiz diye endişe eden okurlar, arada bir çöp kutularını kontrol ederek bizi denetleyip, bizden hesap sorabilecekler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Timur'un Atak'a cevabına ve "çöpe attığımız" diğer cevaplarına ulaşmak için, lütfen...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TIKLAYINIZ!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kaynak:&lt;/span&gt; &lt;a href="http://tiyatroyun.blogspot.com/"&gt;OYUN &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-----------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İATP-G Yayıncılık İnisiyatifinin Notu:&lt;/span&gt; Coşkun Büktel’in yazısında verilen linklere İATP-G’nin bu sayfasında özellikle yer vermedik. İstenirse link verilen sayfalara yazıda adı geçen siteler ya da bazılarına doğrudan İATP-G sitesi üzerinden ulaşılabilir. Büktel’in yazısında link verilen bazı sayfalar pornografik ve aşağılayıcı bir içeriğe sahiptir. OYUN editörü Hilmi Bulunmaz’a önerimiz bu tarz yaklaşımlara aracı olmaktan acilen vazgeçmesidir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5687918667431347774-4887388227555129709?l=iatp-g.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/4887388227555129709'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/4887388227555129709'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://iatp-g.blogspot.com/2009/03/hicbir-seyden-cekmedi-kurdugu-yanls.html' title='Hiçbir Şeyden Çekmedi Kurduğu Yanlış İttifaklardan Çektiği Kadar'/><author><name>İATP-G</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11330321003142631907</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5687918667431347774.post-8490052103298428459</id><published>2009-03-06T10:09:00.000-08:00</published><updated>2009-03-12T16:52:26.152-07:00</updated><title type='text'>Sayın Mehmet Atak'a Yanıt</title><content type='html'>&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;A. Ertuğrul TİMUR - 7 Mart 2009&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Sayın Mehmet Atak,  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Öncelikle Eftal Gülbudak’la ilgili düzeltmenize teşekkür ederek bu hatadan  dolayı da okurlardan özür dilerim. Fakat sizin de dile getirdiğiniz gibi yazımda  da yer alan Ümran İnceoğlu ve daha pek çok DTCF Tiyatro mezunu gerçekten oldukça  verimli çalışmalar ve farklı projeler içerisinde bulunmuştur, bulunmaktadır.&lt;span class="fullpost"&gt; Yakından tanıma fırsatı bulamadığım için isminiz ilk anda aklıma gelenlerden  olmasanız da siz de buna bir örneksiniz mutlaka.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bu maddi hatanın düzeltilmesinin ardından asıl konumuza geçersek; Tiyatrom’u  yayınlamaya başladığımda bir tek profesyonel hatta amatör tiyatrocu tanımayan  biriydim. (Elbette burada madem öyle bu alana neden girdim, girdimse ne kadar  girmemin yükümlülüklerini sırtlanabildim uzun uzadıya yazıyı bunlara boğacak  değilim) Fakat yayında kaldığım sürece sürekli yeni tiyatro insanları tanıdım,  sürekli sayfalarımıza yeni adlar eklendi, ve bütün Türkiye Tiyatrosu ve  tiyatrocuları yayın alanımıza zaman zaman dahil olup çıktı. Onlarca tiyatro  olayı etraflıca tartışıldı, binlerce tiyatro haberi, etkinliği, duyurusu yer  aldı. Dolaysıyla kim ne zaman hangi olayla nasıl yer almıştı, kimlerin adı ne  şekilde geçmişti bu 40 bin sayfanın üzerinde arşive ulaşmış bir yayın için  tümünü ayrıntılarıyla ve kronolojik olarak hafızamda saklamam, takip etmem  takdir edersiniz ki çok zor hatta imkansız olsa gerek.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bu şartlar dahilinde Mehmet Atak bende neler çağrıştırıyor hafızamı  zorladığımda anımsadıklarımı yazacağım ama hata yapmam da muhtemel olabilir,  düzeltmenizi rica edeceğim.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Önce yanlış hatırlamıyorsam siz tiyatro gündemimize daha çok İBBŞT ile  yaşadığınız sorunlarla, size yapılan haksızlıklarla, işten haksız çıkarılmanızla  ve açtığınız davalarla gündeme gelmiştiniz yanılıyorsam lütfen düzeltin. Siz üye  olarak serbest yazılabilen forum alanlarından bahsetmişsiniz, ama bu forum  alanlarının sağlıklı işleyişi konusu da hep tartışılmıştır ve zaten çok fazla  okunmamızı sağlasa da, sırf insanların kendi adını yazmak yerine sahte adlar  kullandıkları için kaldırılmıştı, bunu Sayın Ulvi Alacakaptan doğrulayacaktır.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Fakat sanıyorum ki sadece gayri resmi forum sayfaları değil, bizim asıl  sayfalarımızda da bu konuda tiyatrom’da sizin durumunuza, yazdıklarınıza, resmi  belgelerle zenginleştirilmiş gönderilerinize yer vermiştik. Zaten her dönem  İBBŞT yönetimlerine (En son Orhan Alkaya dönemi dahil) muhalif olmak zorunda  kalan bir yayın olduk ve bu bağlamda da sizin de durumunuz, uğradığınız  haksızlıklar tiyatrom sayfalarında haber olarak ve gelişmelerle yer bulmuştu.  Net hatırlayamıyorum bilgiler sizden mi gelmişti. Ama sizden değilse dahi İBBŞT  konusunda bizi düzenli bilgilendiren, tabiri caizse bilgi sızdıran o dönem  muhalif olan (maalesef bugün iktidar olan) dostlarımız sayesinde İBBŞT  yönetimine karşı olan en ufak bilginin gönderildiği gibi sizinle de ilgili ciddi  ve sizden yana taraf olarak (aksi düşünülemezdi bile) yayınlar yaptığımızı  hatırlıyorum. Bilemiyorum belki yurtdışındaydınız göremediniz, ama görmüşseniz  yayınlanmadığımızı belirttiğiniz yazınız dışında bu tutumumuzu da dile  getirmenizi dilerdim tabi. Evet, Mehmet Atak ismi benim önce aklıma bunları  getiriyor.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Ve tabi Okuma Tiyatrosu konusunda yazdığınız uyarınızı da çok net olmasa da  hatırlıyorum. (Bakın siz elbette Mehmet Atak’la ilgili konuları Mehmet Atak  olarak çok daha net hatırlarsınız, fakat benim için hiç tanışmadığım yüzlerce  tiyatro insanından ve bana iletilmiş yüzlerce tiyatro haberindeki isimlerden  biriydi bu nedenle çok net yazamadığım konularda peşinen özür dilerim.) Benim  okuma tiyatrosu konusunda hatırladığım kadar olay şöyle gelişmiştir.Sibel Aslan  Yeşilay bize bu konuyla ilgili haberi iletti. Dolaysıyla sizi rahatsız eden  satırlar da bizim tarafımızdan imal edilmedi, bize gelen haber bilgileri  gönderildiği şekilde aynen yayınlandı diğer yüzlerce haber gibi. Sonra sizden  bir açıklama geldiğini bunu yayınladığımızı, karşılığında Sibel Aslan’dan da  karşı bir açıklama geldiğini ve bunu da yayınladığımızı hatırlıyorum. Fakat en  başta yazdığım gibi yanılıyor olabilirim, bu konuyu Sayın Sibel Aslan Yeşilay’a  da sormakta yarar var belki o bize anımsamamızda katkı sağlayabilir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bildiğim kadarıyla Sayın Sibel aslan Yeşilay bu Okuma tiyatrolarını daha  sonraki yıllarda da sürdürdü. Bir defasında benim de izleyici olarak katılma  şansı bulduğum ve izlenimlerimi de yazdığım bu Okuma Tiyatrosu etkinliklerini  sadece o yıl değil sonraki yıllarda da Devlet Tiyatroları ile, Bakırköy Belediye  Tiyatroları ile de sürdürmüştü.. Hatta bu sene dahi yaptı bildiğim kadar. Yani  ilk başlangıçta proje size ait olsa da bir hayli sahiplendi sanırım. Şu anda da  Sibel aslan Yeşilay’ın kendi kişisel sitesine bir daha girip göz attığımda halen  aşağıdaki bilgileri görmekteyim:  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;a href="http://www.sibelarslanyesilay.com/index.php?option=com_content&amp;amp;view=section&amp;amp;layout=blog&amp;amp;id=1&amp;amp;Itemid=2"&gt;2004  yılı Şubat-Mart aylarında İstanbul Devlet Tiyatrosu ile Goethe Enstitüsü’nün  işbirliği çerçevesinde düzenlenen ve genç Alman oyun yazarlarının metinlerini  tanıtan “Dört Kadın Dört Dünya” başlıklı okuma tiyatrosu etkinliklerinin çeviri  ve organizasyonunu gerçekleştirdi.&lt;/a&gt; &lt;/b&gt;(Tamamı için alıntıya  tıklayabilirsiniz)  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Sayın Atak, Sibel Aslan Yeşilay ile benim Mehmet atak’dan daha yakın olmamı  gerektiren hiçbir neden yoktur.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Tarafgir olmama da neden yoktur.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Tersine bugüne kadar sizinle ters düştüğümüz hiçbir konu da olmamış ama Sayın  Sibel Aslan Yeşilay geçtiğimiz yıllarda beni çok ağır bir dille ve hatta haddi  olmadığı halde azarlarcasına(!) eleştirmiştir, ters düştüğümüz durumlar olmuştur  ki bunun da en yakın şahidi Sayın Hilmi Bulunmaz’dır.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Zira sayın Bulunmaz Sibel Aslan Yeşilay’ı beni azarlarcasına ve çok ağır  dille eleştirdiği yazısından dolayı beni desteklemiş, beni benden daha kararlı  bir şekilde savunup, Sibel aslan Yeşilay’ı ise gerici ilan etmiştir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Kısaca benim için sadece tiyatro dünyasından iki tiyatro insanı olan Sibel  Aslan Yeşilay ile Mehmet Atak arasında birini diğerinden üstte tutmamı  gerektirecek hiçbir neden yoktur. Polemiklerden kaçınan, yaşanan sorunları  görmezden gelen değil tam tersi üzerine giden bir yayın olduğumuza da tiyatro  dünyası tanıktır. Dolaysıyla bize gelen bir haberin içeriğindeki bilgilerin  yanlışlığını, yanıltıcılığını ve kendi projesinin bir anlamda gasp edildiğini  dile getiren birisinin açıklamasına seve seve yer veren bir tutumumuz vardı ve  sizin yada Sibel Aslan Yeşilay’ın açıklamalarına yer vermememiz için de hiçbir  nedenimiz yoktu.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Dolaysıyla ortada bir hata olduğunu düşünüyorum. Ben yukarıda da aktardığım  gibi sizden bu konuda uyarı geldiğini, bunu yayınlamamızın ardından da Sibel  Aslan Yeşilay’dan da bir karşı yazı geldiğini hatırlıyorum. Sizin yazınıza yer  vermemiş olsak Sibel Aslan Yeşilay görmez ve yanıt vermezdi mantıken. Bu durumda  sadece ihtimal olarak aklıma gelenleri sıralıyorum  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;a) Siz sizin yazınıza ve Sibel Aslan Yeşilay’ın karşı yazısına yer  verdiğimizi gözden kaçırmış olabilirsiniz.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;b) Siz bunun üzerine ikinci bir yanıt vermişseniz bunun yayınlanmadığından  söz ediyor olabilirsiniz (Ama sanırım böyle bir durum olsa ayrıntılarıyla  yazdığınız olayı o şekilde aktarırdınız, ikinci bir yanıttan söz etmiyorsunuz).  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;c) Tamamen ben yanlış hatırlıyorum…  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bu arada yayıncılık adına bir özeleştiri de diyebilirsiniz ama Frontpage ile  hazırladığım sitemde zaman zaman geriye dönük sayfalarda yeniden düzeltme yapmak  yada o sayfaya ilişkin yeni durumları aynı sayfanın altına eklemek oldukça güç  olduğu için bunu zaman zaman ihmal ettiğim olabilmekteydi. Fakat bir konuya,  olaya ilişkin yeni bir veri gelmişse bunu ana sayfamızdan yeni bir yazı, yeni  bir haber olarak mutlaka yayınlamaktaydık.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bu nedenle de siz sitemizi gecikmeli incelemiş ve sizin söz konusu yazınızı  ve Sibel aslan Yeşilay’ın karşı yazısını yayınlandığı sürede görmemiş daha sonra  haberin ilgili eski sayfasında düzeltme aramış olabilirsiniz. (Yayın periyodumuz  haftalıktı ve her yeni haber en az bir hafta ana sayfada, ardından arşivde  yayınlanmaya devam ederdi.)  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Ben her halükarda sizi mağdur duruma düşüren bu durumdan dolayı özür diliyor  ve yukarıda da değindiğim gibi Sibel aslan Yeşilay ve Mehmet Atak benim için  aynı mesafede kişiler, iki saygın tiyatro insanı konumundayken, tarafgir olmamı  gerektirecek nedenim yokken, eğer böyle bir mağduriyet yaşanmışsa dahi bunun  bilinçli bir tercih olmadığını bilmenizi istiyorum.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Elbette bir ürününüzün, projenizin gaspı çok önemlidir ve buna neden olduğunu  düşündüğünüz yayını da, yayıncıyı da eleştirmekte son derece haklısınız. Bunu da  bugün o tiyatro yayınını sorgulanırken uygun yayın bulup dile getirmeniz de son  derece doğaldır.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Her ne kadar bugün alabildiğine ters düşmüş olsak da, zaman zaman bunun  ölçüsü kaçmış olsa da, Sayın Hilmi Bulunmaz ile kişisel husumetim olmadığına ve  önünde sonunda ortak pek çok kaygıları, duyguları ve muhalif ruhu barındıran iki  kişi olarak süreç içerisinde birbirimizi daha iyi anlayabileceğimize inanıyorum.  Buna en gergin olduğumuz durumda da hep inandım yine de inanmak istiyorum. Sayın  Bulunmaz da kendisine gönderdiğiniz bu yazıyı yayınlamakta son derece haklıdır.  Ben de olsam yayınlardım. Fakat ortada bir mağduriyet varsa dahi bunun sansür  amaçlı bir girişim olmadığını, ki olması için benim hiçbir nedenim yok, bunun  sizin ya da benim yanlış hatırlamama dayalı bir sorun yoksa da ancak bir hata,  bir noksan olabileceğini içtenlikle bilmenizi diler, var ise bu noksandan,  hatadan dolayı utanç duyduğumu bilmenizi rica ederim. Zira sizin için emeğinizin  gaspı son derece önemlidir ve bir hata, noksan da olsa bağışlanmaz olabilir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Sayın Hilmi Bulunmaz’a özel not:&lt;/b&gt; Sayın Bulunmaz, bu açıklamamı Sayın  Mehmet Akat’la birlikte kamuoyuna da duyurmanız elbette beni mutlu eder, lakin  yayınlamayı düşünmezseniz, ki dünden bu yana açıklamalarımı yayınlamamaktasınız,  bu durumda sizden lütfen en azından Sayın Mehmet Atak’a iletmenizi rica  ediyorum. Sayın Mehmet Atak'ın e-mail adresi bende bulunmadığı için, eğer  yayınlanmaz ise o takdirde diğer yayıncılardan bu ricada bulunacağım. Fakat bir  yayıncıyla tartışma halindeyken diğer yayıncıları tartışmama almış olmak,  cepheleşme gibi bir durum yansıtmak da beni son derece rahatsız etmektedir,  fakat açıklamalarım bir şekilde kamuoyuna ve muhataplarına ulaşmak zorundadır,  bilginize…  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Saygıyla…  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Ertuğrul Timur&lt;/b&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;***  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;EKLENTİ:&lt;/b&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Sayın Mehmet Atak'a yanıtıma küçük bir eklenti:  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Size yazdığım yanıtın ardından yaptığım araştırma sonucu Sayın Sibel Arslan  Yeşilay'ın kendi kişisel sitesinde halen konseptin sizinle birlikte kendisine de  ait olduğu şeklindeki haber yer almaya devam etmektedir. Sayın sibel Aslan  Yeşilay'ın bu haberi bizimle birlikte sanıyorum diğer tüm yayınlara da benzer  şekilde ilettiği ve Cumhuriyet ve Evrensel gazetelerinde de yayımlandığı  (malesef ölü linkler olduğu için erişilemiyor) Tüm yayınları kendi savunduğu  doğru şeklinde bilgilendirdiği ve bugün de bu didiasında ısrarcı olduğu halen bu  satırları yayınlamasından anlaşılmaktadır.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Aşağıdaki kısa alıntıyı ve Sayın Sibel aslan Yeşilay'ın ilgili sayfasının  linkine yer vererek sanıyorum bu konuyu öncelikle Sibel aslan yeşilayla  karşılıklı müzakere etmeniz de yarar olacağını belirtmek istiyorum  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;GENÇ ALMAN OYUN YAZARLARI ŞEHİR TİYATROLARI’NDA!&lt;/b&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu, Goethe Enstitüsü işbirliğiyle  “Okuma Tiyatrosu-Çağdaş Alman Yazarları” başlıklı etkinlikler dizisi düzenliyor.  Şubat-Mayıs 2002 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan etkinlikler, Alman  tiyatro edebiyatının son dönemde öne çıkan, ödüllü dört genç yazarının ilk kez  türkçeye çevrilen oyunlarını kapsıyor. Okuma Tiyatrosu kalıpları içinde  yapılacak olan dört performans Şehir Tiyatrosu sanatçıları tarafından  gerçekleştirilecek. Ortak bir konsept içinde sergilenecek olan performanslar,  Alman yazarların farklı dil ve üsluplarda kurdukları dünyalarla tanışmak ve  buluşmak için bir ilk adım niteliği taşıyor.“Okuma Tiyatrosu” performansları,  düz bir okuma yerine, ışık, müzik, efekt, dekor, kostüm, koreografi gibi  unsurlarla desteklenerek seyircinin imgelemini özgür ve yaratıcı kılmak adına  seyir zevki verecek somut imgelerle sunulacak.Etkinliğin bir diğer özelliği de  performansların ardından gerçekleştirecekleri söyleşi için oyun yazarlarının  Türkiye’ye gelecek olmaları. Böylece bir yandan ülkemizde pek yaygın olmayan bu  türün tanıtımı ve seyircinin okuma tiyatrosuna alıştırılması hedeflenirken, bir  yandan da yazarlarının katılımıyla ülkemizde tanınmayan yeni oyunların Alman  tiyatro edebiyatı bağlamında yeni yönelimleri, yazarların tiyatro sanatına  yaklaşımları irdelenebilecek. Şubat ayından başlayarak her ay bir oyunun okuma  tiyatrosu formunda sergileneceği etkinlikte, ortak konsept dahilinde sabit bir  tasarım ekibi yer alacak. &lt;b&gt;Konsept tasarımı Mehmet Atak ile Bakırköy Belediye  Tiyatroları dramaturgu Sibel Arslan Yeşilay tarafından gerçekleştirilen  projede&lt;/b&gt; yer alacak oyunlar: …  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Tamamı için :  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;http://www.sibelarslanyesilay.com/index.php?option=com_content&amp;amp;view=article&amp;amp;id=206:genc-alman-oyun-yazarlar&amp;amp;catid=14:okuma-tiyatrosu&amp;amp;Itemid=7&lt;/span&gt;   &lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Kaynak:&lt;/b&gt; &lt;a href="http://tiyatroyun.blogspot.com/"&gt;OYUN&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5687918667431347774-8490052103298428459?l=iatp-g.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/8490052103298428459'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/8490052103298428459'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://iatp-g.blogspot.com/2009/03/sayn-mehmet-ataka-yant.html' title='Sayın Mehmet Atak&apos;a Yanıt'/><author><name>İATP-G</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11330321003142631907</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5687918667431347774.post-8006643920408775419</id><published>2009-03-06T09:37:00.000-08:00</published><updated>2009-03-12T16:49:58.933-07:00</updated><title type='text'>Mehmet Atak Dedikodu mu Yapıyor, Enformasyon mu Veriyor?</title><content type='html'>&lt;div class="cntUnit"&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ömer F. KURHAN - 7 Mart 2009&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;[Aşağıdaki yazıyı dün gece, Sayın Timur’un Mehmet Atak’a cevaben  gönderdiği, 7 Mart 2009 tarihli ve OYUN sitesinde yer verilen “Sayın Mehmet  Atak’a Yanıt” yazısı yayımlanmadan önce yazmıştım. Bazı düzeltiler yaparak ve  OYUN sitesinde yayımlanması talebiyle gönderiyorum.&lt;span class="fullpost"&gt; Eğer Mehmet Atak Sayın  Timur’u cevaplar ise, ayrı bir yazı yazma gereği doğacaktır kanısındayım.]&lt;/i&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;OYUN sitesinde, 6 Mart 2009 tarihli ve Mehmet Atak imzalı “Birkaç Anekdot”  başlıklı yazıyı editör Hilmi bulunmaz şu tanıtım spotuyla yayımladı: “Sansürün  kanıksandığı tiyatromuzda, SS (Hitler'i müdafaa tümeni) mantığıyla hareket eden  sansürcüleri SS (Sıfır Sansür) anlayışımızla deşifre ediyoruz.” Böylece Ertuğrul  Timur’un sahipliğini / editörlüğünü yapmış olduğu TİYATROM sitesinin sansür  yapmış olduğuna dair önemli bir “belge” yayımlanmış oldu.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Belge değil “belge” diye yazdım; çünkü bu “belgede”, daha doğrusu Mehmet  Atak’ın çeşitli iddialarda bulunduğu yazıda, TİYATROM “sansürcüdür” denilmiyor.  Yazıyı dolaysız bir şekilde sansür “belgesi” haline getiren tanıtım spotudur.  Böylece Mehmet Atak “Birkaç Anekdot” yazısıyla, TİYATROM’un sansürcü bir site  olduğu, üstelik bunun tek bir olayla sınırlı kalmadığı, kendisinin de sansüre  tabi tutulduğunu iddia etmiş oluyor. Eğer Mehmet Atak’ın “TİYATROM sansürcüydü”  düzeyinde bir iddiası yoksa, yazının sunum biçimine itiraz etmek durumundadır.  Yok eğer “TİYATROM Sansürcüydü” düzeyinde bir iddiası varsa, bunu açık açık ilan  etmelidir. Bu nedenle Mehmet Atak’ın “birkaç anekdot” diyerek” meselenin  etrafında dolaşmasının doğru olmadığını, her neyi ima ediyorsa açıkça  söylemesini talep etmek yanlış olmayacaktır.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Mehmet Atak’ın tam nereye varmak istediğini belirsiz bıraktığı, ama  nihayetinde sansür suçlaması iddiasını destekler nitelikte sunumu yapılan  yazısını şimdilik bir kenara bırakalım.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bu “belgeyi” yayımlayarak Hilmi Bulunmaz henüz kendi yanıtını vermiş olmuyor.  Bu yanıtı vermediği gibi yine bir mantık hatası yapıyor. Şöyle ki: Bir vakadaki  sansür iddiasını, başka bir vakadaki sansür iddiasıyla kanıtlamaya çalışıyor.  Daha açıklayıcı olmak için şöyle ifade edelim: Hilmi Bulunmaz diyor ki, Ertuğrul  Timur Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel’e sansür uygulamıştır, çünkü Mehmet Atak’a  sansür uygulamıştır. Sorun şurada ki, Mehmet Atak’la Hilmi Bulunmaz ve/veya  Coşkun Büktel aynı kişiler değil. Dolayısıyla, okurdan geri zekalı olması talep  edilen bir yayıncılık anlayışının halihazırda muhafaza edildiğini  söyleyebiliriz. (Büktel’in geri zekalı okur imal etme düşkünlüğü için ayrıca  onun kişisel sitesine bakmak, OYUN sitesine de sirayet eden anlayışın kaynağını  belirlemek açısından faydalı olacaktır.)  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Mehmet Atak imzalı yazının iddialarına gelecek olursak, açık bir sansür  suçlaması içermediğini belirtmiştik. Fakat Ertuğrul Timur’u sorunlu gördüğü üç  anekdot aktarmaktadır:  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;1. Ertuğrul Timur bir yazısında Eftal Gülbudak adlı şahsın DTCF mezunu  olduğunu söylemiş; ama gerçekte Marmara Üniversitesi Spor Akademisi mezunuymuş.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;İyi de bir kişinin hangi okuldan mezun olduğu ile ilgili yanlış bir  hatırlamayla sansürcülüğün alakası ne? Burada yapılması gereken bellidir: Başta  Ertuğrul Timur olmak üzere yazının yayımlandığı bilinen sitelerle iletişim  kurulur ve denir ki, Eftal Gülbudak şu okuldan değil de bu okuldan mezun,  düzeltir misiniz? Ne de olsa, internet ortamında bir kişinin mezun olduğu okulla  ilgili bir yanlış bilgi verilmiştir. Mehmet Atak’ın yazısından anladığım böyle  bir şey yapılmamış ve OYUN sitesinin editörünün sunumu sayesinde, Eftal  Gülbudak’ın gerçekte hangi okuldan mezun olduğuna ilişkin düzeltme talebi  sansürcü suçlamasının önemli bir kanıtı olarak kayıtlara geçmiş. Akıl fikir  tutulmasına katkıları nedeniyle hem Sayın Atak hem de Sayın Bulunmaz’ı tebrik  ediyor ve ikinci iddiaya geçiyoruz.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;2. TİYATROM’un forum sayfalarında Mehmet Atak’la ilgili bir iftiraya yer  verilmiş. İftira şuymuş: Kenan Işık, Ayla Algan ve Beklan Algan’ın torpiliyle  İBŞTT Tiyatro Araştırma Laboratuarı üzerinden tam yevmiye alarak haksız kazanç  elde etmiş. Buna karşılık Mehmet Atak diyor ki, bordrolara bakıldığında tam  yevmiye almadığım kolaylıkla ispatlanabilir. Dolayısıyla, Amerika’da olduğu bir  dönemde böylesi bir iftiranın yayımlanmasından son derece rahatsız olmuş ve  TİYATROM forumuna üye olarak gerçeği açıklama ihtiyacı duymuş. Türkiye’de olsa  dava açarmış, ama yurtdışında olduğu için bunu yapamamış.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bu iddiayla ilgili olarak Mehmet Atak’a TİYATROM editörü ile yazışıp  yazışmadığı, ona dava açabileceğini iletip iletmediği, sonrasında niçin dava  açmadığı, iftirayı protesto eden bir metni yayımlatmak için bir çaba içine girip  girmediğini sormak bir yerde anlamsız olabilir. Bunlar bir haksızlıkla karşı  karşıya kalındığında önerilebilecek hak arama yöntemleridir. Biz söylediklerinin  doğru olduğundan hareketle iftira mağduru olduğunu kabul edelim. Bu noktada,  internet ortamında forum sayfalarının nasıl yönetilmesi gerektiği ile ilgili  olarak yayıncılık politikasını doğrudan ilgilendiren bir tartışma açmak  gerekecektir – ki buna çok kısa olarak daha sonra değineceğim. Şu aşamada  söylenebilecek olan, bu iddianın da sansürle bir alakası olmadığıdır. Bu alakayı  el birliği ile kuran Sayın Atak ve Sayın Bulunmaz’ı bir kez daha tebrik ediyor  ve üçüncü iddiaya geçiyoruz.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;3. İstanbul Devlet Tiyatroları’ndaki bir okuma tiyatrosu etkinliğinin  aktarıldığı bir yazıda, bu projenin tasarımcısı mütercim-dramaturg Sibel Arslan  Yeşilay’ın daha önce bu projeye önsel bir bir çalışmanın da tasarımcısı  olduğundan söz edilmiş. Oysa o önsel çalışmanın orijinal tasarımcısı Mehmet  Atak’mış. Önsel çalışmaya Sibel Arslan Yeşilay’ın katkısı dört oyun tercümesi  yapmakla sınırlıymış. Bu yanlış bilgiyi düzeltmesi için TİYATROM ve Ertuğrul  Timur’a iki kere mail atmış, ama gerekli düzeltme yapılmamış. Mehmet Atak’ın  ifadesiyle: “Timur düzeltmeyi yayınlamadı ve projenin Sibel Arslan Yeşilay'ın  tasarımı olduğu yönünde yanlış bir belge bırakmayı tercih etti.”  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Dikkat edilecek olursa bu suçlamada, sansürün yanı sıra bir de dezenformasyon  suçlaması var. Sade okur vatandaşlar olarak şu sonucu çıkarıyoruz. TİYATROM’un  söz konusu okuma tiyatrosu etkinliği ile ilgili bir haber yapmış ve bu haberde  dezenformasyon yapıldığı halde gerekli düzelti yapılmadığı gibi, düzelti talebi  de duyurulmamış. Mehmet Atak TİYATROM’un bu tavrına ilişkin en azından tiyatro  kamuoyunu bilgilendirme için o zaman ne yapmış belli değil. Ama 6 Mart 2009  tarihli yazısında bunu anlatma gereği duymuş – ki sansür suçlaması bağlamında bu  üç iddiadan tek ciddiye alınabilir olanı budur.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Birinci iddiayı ciddiye almaya gerek olmadığı çok açık. İkinci iddia sansür  değil, düzenli olarak dedikoduya batma eğilimindeki forumlara ilişkin yayın  politikası ilgili bir mesele; yani Mehmet Atak’ın sansürlenmesi gibi bir durum  söz konusu değil. Ayrıca Mehmet Atak şanslı sayılabilir: Genelde zaten  dedikoduya battığı kabul gören forumlara malzeme olmak da bir şey mi? Örneğin  OYUN sitesini izliyorsa, manşetten dedikodu ve iftiralarla karşılaşmak ya da  hakarete uğramak gibi durumların yaşanabildiğini kolaylıkla fark edecektir.  Fakat üçüncü iddia gerçekten çok ağır ve ciddi: TİYATROM’un hem sansür hem  dezenformasyon yaptığı iddia ediliyor.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;İyi niyetle ve Ertuğrul Timur lehine şunu düşünebiliriz: Evet, Mehmet Atak’ın  iddiası doğrudur, ama Ertuğrul Timur yoğun ya da siteyle titizlikle  ilgilenemediği bir dönemde gönderilen düzeltme mail’lerini gözden kaçırmış  olabilir. Ya da kuşkuya kapılarak şöyle düşünebiliriz: Hayır Ertuğrul Timur  bilerek ve isteyerek bir emek hırsızlığına aracılık yaptı ve Mehmet Atak’ın  eserini gitti Sibel Arslan Yeşilay’a mal etti; kim bilir belki bu işi yapmak  için Sibel Arslan Yeşilay’dan rüşvet bile aldı. Bu sonuncu iddiayı yabana  atmamak lazım; çünkü bu vakada sansür ve dezenformasyon, bir kişinin emeğini  haksız bir şekilde başka birine mal edilmesi gibi bir sonucu içeriyor. Yani  TİYATROM sadece kendisini değil, Sibel Arslan Yeşilay’ı da zor duruma sokuyor.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Peki Sibel Arslan Yeşilay bu duruma itiraz etmiş mi? Yani çıkıp bu haberde  bir yanlışlık var başkasının emeği bana mal edilmiş, bu haksızlık olur demiş mi?  Belli değil. Çünkü şahitlik yapacaklar listesinde adı olmadığı gibi, konu  birinci dereceden kendisini de ilgilendirmesine rağmen, hiç ortalarda görünmemiş  gibi duruyor.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bu aşamada doğrudan kendisine seslenmek istiyorum:  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Sayın Atak,  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Siz ithamınızın ciddiyetinin farkında mısınız?  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Şu kadar zaman sonra ortaya çıkıp diyorsunuz ki, TİYATROM sansür,  dezenformasyon ve de emek hırsızlığına aracılık yapmıştır.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Pekiyi bu iddianızı neye dayanarak dile getiriyorsunuz? Söyleyebilir misiniz:  O yazı hangi yazıydı? O yazı TİYATROM’un bir haberi miydi? Ya da siteye taşınmış  başka bir haber miydi? Editörün köşesinde mi yayımlandı? Ya da bir haber değil  de bir yazara ait bir haber-yorum yazısı mıydı? Eğer öyleyse o yazar kimdi? Bu  sorunu Sibel Arslan Yeşilay’la paylaştınız mı? Paylaştıysanız onun tavrı ne  oldu?  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Sorular arttırılabilir. Söylemek istediğim şu: Sansür, dezenformasyon ve emek  hırsızlığına aracı olmak gibi ciddi suçlamalar geliştirilecekse biraz ciddi  olmak gerekmez mi? Burada şu kadar yıl yayıncılık yapmış ve eleştirilerimiz  olmuş olsa bile bizim iyi niyetinden şüphe etmediğimiz birisinden söz ediyoruz.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Birinci iddiayı gündeme getirmeniz zaten saçma; yoksa gerekli düzeltiyi Sayın  Timur’a yolladınız, o da hayır ben Sayın Gülbudak DTCF mezunudur diyorsam öyle  olacaktır şeklinde bir iddiayı mı sürdürdü – sansür konusuyla ne alakası varsa?  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Sitelerdeki forum politikasından ben de sizin kadar şikâyetçiyim. Eğer talep  ederseniz yakın zaman önce başıma gelen ilginç bir olayı aktarabilirim.  TİYATROM’un forum politikasını  Sayın Timur’la tartışmayı ve ikna edemediğiniz noktalarda sorunu kamuoyuyla  paylaşmayı denediniz mi?  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;“Timur'un şüphesiz fedakârca, uzunca soluklu devam ettirdiği” dediğiniz  TİYATROM’a karşı sansür, dezenformasyon ve hatta emek hırsızlığına aracılık  etmek gibi ithamlarda bulunurken, hayal meyal bir hatırayı mı, bir yansıtmayı mı  yoksa tiyatro yayıncılığını yakından ilgilendiren bir meseleyi mi gündeme  getirmeyi düşündünüz? Dedikodu yapmak ile itham etmek arasındaki farkın farkında  mısınız? Farkındaysanız ithamınızın ne kadar ciddiyetten yoksun olduğunun  farkında mısınız? Arada aktarmayı unuttuğunuz bilgiler varsa lütfen bizimle  paylaşır mısınız? Okur olarak bir yargıda bulunmak için açıklığa ve bazı ayrıntı  bilgilere ihtiyaç duymak gibi bir zaafımız olabiliyor ne yazık ki…  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Son olarak: Her nedense “sansür”, “dezenformasyon” ya da “emek hırsızlığına  aracılık etmek” gibi suçlamaların yer almadığı yazınızın (şu “Birkaç Anekdot”  adlı, yazarı Mehmet Atak olan, 6 Mart 2009 tarihli ve aynı tarihte OYUN  sitesinde yayımlanan yazınızın) “TİYATROM Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel’in  yazılarını sansürlemiştir, çünkü Mehmet Atak’ın yazısını da sansürlemiştir” akıl  yürütmesi ve sunumu üzerine ne düşündüğünüz açıklar mısınız?  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;NOT:&lt;/b&gt; Yukarıdaki yazının Ertuğrul Timur’un Mehmet Atak’ın iddialarına  cevap yazısından önce yazıldığını belirtmiştim. Hilmi Bulunmaz’ın söz konusu  cevap yazısına OYUN sitesinde yer verirken kullandığı tanıtım spotu, Ertuğrul  Timur’un Hilmi Bulunmaz ve OYUN sitesine dönük “sinsi sansür” iddiasını teyit  eder nitelikte olduğunu gösteriyor. Yazının tanıtım spotu şöyle: “Timur’un,  Atak’tan özür dileyen yazısını yayınlıyor ve bizden özür dileme koşulunu  kaldırıyoruz.” Bu spot hem Ertuğrul Timur’un yanıtının niteliğini çarpıtıyor hem  de “sinsi sansür” iddiasını teyit ediyor. Böylece, Bulunmaz-Büktel yayıncılık  hattında sansürün bir yöntem olarak kolaylıkla devreye girebildiği giderek daha  fazla açıklık kazanıyor. Başka bir deyişle, internet ortamında tiyatro  yayıncılığı yıkıcı bir derinlik kazanmaya devam ediyor.&lt;/span&gt;  &lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Kaynak:&lt;/b&gt; &lt;a href="http://www.blogger.com/%E2%80%9D" com=""&gt;OYUN&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt;  &lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5687918667431347774-8006643920408775419?l=iatp-g.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/8006643920408775419'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/8006643920408775419'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://iatp-g.blogspot.com/2009/03/mehmet-atak-dedikodu-mu-yapyor.html' title='Mehmet Atak Dedikodu mu Yapıyor, Enformasyon mu Veriyor?'/><author><name>İATP-G</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11330321003142631907</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5687918667431347774.post-8153480945214694916</id><published>2009-03-06T09:31:00.000-08:00</published><updated>2009-03-12T16:46:35.625-07:00</updated><title type='text'>Birkaç Anekdot</title><content type='html'>&lt;div class="cntUnit"&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Mehmet ATAK - 6 Mart 2009&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Türkiye'nin, Birleşmiş Milletler (BM) Çocuk Hakları Bildirisi’ni imzalamış  olmasına rağmen (ki bu imza geri alınamaz; ulusal genelge ve kanunların üzerinde  bir normdur; imzalanan şartnameye göre) 2006 senesinde çıkarılan Terörle  Mücadele Kanunu'na dayanarak bugün 500'ün üzerinde 13-17 yaş arasındaki çocuk,  Türkiye'de "çocuk" olarak değil "yetişkin" olarak yargılanıyor, hapis yatıyor...&lt;span class="fullpost"&gt;  Bir süredir, bir sivil aktivist olarak, neredeyse tüm maddi ve manevi gücümü bu  korkunç meseleye karşı mücadele etmeye verdiğim için, hemen her şeyden uzaktım.  Susulan her gün, çocukların bir "çocuk değilmiş" gibi hapsedilmeye devam  edildiği bir gündür de...  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bu uğurda, uzun zaman önce seyyare meşrebime veda etme kararı almış bir şahıs  olduğum halde Diyarbakır, Ankara, Ilgaz, İstanbul dolaşıp duruyorum. Yarın yine  Ankara'ya gideceğim; bu arada, inşallah Ankara döneminde, Yeşim Dorman'ın uzun  soluklu bir proje olarak tasarladığım "Kadın/Erkek TC 2009"un ilk chapteri  olarak yazmakta olduğu oyunla da biraz meşgul olup, epeydir adeta unuttuğum  tiyatro soluğunu bir nebze olsa da alacağım.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Neyse lafı uzatmayayım; "çocuklar" nedeniyle bir süredir, bir miktar ihmal  ettiğim Gözaltında Kayıplar Komisyonu'ndaki görevim gereği, bu hafta Cumartesi  Anneleri metnini okuyacak Hülya Karakaş'la konuştum (önceki haftalarda da metni  Nurinisa Yıldırım, Seray Gözler gibi tiyatro oyuncuları okumuştu). Hülya'nın  teklif etmesiyle epeydir göz atamadığım tiyatro sitelerine hızla bir göz  gezdirdim.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Tiyatro… Tiyatro… dergisinin sitesinde, Ertuğrul Timur'un bir maddi hatası  dikkatimi çekti (yapacak o kadar çok işim var ki, yazıları baştan sona okuyup  üzerlerine hakiki parafından yorum yapabilecek durumda değilim). Timur Ankara  Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü’ne (DTCF) methiye  düzerken, DTCF mezunlarının parlak bir misali olarak Eftal Gülbudak'ı  göstermiş.* 20 sene once Tanpınar adaptasyonu "Bir Tren Yolculuğu" isimli filmde  tanıştığım Eftal, benim yönetmen ve oyuncu kimliklerimle, onun koreograf ve  oyuncu kimlikleriyle "Ölüm ve Oyun", "Kedi", "Hamlet 2001", "Torun İstiyorum",  "Uzun Zaman Önce Mayısta", "Kadınlar. Savaş. Komedi.", "Ateş-Yüzlü", "Donkişot  Petmen'e Karşı"da beraber çalıştığımız, gerçekten çok çalışkan, üretken ve  ilkeli bir tiyatro insanı, sevdiğim güvendiğim bir şahıstır. Ama Eftal, DTCF  Tiyatro Bölümü değil, Marmara Üniversitesi Spor Akademisi mezunudur. DTCF mezunu  olan Ümran İnceoğlu'dur.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Timur'un şüphesiz fedakârca, uzunca soluklu devam ettirdiği www.tiyatrom.com  sitesiyle ilk fiili alakalanmam, 2002 senesinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi  Şehir Tiyatroları (İBBŞT) dönem idaresinin kadromu iptal etmesinden sonra  gittiğim Amerika'dan oldu (daha sonra İdari Mahkeme kararıyla İBBŞT'deki kadroma  döndüm, 2007 Mayıs'ında rol aldığım "Ölümsüz Öykü" adlı oyun sezonu kapattıktan  sonra da kurumdan istifa ettim). San Fransisco'da iştirak ettiğim Mikhael Cehov  Metodu workshop'unu tamamladıktan sonra, bir audition kazanıp "Willing Boys"  isimli bir oyunda bir sıra rolü almış ve Bay Area'da turnedeydim. Arkadaşım  Ümran İnceoğlu'ndan gelen bir ikaz e-mailiyle gönderdiği linkle www.tiyatrom.com  sitesine girdim. Bir forumda hakkımda uzunca bir iftira mesajı vardı (isimsiz,  rumuzla), başka şeylerin yanı sıra senelerce Kenan Işık ve Ayla ve Beklan  Algan'ların bana tiyatroya bile uğramadan İBBŞT Tiyatro Araştırmaları  Laboratuarı’ndan (TAL) tam yevmiye verdikleri yazılmıştı. Bordrolar duruyordu,  dört günlük yevmiye aldığım aylar, hatta hiç yevmiye almadığım aylar da vardı ve  en tuhafı yevmiyeli çalıştığım devrede tam yevmiye aldığım bir tek ay bile  yoktu, çünkü en çok çalıştığım aylar 22-23 gündü. İspata ihtiyaç duymadan,  üstelik aksi belgeler (bordrolar) dururken böyle bir iftiranın nasıl  yayınlanabildiğini anlayamadım. Türkiye’de olsam dava açardım. Cevaplayabilmek  için sitenin mevzuatı icabı üye oldum ve kendi ismimle (hiç bir zaman rumuza  tenezzül etmemişimdir) belgelere bakılmasını yazdım.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;www.tiyatrom.com sitesine, Türkiye’ye döndükten sonra, haftada bir göz  atıyordum. Bir gün İstanbul Devlet Tiyatroları'nda genç Alman tiyatro edebiyatı  yazarlarının metinleriyle yapılan "okuma tiyatrosu"na dair bir yazıda, o  projenin tasarımcısı mütercim-dramaturg Sibel Arslan Yeşilay'ın daha önce de  İBBŞT'de bu projenin önseli bir projenin tasarımcısı olduğundan bir kaç kez söz  ediliyordu. Biri Timur'un özel e-mail adresi olmak üzere, siteye iki e-mail  atarak düzeltme talep ettim. Çünkü "hareketli enstalasyon ", "oyunculuk türleri"  ve "okuma fiili" üzerine bir tür denemesi olan İBBŞT'deki performanslar benim  orijinal tasarımımdı. Daha önce üzerinde uzun süre çalıştığımız ama fiiliyata  geçiremediğim "Seeking For Helene" projesine dair bir vefa borcu olarak, Sibel'e  hazır tasarımın dramaturgluğunu teklif etmiştim. Ki Şükrü Türen'in genel sanat  yönetmenliği döneminde, kadrosu Bakırkoy Belediye Tiyatrosu'nda olan Sibel'in  projede yer alabilmesi, idarenin tavrı nedeniyle epey zor gerçekleşmiş, epey  mücadele edilmişti. İBBŞT ve Goethe Institute ortak yapımı olan projede, İBBŞT  ortaklıkta üstlendiği yükümlülüklerin pek çoğunu yerine getirmemiş, bazı  kostümler dahil borç alıp ya da arkadaşlarımın hibeleriyle cebimden karşılamak  zorunda kalmıştım... Sibel'in projeye asıl katkısı, epey hızlı yapmak zorunda  kaldığı dört oyun metni tercümesi olmuştu. Projede yardımcı yönetmen Aslı  Öngören, yapım sorumlusu Ümran İnceoğlu ve oyuncu ya da çalıştırıcı olarak yer  almış Ayça Telırmak (sevgili Marlene henüz merhum değildi), Celile Toyon, Rozet  Hubeş, Bennu Yıldırımlar, Bensu Orhunöz, Zihni Göktay, Berrin Akdeniz, Betül  Kızılok, Esin Umulu, Candan Sabuncu, Eftal Gülbudak, Ayşe Emel Mesci, Murat  Bavlı, Fırat Tanış, Sevin Okyay, Serdar Orçin,  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Eray Kahya, Hale Akınlı, Mazlum Kiper, Sevinç Erbulak, Semah Tuğsel gibi  sahışların şahitliklerini belirtmeme rağmen, &lt;b&gt;Timur&lt;/b&gt; düzeltmeyi yayınlamadı  ve projenin Sibel Arslan Yeşilay'ın tasarımı olduğu yönünde yanlış bir belge  bırakmayı tercih etti.&lt;/span&gt;  &lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Kaynak:&lt;/b&gt; &lt;a href="http://tiyatroyun.blogspot.com/"&gt;OYUN&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5687918667431347774-8153480945214694916?l=iatp-g.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/8153480945214694916'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/8153480945214694916'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://iatp-g.blogspot.com/2009/03/birkac-anekdot.html' title='Birkaç Anekdot'/><author><name>İATP-G</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11330321003142631907</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5687918667431347774.post-9068600712723669658</id><published>2009-03-06T08:39:00.000-08:00</published><updated>2009-03-12T16:45:20.842-07:00</updated><title type='text'>Tiyatrom ve Ertuğrul Timur Yalnız Değildir: "Sansürcüler" İddiasındakilerin Sansürü</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:100%;" &gt;Mustafa DEMİRKANLI - 6 Mart 2009&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Dizi ve oyun yazarı, dizi oyuncusu Coşkun Büktel, Reklam Yazarı Feridun  Çetinkaya ve Kuyumcu Amatör Tiyatrocu Hilmi Bulunmaz bir süre önce tam 1 yıl  önce kapanmış olan Ertuğrul Timur’a ait internetin en kapsamlı ve şeffaf tiyatro  sitesi tiyatrom.com’a yönelik sansürcülük iddiasını uzun bir aradan sonra  yeniden gündeme taşımışlardı.&lt;span class="fullpost"&gt; İATP-G (İstanbul Alternatif Tiyatrolar Platformu)  ile yaşadıkları sürtüşmede İATP-G’ye eleştiri getirmek adına tiyatrom’u bir koz  gibi sunmaya çalışan üçlü daha önce de olduğu gibi tiyatrom editörünün karşı  tavrıyla püskürtüldü. Tiyatrom editörü yazdığı yazıyla (&lt;a href="http://www.tiyatrodergisi.com.tr/detay.php?hng=582"&gt;http://www.tiyatrodergisi.com.tr/detay.php?hng=582&lt;/a&gt;)  bu gruba neden sitesinde yer vermemeyi seçtiğini, nesnel koşulları, &lt;b style=""&gt;yaratılan psikolojik baskıyı, üzerinde  oynanan oyunları,&lt;/b&gt; &lt;b style=""&gt;iftiraları&lt;/b&gt;, &lt;b style=""&gt;yıldırma yöntemlerini&lt;/b&gt; ve &lt;b style=""&gt;mafyatik&lt;/b&gt; yöntemleri bir bir anlattı, bu  şartlarda tartışma olamayacağını, doğal olarak da bu noktalara çekilen  tartışmadan çekilip bu adı geçen kişilere yer vermemeyi seçtiğini tüm  çıplaklığıyla yayınladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;Beklemedikleri &lt;b style=""&gt;bu deşifre ve somut suçlamalar karşısında  cevap vermekten ısrarla kaçınan Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz&lt;/b&gt; yazılmış bu  somut suçlamaları yayınlamak yerine geçmişteki yazılarını yinelemeyi seçtiler.  &lt;i style=""&gt;Ertuğrul Timur’un ısrarla bu konularda  cevap bekliyorum yaklaşımı karşısında suskunluğu seçip konuyu bertaraf etmeye  çalışan üçlü &lt;/i&gt;bugün artık bir internet yayınına sahip olmayan Ertuğrul  Timur’a savunmalarına yer vereceklerini beyan edip ve sıfır sansür vaadinde  bulundular.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;Fakat bu sıfır  sansür vaadi uzun sürmeden bu üçlü önce Ertuğrul Timur’un deyimiyle sinsi bir  sansürcülüğe ardından açık aleni sansüre başladılar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;Sinsi sansür nasıl  başladı?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;Düzensiz,  kullanışsız, menü sistemi olmayan amatörler için hizmet veren ve asıl amacı her  kişi ya da her kuruluş için kartvizit blog yapma amaçlı olan blog sistemi  üzerinden yayın yapan Hilmi Bulunmaz’ın TiyatrOyun blogu üzerine yeni yazı  girildikçe öncekileri alta ve arka sayfalara taşıyan bir sistemdir. Bu Hilmi  Bulunmaz tarafından zaman zaman sinsi sansürün bir yöntemi olarak da  kullanılmaktadır. Hoşuna gitmeyen bir yanıt geldiğinde bu yanıta yer veriyor  fakat, birkaç dakika içersinde üzerine çokça haberi peş peşe girerek bu yer  verdiği yazının hızla ana sayfadan kaybolmasını sağlıyordu. Bunu gerek Ertuğrul  Timur’un yazılarına, gerekse İATP-G üyesi Ömer F. Kurhan’ın yazılarına son  dönemde sıkça uygulayarak bu sinsi sansürü işletmişti. Ayrıca yeni gelen  yazıları belirgin bir üst başlıkla vermek yerine okurun gözünden kaçırırcasına  daha önce yayınlanmış yazının aralarına ekleyerek de adeta bu sinsi sansür  uygulamasını pekiştirmişti.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;SIFIR SANSÜRDEN  SİNSİ SANSÜRE, SİNSİ SANSÜRDEN ŞARTLI SANSÜRE&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;Hilmi Bulunmaz bu  sinsi sansür uygulamasını yaparken Coşkun Büktel tarafı ve nedeni olduğu konuda  Ertuğrul Timur’dan gelen yanıtlara yer vermeyerek açık sansürünü başlatmıştı.  Fakat son aşamada sinsi sansürün de yetersiz kaldığını düşünmüş olacaklar ki  açık sansürcülüğe başladılar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;Ertuğrul Timur,  Coşkun Büktel tarafından bir kolaj altında tiyatrom’a yönelik suçlamaların da  bolca yer aldığı yazısına bir yanıt verdi. Bu yanıtla dizi ve oyun yazarı, dizi  oyuncusu Coşkun Büktel’in toplumsallıktan, siyasal terminolojiden ne denli uzak  biri olduğunu ve sadece kendi ihtiyaçları doğrultusunda bu kavramları kendisi  için kullanma çabasını, dolaysıyla da uzak olduğu bu söylemlerin inandırıcı  olmamaktan da öte ne denli sakil durduğunu yanıtıyla deşifre etti. Ünlü bir  yazar olduğunu savlayan (Bugüne dek profesyonel bir ekip tarafından sadece kısa  bir süre bir oyunu kesilerek sahnelenmiştir.) Coşkun Büktel’in dağarcığının da  birikiminin de aslında yetersizliğini ortaya seren bu yanıta ne Coşkun Büktel ne  de Hilmi Bulunmaz yer vermedi. Coşkun Büktel’in bu şekilde sunulmasından  rahatsızlık duyduklarını, okurların onun bu birikimsizliğini görmelerini  istemedikleri açıktı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;i style=""&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;Fakat bir yandan  birilerine sansürcülük yaftasını yapıştırmaya kalkarken, öte yandan sıfır sansür  uygulayacaklarını vaat ederken öte yandan da sansürcülük yapmalarına da bir  açıklama getiremediler.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt; Önce Ertuğrul  Timur’un kendi yorumu olan bir kelimeyi sebep göstererek bu kelimeyi biz  kullanmadık, özür dilesin yayınlayalım gibi ortak bir açıklama kaleme aldılar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;i style=""&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;Bunun ardından  Ertuğrul Timur gerekli açıklamayı yaptı, ayrıca bu sinsi, gizli ve şartlı sansür  girişiminize karşı blöfünüzü görüyorum o kelime kendi yorumum olsa da bunu  sansürünüze koz olarak ortada bırakmamak için özür diliyorum açıklamasını  iletti.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;i style=""&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;Fakat elbette ki bu  sadece bir blöftü, amaç Ertuğrul Timur’un Coşkun Büktel’in düzeyini deşifre  ettiği yazısının okura ulaşmamasıydı. Özrün ardından hemen yazına yer vereceğiz  ortak imzalı açıklamalarına karşın tükürdüklerini yalamayı ve bu yazıyı  yayınlamayarak &lt;b style=""&gt;&lt;i style=""&gt;AÇIK SANSÜRCÜLÜĞE&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; geçtiklerini bir  anlamda ilan ettiler.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;SANSÜRCÜLÜKLE  SUÇLAYANLARIN SANSÜRCÜLÜĞÜ BELGELENDİ.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;Bugüne dek kendi  kişisel sorunlarından ibaret söylemlerini, kendi düşünceleri doğrultusunda  iftiraya, küfüre, hakarete, düzeysizliğe dayalı metinlerini yayınlamayı reddeden  siteleri sansürcülükle suçlayıp lakaplar takmayı yayıncılık sayan bu kişiler  kısa sürede asıl sorunlarının sadece kendi çıkarlarının sitelerde yer  bulabilmesi olduğunu, haber yorum özgürlüğünden anladıklarının kendilerine ve bu  tür iftira, küfür ya da kendi reklamlarının yapılmasının özgürlüğü olduğunu,  kendilerini deşifre eden yazılara karşı ise en ufak bir tahammülleri olmadığını  sergilemiş oldular. Bu sansürcülük kavramını bile kendileri için kullananların  sansürle imtihanı ve sınıfta kalması olarak belgelendi, deşifre  oldu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;Biz,  tiyatrodergisi.com.tr olarak, internette tiyatro yayıncığın yüz akı olan,  Ertuğrul Timur’a sayfalarımızı sonuna kadar açıyor, Timur’un açıklamalarını  yayımlamayarak, eski yazılarını “arşivden” başlığı ile öne çıkartıp,  dezenformasyonun en kabasını yapan, kendilerine sorulan en basit sorulara bile  yanıt vermeyerek, muhataplarına hakarete varan saldırılarla yıldırmaya çalışan  bu üç saldırgana karşı sayfalarımız bütün mağdurlara açık  olacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;KISACA KİM  OLDUKLARIN VE NASIL BİR ÇİFTE STANDART UYGULADIKLARININ ÖRNEĞİNİ VERDİKTEN SONRA  ERTUĞRUL TİMUR’UN VE ÖMER. F. KURHAN’IN&lt;span style=""&gt;   &lt;/span&gt;İKİNCİ THEOPE’YE İLİŞKİN YAZISINI SUNUYORUZ.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;Coşkun Büktel,  bugüne kadar Ömer F. Kurhan’ın yazısına karşı tek kelime söylememiş ama  “İftirica Özdemir Nutku” yalanlarını arşivden başlıklarıyla sunmaya devam  etmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;“&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;a href="http://tiyatroyun.blogspot.com/2009/03/tiyatrom-ve-ertugrul-timura-donuk.html"&gt;İstanbul  Alternatif Tiyatrolar Platformu Yayıncılık İnisiyatifi, sitemiz hakkında yanlış  yönseme oluşturan başlık atarak, kafa bulandırmaya  çalışıyor!&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;&lt;u1:p&gt; &lt;/u1:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;Yukarıdaki  alıntı, Hilmi Bulunmaz’ın İATP-G’nin yazısının başlığına &lt;b&gt;(&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;Tiyatrom  ve Ertuğrul Timur’a Dönük Tarafgir / Lekeleyici Yaklaşım Yapıcı Emeğe  Saygısızlıktır) &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;blogspot’unda  &lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;başlıktan  yaptığı yorum. Bu yoruma katkı olması, blogspot’u için “yanlış yönseme”  oluşmaması adına aşağıdaki alıntıları, renklerle oluşan minik bir yorumla katkı  olarak aktarıyorum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;&lt;u1:p&gt; &lt;/u1:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;Mustafa  Demirkanlı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;Tiyatro…  Tiyatro… Dergisi Yayın Yönetmeni&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;&lt;u1:p&gt; &lt;/u1:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-weight: normal;font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;&lt;u1:p&gt; &lt;/u1:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;***&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;u1:p&gt; &lt;/u1:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;Mehmet  Akan yoğun bakıma alınmış...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;i style=""&gt;Cuma, 07 Temmuz  2006&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:'Verdana','sans-serif';"&gt;12  Eylül Faşizmi ülkemizin “miladı” sayılır. Cuntanın tüm ülkenin özgürlüklerini  askıya aldığı gün, birçok kişi ve kuruluş “nasıl teslim oluruz?” sorusuna yanıt  arıyordu. Dostlar Tiyatrosu ve “emekçileri” de bu soruyu nesnel olarak  soranlardan… &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cunta iktidara el koyduğunda, Mehmet Akan  Dostlar Tiyatrosu’ndaydı ve “sanırım” yine nesnel anlamda bu sorunun yanıtını  arayan “emekçiler”dendi. Gel zaman git zaman zaten ödünç alınmış sosyalizm lafı  rafa kaldırıldı ve televizyon gülü olmaya karar verildi. Şişede durduğu gibi  durmayan faşizm, birçok kişi ve kuruluşla birlikte Mehmet Akan’ı da teslim  almıştı. O dizi senin, bu dizi benim koşturan Mehmet Akan, Bizimkiler dizisinin  apartman yöneticisi Sabri Bey olduğunda, kendi yazgısını da belirlemişti. &lt;span style="background-position: 0% 0%; background-attachment: scroll;"&gt;&lt;span style="background: yellow none repeat scroll 0% 0%; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial;"&gt;Halkın ruhunu yok eden televizyon canavarına ruhunu  teslim eden Mehmet Akan&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;, yıllar önce ölmüştü. 67 yaşında bir ceset  olan Akan’ın fiziksel ölümü pek bir anlam taşımıyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: &lt;span style="background-position: 0% 0%; background-attachment: scroll;"&gt;&lt;span style="background: lime none repeat scroll 0% 0%; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial;"&gt;Hilmi Bulunmaz&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;, &lt;span style="background-position: 0% 0%; background-attachment: scroll;"&gt;&lt;span style="background: red none repeat scroll 0% 0%; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial;"&gt;tiyatroyun&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;u1:p&gt; &lt;/u1:p&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;u1:p&gt; &lt;/u1:p&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;***&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;u1:p&gt; &lt;/u1:p&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="background: yellow none repeat scroll 0% 0%; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial;font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;&lt;span style="background-position: 0% 0%; background-attachment: scroll;"&gt;Büktel'in  senaryo doktoru&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;  (script writer) olarak görev yaptığı &lt;span style="background-position: 0% 0%; background-attachment: scroll;"&gt;&lt;span style="background: yellow none repeat scroll 0% 0%; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial;"&gt;"Arka Sıradakiler"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;, geçtiğimiz Pazar  günü (11 Ocak 2009) yalnızca diziler arasında değil, &lt;span style="background-position: 0% 0%; background-attachment: scroll;"&gt;&lt;span style="background: yellow none repeat scroll 0% 0%; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial;"&gt;günün "tüm" programları arasında da, "BİRİNCİ"  oldu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="line-height: 150%;font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;"ARKA  SIRADAKİLER" ADLI TV DİZİSİNDE BÜKTEL KATKISINDAN tadımlık BİR ÖRNEK  &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51); line-height: 150%;font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="background: silver none repeat scroll 0% 0%; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial; line-height: 150%;font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;&lt;span style="background-position: 0% 0%; background-attachment: scroll;"&gt;(Aşağıda,  geçtiğimiz Pazar günü yayınlanarak gün birincisi olan 57. Bölüm'den, tümünü  Büktel'in yazdığı bir sahnenin metnini sunuyoruz.)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 150%;font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;  &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51); line-height: 150%;font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="line-height: 150%;font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;12  Ocak 2009 Pazartesi&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51); line-height: 150%;font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="line-height: 150%;font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;color:black;"   &gt;Kaynak:  Coşkun Büktel&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51); line-height: 150%;font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;u1:p&gt; &lt;/u1:p&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;***&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;u1:p&gt; &lt;/u1:p&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;em&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;Bir  ölüm haberi daha gelecek&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/em&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background: yellow none repeat scroll 0% 0%; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial;"&gt;&lt;span style="background-position: 0% 0%; background-attachment: scroll;"&gt;“Kralın  soytarısı, padişahın dalkavuğu, burjuvazinin tiyatrocusu”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; olan  insanlardan biri Lale Oraloğlu yoğun bakımda. Seksen iki yaşında olan Oraloğlu,  doğal bir sürecin sonuna geldi. Ölecek…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyin kanaması geçiren Oraloğlu,  kendine gelir gibi olduğu anlarda neler düşünüyor?.. Çok merak ediyorum  doğrusu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background: lime none repeat scroll 0% 0%; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial;"&gt;&lt;span style="background-position: 0% 0%; background-attachment: scroll;"&gt;"Politik  ve ekonomik sosyeteye hizmet edeceğime, işçi sınıfına hizmet etmiş olsaydım daha  doğru bir iş yapmış olur muydum?..”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; Bu ve buna benzer sorular  soracak düşünce kırıntılarına sahip bir insan olabilir mi Oraloğlu?.. &lt;em&gt;&lt;span style="font-family:'Verdana','sans-serif';"&gt;(Salı, 28 Kasım  2006)&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;Kaynak:  Hilmi Bulunmaz, tiyatroyun&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;u1:p&gt; &lt;/u1:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;***&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51); font-style: normal;font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;“Gazetenizin  imtiyaz sahibi Nezih Demirkent'in ölümü nedeni ile çok üzgün olduğumuzu  belirtir, gazetenizin başarıyla devamını dileriz. &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="background-position: 0% 0%; background-attachment: scroll;"&gt;&lt;span style="background: red none repeat scroll 0% 0%; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial; color: rgb(51, 51, 51); font-style: normal;font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;Kuyumcu  Dünyası&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="background-position: 0% 0%; background-attachment: scroll;"&gt;&lt;span style="background: lime none repeat scroll 0% 0%; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial; color: rgb(51, 51, 51); font-style: normal;font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;,  Uluslararası Gazete İmtiyat Sahibi / Hüseyin Hilmi Bulunmaz Genel Yayın  Yönetmeni&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51); font-style: normal;font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;  / Mehmet Cemalettin Bulunmaz”&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51); font-style: normal;font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt;***&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:10;"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-family:Times New Roman;" &gt;&lt;a href="http://www.tiyatrodergisi.com.tr/detay.php?hng=582"&gt;Tiyatrom Yayıncısı A.  Ertuğrul Timur Patladı…&lt;/a&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:10;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:10;"&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;a href="http://www.tiyatrodergisi.com.tr/detay.php?hng=641"&gt;ERTUĞRUL TİMUR’UN  SANSÜRLENEN YAZISI VE DEVAMINDA ÖNCE ŞARTLI SANSÜRE SONRA AÇIK SANSÜRE GİDEN  KARŞILIKLI YAZIŞMALAR&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt; &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;a href="http://www.tiyatrodergisi.com.tr/detay.php?hng=643"&gt;Ömer F. Kurhan: İkinci  bir "Theope" Var  mı?&lt;span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style=";font-family:'Verdana','sans-serif';font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5687918667431347774-9068600712723669658?l=iatp-g.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/9068600712723669658'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/9068600712723669658'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://iatp-g.blogspot.com/2009/03/tiyatrom-ve-ertugrul-timur-yalnz.html' title='Tiyatrom ve Ertuğrul Timur Yalnız Değildir: &quot;Sansürcüler&quot; İddiasındakilerin Sansürü'/><author><name>İATP-G</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11330321003142631907</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5687918667431347774.post-5006084234901082449</id><published>2009-03-05T12:11:00.000-08:00</published><updated>2009-03-12T16:43:33.679-07:00</updated><title type='text'>Sinsi Sansür Resmileşti!</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;" class="cntUnit"&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(51, 51, 51);"&gt;A. Ertuğrul TİMUR&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(51, 51, 51);"&gt; - 5 Mart 2009&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hilmi bey,  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Açıkça cevap hakkı tanımamak için bir çözüm aramaya başladığınızı  sergilediniz teşekkür ederim. Aslında bu sizin ilk cevap hakkı tanımamanız  değil. Daha önce de bazı şartlar koyarak bazı yanıtlarıma yer vermediğinizi ben  de siz de gayet net hatırlıyoruz.&lt;span class="fullpost"&gt; Bazısını da sırf işinize geldiğince makaslayıp  koyduğunuzu da. Sıfır sansür bu olsa gerek şartnameler koyarak cevap hakkı  tanımak.. Çok güzel…  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şimdi gelelim cevap hakkı için şartnamenize:  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tek kelimeyle komik.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugün söz konusu yazıyı koyup bir süre sonra yeniden çekip (bilmiyorum belki  bir düzeltme yaptınız detaylıca incelemeye fırsat bulamadım) sonra yeniden  eklediğinizi siz de ben de biliyoruz. İspat mı istiyorsunuz? Ben önünde 3  bilgisayarla birden çalışan birisiyim, birinde gördüğümü diğerinde göremeyince  diğer iki bilgisayarımla da denedim o zaman sürecinde.. Ama bu ispat sayılmaz  değil mi? Sizin hukuk sisteminiz de burjuvazinin hukuk sisteminden çok farklı  değil hatta gerektiğinde sizin hukuk sistemi tamamen rafa kaldırılır ve hakaret  sistemi, iftira sistemi, mafya sistemi devreye girer. Neyse ispat mı dediniz.  Evet ispatım da var. Sırada ben bilgisayarlarımda göremeyince MSN’de online  irtibat halinde olduğum 2 arkadaşımdan rica ettim şu adrese bakar mısınız en  üstte hangi haber var şeklinde ve teyit aldım.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ne o? Bu 2 şahit de kesmedi mi sizi? Siz bu konuda kıvırmaya ve beni  sansürlemek için mazeret aramaya başlamışsanız kesmez tabi. Burjuvazinin hukuğu  bile 2 şahidi kabul eder ama sizin işinize gelen adalet sistemi etmez. İki  şahidi mahkeme huzurunda mı dinlemek isterdiniz yoksa? Yada yazılı beyan mı?  Komik olmayın.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Niyetiniz yanıtlarıma yer vermemekse vermeyin, bu sansürün hesabını da  verirsiniz. Şartlı sansürcü 5.Abdulhamid’liği takdim ederim o halde.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gelelim diğer değindiğiniz konulara:  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Evet 1,5 yıl önce yazılmış yazıya 1,5 yıl önce yanıt vermemeyi seçmiştim.  Zira Coşkun Büktel’in kale alınmaya değer birikimde ve dikkate alınacak düzeyde  olmadığını gayet iyi gözlemlemiştim ve böyle birine yanıt vermeye de muhatap  olmaya da gerek duymamıştım bunu da ilan etmiştim zaten. (Buna avam dilde adam  yerine koymamak denir) Peki şimdi neden yanıt verme gereği duydum? Çünkü benim  onu dikkate alır görmememin yetmediğini, birkaç kişi de olsa kamuoyunda taraftar  bulma yada dikkate alma olasılığını gördüm ve onlara da deşifre etme gereğini  toplumsal bir görev olarak gördüm.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yazdıklarımı provokasyon gibi yorumlamışsınız. Öncelikle o yanıtın muhatabı  siz değilsiniz Coşkun Büktel’dir. Sizin buradaki rolünüz sadece o yazıya yer  vermiş bir yayıncı olarak onun yanıtına da yer verme görevinizdir. Ama Sayın  Büktel genellikle kendini yıpratmamak için biz fanlar olarak onu ilelebet  müdafaa ve muhafaza etmekle kendimizi yükümlü sayıyoruz diyorsanız bilemem.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yazdıklarım provoke mi etti sizi? O halde yanıtlayın yazdıklarımı bakalım  yanlış mıdır Coşkun Büktel’in kullandığı terimleri ne denli yanlış yerlerde  kullandığı şeklindeki saptamaları mı da ben de okurlar da birikimlerinizi  görelim. Ama siz yayınlamak ve satır satır yayınlamak yerine panikle okurun  gözünden kaçırmayı tercih ettiniz. Neden? Çünkü sahte bir mit yarattınız ve bu  mitinizin toplumsallıktan, sosyal bilimlerden, siyasal terminolojiden ne denli  uzak, ne kadar bireyci ne kadar ego tatmincisi bir canlı türü olduğunun  görülmesi, gösterilmesi sizi ürküttü.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Buyurun Hilmi bey şartlı sansürcülüğünüz yada şartlı yayıncılığınız ve  lakabınız hayırlı olsun. Yoksa 6.Abdulhamid’liği mi seçerdiniz? Ne de olsa  gözünüzde ilahlaştırdığınız Coşkun beyin önüne geçmek istemezsiniz. Reyting  avcısı dostunuz bir dönem boyunca gizlediği Arka Sıradakiler yazarlığını artık  reyting reklamlarıyla ilan ediyor.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hadi birazcık cesaret gösterin de reyting nedir birlikte tahlil edelim ve  Coşkun Büktel aslında neyin reklamını yapıyor neyle övünüyor tahlilini yapıp  sergileyelim ne dersiniz? Siz buna da yanıt vermeyeceksiniz biliyorum. Daha  önceki pek çok somut sorum gibi bu da havada kalacak. Bunun yerine de öfkeyle  bir şeyler bulup sayfanıza yerleştireceksiniz.. Yazık oluyor. Bizler zaten  yeterince tanıyoruz da bu gidişle az çok edindiğiniz onuru da Büktel için  harçlık edip ziyan edeceksiniz. Öğrencileriniz, öğrenci adaylarınız okudukça  uzaklaşacak sizden. Yoksa bundan mıdır korkunuz? Bunun için mi şartlı  özgürlükçülüğünüz, gizli sansürcülüğünüz?  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Uyarmıştım sizi. Sansürden kötüsü sinsi sansürdür demiştim. Ama  sürdürüyorsunuz. Beni şartlı sansüre tabii tuttuğunuzu bile gizleyerek aralarda  veriyorsunuz. &lt;a href="http://fkurhan.blogspot.com/2009/03/oyun-sitesi-editoru-hilmi-bulunmaza.html"&gt;Ömer  F.Kurhan’ın yanıtını&lt;/a&gt; alel acele yayınlayıp bertaraf ediyorsunuz. Zaten  düzensiz olan amatör bloğunuzda üstün gayretle yanıtları gözden kaçırıyorsunuz  üstüne haberler yığarak. Ama bu okuru eşek yerine koymaların anlamı yok sayın  Bulunmaz. Siz gizledikçe ben suratınıza çarpacağım siz hatanızı anlayana dek.  Varsın sizin tarafınızdan şartnameli sinsi sansürle sansürleneyim bu ilk değil.  Ben bunları okurlara ve tiyatro kamuoyuna ulaştırmaya devam edeceğim. Üstelik  siz sansürlediğiniz oranda daha güçlü bir şekilde.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Unutmayın sizden beklediğim yanıtlar var. Satır satır, paragraf paragraf.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah bizi sansürün bile sinsice yapılanından her tür sinsilikten korusun.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt; &lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;Not 1:&lt;/b&gt; SİNSİ SANSÜRCÜLÜĞÜN UTANCINDAN KURTULMAK İSTERSENİZ HEM BU YAZIMI  HEM SANSÜRLEDİĞİNİZ BÜKTEL'E YANITIMI 8 SAAT SÜREYLE VE EN ÜSTTE YER ALACAK  ŞEKİLDE YAYINLAYINIZ. ZİRA BU YAZILARA NEDEN OLAN YAZILAR ŞU AN İTİBARIYLA BU  KADAR SÜREDİR ÜSTTE YER ALMAKTADIR. SAYIN BÜKTEL ÇOKTAN SANSÜRCÜLÜĞE BAŞLADIĞI  İÇİN YANITLAR YERİNE DİZİ REKLAMLARINI VE REYTİNG AVCILIĞINI TERCİH EDER  OLMUŞTU, UMARIM SİZ DAHA MANTIKLISINIZDIR!  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;Not 2:&lt;/b&gt; KISA BİR ARA YAZIMDA COŞKUN BÜKTEL'İN BANA İTHAFEN  YAYINLADIĞINI SAVLADIĞINIZ YAZI DEMİŞTİM. BU CÜMLEYE TAKILMIŞSINIZ VE SİNSİ  (ŞARTNAMELİ) SANSÜRCÜLÜĞÜNÜZE BU CÜMLEYİ YAZMADIĞINIZI BAHANE GÖSTERMİŞSİNİZ.  EVET İTHAFEN KELİMESİ VEYA BU CÜMLE SİZE AİT DEĞİLDİR BANA AİTTİR. BENİM  YORUMUMDUR. "TİMUR VE İATP-G NE DEMİŞ? .........BİZ NE DEMİŞİZ? CUMHURİYET  PORTAL ...............VE BERNARD SHAW NE DEMİŞ?" BAŞLIKLI YAZIDA İSMİM BULUNDUĞU  İÇİN BANA İTHAFEN YADA BANA DA İTHAFEN YAZILMIŞ OLDUĞUNU VARSAYIYORUM, BEN BÖYLE  ALGILIYORUM. SİZİN DE BUNU BU AMAÇLA YER VERDİĞİNİZİ DÜŞÜNÜYOR VE BÖYLE  YORUMLUYORUM. BU BANA İTHAFEN YAZILDIĞI YADA SİZİN BANA İTHAFEN YER VEDİĞİNİZ  YORUMU BANA AİTTİR. AMA SİZ BUNU SİZİN ÖYLE YAZDIĞINIZI İDDİA ETMİŞİM GİBİ  ALGILAMIŞSINIZ BU DA SİZİN ALGILAMA KUSURUNUZ. AMA VARSAYALIM BEN YANLIŞ BİR  CÜMLE YANLIŞ BİR ANLATIMDA BULUNMUŞUM. VARSAYALIM SİZ BUNU BAHANE GÖSTERİP  DÜZELTMEZSEM ÖZÜR DİLEMEZSEM SİNSİ SANSÜRCÜLÜĞÜNÜZE GEREKÇE SAYACAKSINIZ. PEKİ  ÖZÜR DİLERİM. BANA EROTİK ÜRÜN SATIŞINA ARACILIK EDİYOR İFTİRASI ATAN AMA ÖZÜR  DİLEMEYENLERDEN ÖZÜR DİLERİM, BANA TÜRLÜ ÇEŞİTLİ YOLLARDAN İFTİRA ATMAK İSTEYEN  VE HALA ÖZÜR DİLEME ERDEMİNİ GÖSTEREMEYENLERDEN ÖZÜR DİLERİM, YAZILI BEYANIYLA  ŞAHİTLİ BANA VE M.DEMİRKANLI'YA VİDEOLU MAFYA TEZGAHI KURAN AMA HALA AÇIKLAMA  YAPAMAYAN, ÖZÜR DİLEMEYENLERDEN ÖZÜR DİLERİM, YAZDIKLARIMA SOMUT SORULARIMA  YANIT VEREMEYEN VE BUNUN MAHCUBİYETİNİ DUYUP SUSMAK YERİNE KURU GÜRÜLTÜYÜ YÖNTEM  EDİNENLERDEN ÖZÜR DİLERİM, BANA İTHAFEN YAZILMAMIŞ YAZIYI BANA İTHAFEN YAZDIĞINI  SAVLADIĞINIZ CÜMLESİ KURDUĞUMDAN ÖZÜR DİLERİM.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;BUYURUN BAKALIM SİNSİ SANSÜRÜNÜZÜ ŞİMDİ NE GEREKÇEYE DAYANDIRACAKSINIZ...&lt;/span&gt;  &lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5687918667431347774-5006084234901082449?l=iatp-g.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/5006084234901082449'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/5006084234901082449'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://iatp-g.blogspot.com/2009/03/sinsi-sansur-resmilesti.html' title='Sinsi Sansür Resmileşti!'/><author><name>İATP-G</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11330321003142631907</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5687918667431347774.post-192973560224471823</id><published>2009-03-05T11:25:00.000-08:00</published><updated>2009-03-08T12:30:32.630-07:00</updated><title type='text'>Satır Satır, Paragraf Paragraf Yanıt Bekliyorum ya da Özürdür Beklediğim</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;A. Ertuğrul TİMUR - 5 Mart 2009&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hezeyanınızı, heyecanınızı hatta öfkenizi anlayabiliyorum. Tartışmalar zaman  zaman sertleşebilir, bu da hezeyan hatta öfke yaratabilir. Fakat bizler medeni  insanlar olarak, sanat dünyasına seslendiği varsayan insanlar olarak en öfkeli  olduğumuz anlarda dahi öfke kontrolümüzü yapabilmeliyiz.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zira öfke kontrolden çıktığı anda bunun nerelere varacağı bilinmez, öfkeyle,  hezeyanla karıştırılmış tartışmaların hızla konudan uzaklaşılıp, tartışılan  kişiyi farklı yerlerden, hatta kural dışı yöntemlerle yaralama çabalarına kadar  dönüşebilir ki bunun en tipik örneklerini daha önce gerek sizde gerek Coşkun  Büktel’de gördük ve sizler adına üzüldük.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yanıt veremediğiniz noktalarda rakibimizin nereden ne açığını yakalarız  anlayışı çocukların sokak kavgasındaki “benim babam senin babanı döver” ölçüsüne  dek varmakta, ama sen de bak şöylesin, senin de kulakların kepçe, gözlerin şaşı  noktasına dek gider. Hatta kusur bulamadığınızda onun adına kusur imal etmeye  dek varabilir. Örneğin hiçbir mantıklı insanın tenezzül etmeyeceği, ancak Burak  Caney zihniyetinin sizinle paylaşabileceği “toplist”den veya “sonraki blog”  linkinden ulaşılan erotik shop reklamı ya da erotik site linkleri gibi, bir  insanın çalıştığı kurumlara dek vurma, kusur arama çabası gibi, hatta birilerini  alet edip sahte itiraf videoları çekmeye çalışmak gibi.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu nedenle bu hezeyanı ve bu öfkeyi dizginler ve o bizi ağır şekilde  eleştirdi onu nereden nasıl vurur, nasıl zarar veririz zihniyetiyle  davranmazsanız tartışmalar da kontrolden çıkmadan kendi çeperinde sürer.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dün Sayın Ömer F. Kurhan’ın tiyatrom’a yönelik geçmişte yazılmış bir  eleştirisini yayınladınız. Elbette sizin amacınız bu değildi ama ben size  teşekkür etmek istiyorum çünkü çok güzel bir örneği sergilemiş oldunuz bunu  yayınlamakla.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Nedir bu?  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;İki medeni insanın tartışmasının örneği.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sayın Ömer F. Kurhan bazı konulardaki tutumumuz nedeniyle tiyatrom’u  eleştirmişti, ben de yanıt vermiştim, yada eleştirilerinden yararlanarak  davranış geliştirmiştim. Karşılıklı açılımlar sağlayıp birbirimize derdimizi,  nedenlerimizi anlatmış ve ikna olarak ya da olmayarak noktalamıştık.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ne güzel, ne medenice değil mi?  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ne Sayın Ömer F. Kurhan beni alakam olmayan yerlerden vurmaya çalıştı, ne ben  onun çalıştığı kuruma leke sürmeye kalktım, ne o tekrar dönüp birileriyle benim  aleyhimde videolar tezgahlamaya çalıştı, ne de diğerimiz tartışmada ezilmiş  yenik düşmüş olmanın hezeyanı ya da öfkesiyle kudurmadık, tartışılan konuyu bir  yana bırakıp saçma sapan girişimlerle kendimizi rezil etmedik.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gayet medenice başladı, sürdü, noktalandı, gün geldi farklı sebepleri yine  tartıştık, gün geldi aynı amaçla birleştik destek olduk. İşte bu  yayınladıklarınızı örnek alsanıza Sayın Bulunmaz…  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Size, Sayın Büktel’e ve Sayın Feridun Çetinkaya’ya yanıt verirken bir ricada  bulunmuştum, pek bir övünç duyduğunuz, başkalarını bu yöntemi yapmamakla  suçladığınız satır satır , paragraf paragraf yanıt kullanmayı uygulayınız  demiştim. Ama görüyorum ki ne siz ne de Sayın Büktel yazdıklarımı yanıtlayacak  gücü kendinizde bulamamakta, bu somut yazılanları yanıtlamak yerine geçmişi  deşerek acaba nereden ne açık bulur nasıl bir tokat da biz atarız çabasına  girmektesiniz.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sayın Bulunmaz,  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Girdiğiniz yazılar neye cevap?  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sizin geçmişte belden aşağı vurma çabalarınıza mı?  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Levent Çağlayan’ın yazılı beyanıyla ortaya çıkmış videolu tuzak girişiminize  mi?  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yoksa Coşkun Büktel fanı gibi davranıp davranmadığınıza, başkalarını ağır  şekilde eleştirirken Coşkun Büktel’e iltimas geçerek sosyalistliğin,  yayıncılığın hatta dürüstlük erdeminin sizde bulunup bulunmadığına mı yanıt?  Sayın Büktel dizisinin reytingiyle övünürken ve reytingin ne anlama geldiği  belliyken sizi sosyalist vicdanınızla ve çifte standardınızla yüzleştiremiyorsa  bizim yazacaklarımız elbette nafile.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Size bir dizi sorular yöneltmiştik  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peki ne olacak bu soruların yanıtı?  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Geçmişten yazılar bulup çıkarmakla ortalığı toza katıp bu toz bulutu içinde  yıkılan onurunuzu gizleyebilecek misiniz?  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kaldı ki istediğiniz kadar geçmişten yazı bulup taşıyın ben onların yanıtını  zaten verdim.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dedim ki:  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunların &lt;b&gt;her tür kuraldışı, onursuz, belden aşağı hatta mafyavari  girişimleri &lt;/b&gt;karşısında insan insanlık dışı yöntemleri kullananlarla boy  ölçüleşemeyeceği için, kişilere paparazzi mantığıyla yaklaşanlarla fikir  tartışması yapılamayacağı için tiyatrom olarak &lt;b&gt;susma ve bunları yok sayma&lt;/b&gt;  tavrını seçtik. Yani bizim sizi yok saymamız, sizin adınızın geçtiği her yazıyı  söküp atmamız sizin bu yoldan çıkmış mafyavari yöntemlerinize &lt;b&gt;sessiz  tepkiydi&lt;/b&gt;. Bunun adını siz sansür koyabilirsiniz ben de varsın sansür  deniyorsa denilsin, ama onların yöntemlerinin ağırlığı karşısında bu benim  &lt;b&gt;insancıl bir susma ve yok sayma tavrımdır&lt;/b&gt; dedim.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ne yani siz şimdi biz ona iftira attık, biz ona hakaret ettik, biz  &lt;b&gt;tiyatrom yazarlarına şerefsiz dedik&lt;/b&gt;, biz ona hatta mafya oyunu kurmaya  kalktık ama bu da ona karşılık bizi yok saydı isimlerimizin geçtiği yazıları  sildi çıkardı mı diyorsunuz? Deyiniz…  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu yanıtım geçmişten alıp bugüne taşıdığınız yazılarım ve bunları bugün de  bir suçlama olarak sunmanızın yanıtıdır.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;O günlerin nesnel koşullarını, üzerimde yarattığınız psikolojik baskıyı ve  terörü hatırlatmak içindir.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu yanıtım hem şu ana dek yer verdiğiniz eski yazılara yanıttır hem de bundan  böyle yapacağınız geçmişten yinelemelerinize yanıttır.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dolaysıyla bu yanıtımın geçmişten yapacağınız her tekrarlamada üzerine (veya  altına) mutlaka konulmasını talep ediyorum.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zira o dönemin nesnel koşulları ve üzerimde uygulanan baskılar açıklanmadan,  bunlara karşılık sizin yaptıklarınız sergilenmeden aktarılması her defasında  yinelenen hata ve okuru yanıltma olacaktır.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir kez daha hatırlatıyorum ki satır satır, paragraf paragraf yanıt  bekliyorum, ya da özürdür beklediğim.  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tartışmalar karşısında verecek cevap bulunamadığında yapılacak tavır  geçmişteki hatalardan dolayı özür dileme ve karşınızdakinin uyarılarını dikkate  almaktır. Ben her şeye karşın sizin geçmişten gelen sosyalist ahlakınıza da  kulak vererek bu süreç içerisinde geçmişteki tutumlarınızı yeniden gözden  geçirerek erdemli bir şekilde davranacağınıza, seçtiğiniz yandaşlarınızı bir tek  özellikleri, bir tek eserleriyle değil tüm yaşam tercihleri ve tutumlarıyla  yeniden gözden geçireceğinize inanıyorum, inanmak istiyorum  &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Saygıyla… &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5687918667431347774-192973560224471823?l=iatp-g.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/192973560224471823'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/192973560224471823'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://iatp-g.blogspot.com/2009/03/satr-satr-paragraf-paragraf-yant.html' title='Satır Satır, Paragraf Paragraf Yanıt Bekliyorum ya da Özürdür Beklediğim'/><author><name>İATP-G</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11330321003142631907</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5687918667431347774.post-866534966868591633</id><published>2009-03-03T12:45:00.000-08:00</published><updated>2009-03-12T16:29:45.633-07:00</updated><title type='text'>TİYATROM ve ERTUĞRUL TİMUR’A DÖNÜK TARAFGİR / LEKELEYİCİ YAKLAŞIM YAPICI EMEĞE SAYGISIZLIKTIR</title><content type='html'>&lt;div class="cntUnit"&gt;&lt;p style="font-weight: bold; text-align: justify;"&gt;İATP-G Yayıncılık İnisiyatifi – 3 Mart 2009 &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bir süredir, önce kişisel sitelerden başlayan daha sonra OYUN sitesine taşan  tarafgir ve muhatabının tiyatro yayıncılığı alanında verdiği emeği önemsemeyen /  lekeleyen bir yayıncılık yapıldığını görüyoruz.&lt;span class="fullpost"&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Geçtiğimiz yıl yayın hayatına son veren TİYATROM sitesi ve sahibi /editörü  Ertuğrul Timur’un sansür suçlamalarına dönük değerlendirmeleri OYUN sitesinde  genelde “yorumsuz” bir şekilde yayınlanır gibi yapılmakta, yanıt verilmemekte  ama sonrasında gözlerden kaçırılmakta ve sansür suçlamasının sahipleri övülerek  öne çıkarılmaktadır.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Geçmişte TİYATROM’u takip etmiş olanlar, tiyatro alanında internet  yayıncılığının en kapsamlı örneğini oluşturduğunu kabul edeceklerdir. Şu anda  Ertuğrul Timur’un kendisini böyle bir yayın üzerinden güçlü bir şekilde ifade  etme şansı yoktur. Bu durumun kötüye kullanılması, kişiye / okura dönük  saygısızlığın ötesinde, tiyatro alanında yapıcı kaygılarla hareket eden emekçi  duruşa karşı bir saygısızlıktır.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bu anlamda, İATP-G’ye dönük ciddi eleştirilerin de sahibi Ertuğrul Timur’un  temelsiz ve haksız bir şekilde sansür suçlamasının muhatabı kılınmasını ve  tiyatroya yapıcı katkılarının görmezden gelinmesini kabul etmiyor ve bu konuda  taraf olduğumuzu açıklama gereği duyuyoruz.&lt;/span&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5687918667431347774-866534966868591633?l=iatp-g.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/866534966868591633'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/866534966868591633'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://iatp-g.blogspot.com/2009/03/tiyatrom-ve-ertugrul-timura-donuk.html' title='TİYATROM ve ERTUĞRUL TİMUR’A DÖNÜK TARAFGİR / LEKELEYİCİ YAKLAŞIM YAPICI EMEĞE SAYGISIZLIKTIR'/><author><name>İATP-G</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11330321003142631907</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5687918667431347774.post-4879136000794335258</id><published>2009-03-02T12:37:00.000-08:00</published><updated>2009-03-12T16:12:09.426-07:00</updated><title type='text'>Hilmi Bulunmaz, Mustafa Demirkanlı, Coşkun Büktel ve Kamuoyuna Dönük Açıklamalar</title><content type='html'>&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;A. Ertuğrul TİMUR - 2 Mart 2009&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Sayın Hilmi Bulunmaz,  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Size yazdığım son dönemlerdeki emaillerimde ve diyaloglarımızda bu konunun  yeniden deşilmesini dilemediğimi, bunun ne size, bu saatten sonra ne bana, ne de  tiyatro dünyasına yarar getirmeyeceğini, ancak geçmişteki öfkelerin  kabartılacağına değinmiştim.&lt;span class="fullpost"&gt; Fakat 1 yıl aradan sonra hala tiyatrom üzerinden  polemik başlatılmış ve ısrarla da sürdürülmeye çalışılıyorsa benim de  düşürüldüğüm şartları bir kez daha hatırlatmam zorunlu hale gelmiştir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Önce "Yorumsuz" başlığıyla verdiğiniz yazıma kısa da olsa yorum girmeye  başladığınızı görmekteyim. Ben yazımda özellikle altını çizerek eğer taraflardan  birisi yanıt verecekse hep övünçle dile getirdiğiniz satır satır paragraf  paragraf yanıt verilmesi isteğimi de belirtmiştim. Çünkü aksi halde ana konular,  esas fiiller ve asıl saldırılar unutturulup ayrıntılardan yanıltmaya ve  püskürtmeye çalışmalar olabilecektir. Bu yolla okurda kafa karışıklığı yaratma  sağlanabilecektir. Bu nedenle size bir defaya mahsus yanıt veriyorum. Lütfen  yanıtlama gereği duymuyorsanız yanıtlamayınız. Yok eğer yanıtlayacaksanız da  paragraf paragraf yanıt bekliyorum. Timur'un yazısı yanıltıcılıklarla dolu  diyorsanız bunları tek tek açıklamanız gerekir. Yok açıklamam diyorsanız da o  zaman bu cümleniz kafa karıştırmaktan başka hiç bir işe yaramaz ve buna da  hakkınız yoktur.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bakınız ben emin olmadığım konuları zaten yazdım, "Penis Büyütücü" ile ilgili  yanıltıcı yayınlarınızın ilk Coşkun Büktel'in aklına geldiği şeklinde  açıklamanızın bir videonuzda ya da bir yazının satır arasında geçtiğini tam emin  olamadığımı yazdım. Satır arasında geçti ile satır aralarından hissettiğimiz  şeklinde yaklaşım farklıdır! Satır arasında geçti derseniz yazının ana konusu bu  değildi, başka şeylerden bahsedilirken bunu da yazıp geçmişti demektir. Ama  satır aralarından okuduğumuz derseniz, bu kişinin aslında direkt yazmayıp alt  metinde dolaylı verdiği mesajlar anlamına gelecektir. Ve sanki benim bu yazı  boyunca yazdığım iddiaları siz hiç yazmamışsınız da ben sizin yazdıklarınızdan  satır aralarından bu yorumları kendiliğimden sezinleyip çıkarmışım, ama aslında  yanlış çıkarımlar yapmışım gibi anlaşılacaktır. Bu düpedüz kafa bulanıklığı  yaratmaktır.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Şu an yayında olan yazıyı okumuş olan 2 kişi yazıda değil bunun videoda  söylenmiş olduğunu hatırladı ve onayladı. Ama derseniz ki "hangi video çıkar  ispatla" o zamanlar youtube üzerinden video yayınlamaktaydınız ve ben şimdi  onlarca videonuzu tek tek izleyip hangisinde bu cümlecik geçiyordu müsadenizle  uğraşamam. Kaldı ki bu sadece küçük bir ayrıntıdır, varsın ben yanlış hatırlamış  olayım sonuçta bu iftirayı, bu aldatmacayı, her ikiniz de oldukça benimseyip  yayınladınız mı?  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Evet.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;O halde ne fark eder?  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bu tür ayrıntılardan Ertuğrul Timur'u yanlışlar dile getiren yanıltıcılıklar  yapan biri gibi aksettirir bir iki konuda yanıltıcılığını ispatlarsak tüm  yazdıklarının doğruluğu şaibeli olur gibi bir niyette iseniz bunu  başaramazsınız. İşte bu nedenle size sizin hep vurguladığınız yöntemi öneriyorum  buyurun yanıtlama gereği duyuyorsanız satır satır, paragraf paragraf  yanıtlayınız, yoksa da tümünü yalanlayıp geçiniz yada yorumsuz yayınlamaya devam  ediniz.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Ertuğrul Timur&lt;/b&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;----------------------------------  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Sayın Mustafa Demirkanlı,  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Yazı içerisinde sizin de adınız (önemli derecede) geçtiğinden dolayı son  yazımı tarafınıza da iletmiş bulunuyorum. Amacım ille de tiyatro dergisi  portalında da yayınlanması değildir.Eğer öyle olsaydı diğer tüm tiyatral  yayınlara da iletirdim. Bu tabi ki siz yayınlamamalıydınız anlamında  yazılmamıştır. Elbette dilyiorsanız yayımlayabilirsiniz, hatta ben size  yollamamış olsam da diğerlerinden alıp yayımlayabilirdiniz.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Fakat,  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Başlıkta kullanmış olduğunuz "&lt;b&gt;Tiyatrom Yayıncısı Ertuğrul Timur  Patladı&lt;/b&gt;" şeklindeki başlığınızın gerçeği yeterince doğru yansıttığını  düşünmüyorum. Zira ortada patlamamı gerektirecek yeni bir birikim yoktur,  bunların hepsi zaten yazılmış ve bilinen konulardır, sadece son zamanlarda tek  yanlı yansıtılan görüşlere o dönemki yaşanan polemikleri, seviyeyi, ve o dönemin  nesnel şartlarını hatırlatmak amaçlıdır.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Kaldı ki patlama sözü bana göre bir nevi meydan okuma da içermektedir. Oysa  amacım yarım kalmış bir savaşı hadi yeniden sürdürelim, kozlarımızı paylaşalım  şeklinde değildir. Böyle bir savaşa ve yeni atışmalara, suçlamalara gerek  duymadığım gibi kaçınmaya da çalıştım, çalışıyorum.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Benim için esas olan artık sadece benim ve severek okuyan okurlarım için  nostaljiye dönüşmüş olan tiyatrom'un mazisine sahip çıkmak, daha fazla  yıpratılmamasını talep etmek ve eğer yeniden polemik malzemesi yapılıyorsa da o  halde o günün nesnel şartlarını ve üzerimde uygulanan psikolojik yıldırma  harekatını da göz önüne alarak yargılanmasını temin etmektir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Takdir edersiniz ki hiç bir bağlantım olmayan, Toplist üyesi olduğum bir  sitenin içeriğinde alınmış bir reklamdan sorumlu tutulmaya çalışmam ve "Penis  büyütücüsü satışına aracılık ediyor" şeklinde lanse ediliyor olmam, bundan bir  kar, menfaat, ortaklık, komisyonculuk, aracılık gibi söz edilmesi elbette ki  utanç verici bir durumdur. Bunun kelime oyunlarıyla gizlenecek, öyle demedik  şöyle dedik denilecek, aslında amacımız buydu denilecek bir yanı yoktur. Siz  tiyatronuzun oyununun ilanını verdiğiniz gün Hürriyet gazetesi yan sayfaya  erotik shop reklamı almış olabilir. Bu sizi erotik shopdaki penis büyütücü  satışına aracı yapmaz. Benim için söz konusu olan da aynen budur, ücretsiz bir  şekilde toplistte üye olarak sitem tanıtılıyor ve istatistiklerim de veriliyor.  (tıpkı sosyalist, dini binlerce site gibi) Siz nasıl sizin ilanınız çıkacağı gün  hürriyet yan tarafınıza ne reklamı alacak bilmiyorsanız, ben de webservis ne  reklamı alıyor bilemem ve bilsemde bu onların tasarrufundadır. Yani neresinden  bakarsanız bakın bunun adı karalamadır, iftiradır.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bir eser üzerinde (theope) ve o esere yapıldığı iddia edilen bir iftira  üzerinde (Nutku konusu) tartışılıyorsa onun üzerinde tartışılır, tiyatrom  sansürcü sayılıyorsa bu vurgulanır. Ama bu tam bu tartışmalar tırmanmışken  ortaya bir şekilde suni ve zorlama yöntemlerle "Ertuğrul Timur Penis büyütücü  satışına aracılık ediyor" başlığı ve iddiası ile çıkarsanız sizin niyetiniz  düpedüz bellidir, bunun açıklanması bile gerekmez. Eğer bunun adı iftira ve  psikolojik yıldırma harekatı değilse başka hiç bir şey değildir. Dolaysıyla  taraflar ya kendilerine ve savundukları konuya güvenememektedir, ya da benim  karşımda zayıf kaldıklarını düşünmüş olsalar gerek ki sadece savundukları  konuları savunmakla kalmayıp bu tür suni çarpıtmalara gitmişlerdir. Bu yaşanan  olaylar yeterince serttir, yeterince yakışıksızdır, yeterince öfke kabartacak  şekilde cereyan etmiştir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bugün bunu yeniden daha fazla kabartmak, da gereksizdir. Bu anlamda elbette  başlık atmak yada yorumlayarak girmek hakkınızdır fakat ben yazımın bir patlama,  bir yeniden savaş başlatma, bir meydan okuma olmadığını açıklamak zorundayım ve  bu açıklamama da başlığınızın altında yer vermenizi rica ediyorum.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Ertuğrul Timur&lt;/b&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;----------------------------------  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Sayın Coşkun Büktel,  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Yazıma yer verdiğiniz için teşekkür ederim  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Fakat,  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Feridun Çetinkaya başta olmak üzere bana ve tiyatrom'a ilişkin ön yazılara  kendi sitenizde yayımlayarak yer verdiğiniz gibi kendi alanınızda yayımlayarak  yer vermenizi talep etmekteyim.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Gördüğüm kadarıyla kendi alanınızda yayımlamak yerine sayın Hilmi Bulunmaz'ın  blogu üzerinden link vermektesiniz. Bilindiği üzere blogların tümü bir mahkeme  kararıyla toptan kapatılabilmektedir. Böyle bir sürpriz yaşandığında Sayın  Feridun Çetinkaya ve diğer kesimlerin suçlayıcı yazıları kalacak, benim yanıtıma  ise ulaşılamayacaktır. Sanıyorum bu konuda sayın Mustafa Demirkanlı gibi git  mahkeme kararı çıkart gel öyle yayınlayayım demiyeceksinizdir, zira uzun süredir  bu tutumu kınamaktasınız.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Ayrıca,  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Yazılarım tekzip niteliği de taşıdığına göre diğerleriyle aynı yerden, aynı  değerde manşetle ve aynı sürelerle, ve kendi host alanınızda yer verilmiş olarak  ana sayfanızda yer almalıdır, aksi adil olmayacak, bir anlamda sansürleme,  gözden kaçırtma olacaktır. Bunu yaptığınız takdirde Abdulhamid'likte gün  itibarıyla kaçıncı sıraya gelinmişse onu da size yakıştırmak gerekebilir  maazallah.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bunlara ilaveten,  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Yazımda önemle altını çizmiş olduğum halde, dürüstçe ve net bir biçimde  yazımın bütününü ele alıp paragraf paragraf , satır satır yanıtlamak yerine kafa  bulandıracak geçmişteki yazılarınızı öne çekmek suretiyle geçiştirmeye  çalıştığınızı gözlemlemekteyim. Satır satır yanıt bekliyorum zira, sizin savunma  gibi öne çektiğiniz yazılarda Theope'den bahsederken "penis büyütücüye" gelen  seviyenize, Trabzon'dan getirtilip bizim aleyhimize kullanılmaya çalışılan  gençlere, ve hiç bir zaman yanıtlamadığınız daha çokça utanmazca yapılmış  eyleminize yanıt yoktur. Kamuoyu sadece Theope'nin ne kadar muhteşem eser  olduğunu değil bu muhteşem eserin yaşını başını almış yazarının bu alçakça  tutumlarını nasıl savunabileceğini de merakla beklemektedir. Onların ve tümünün  yanıtını öğrenebilmemizin yolu geçmişten neler bulurum da bunları toz duman  içinde bırakırım yoluyla davranmak değildir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Kaldı ki zaten o öne çektiklerinizin yanıtı sakince bir kez daha okumayı  başarırsanız iki gün önce yolladığım yazıda vardır.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Yine kaldı ki kendi yazılarınızı kendinize belge yapmaya çalışmaktasınız.  Kendi manşetlerinizi bugüne belge yapmaya çalışmaktasınız. İnsanın kendi  yazdıkları, kendi manşetleri kendisine belge olsaydı ben bugün oturur Türkiye'de  50 kişi hakkında yorum yazar manşet atar, 10 gün sonra da bu kendi yazılarımı  belge gibi öne çeker o kişileri yargılamaya kalkardım ve bu 50 mikroptan  kurtulurduk. Gördüğünüz gibi yönteminiz komiktir, inandırıcılıktan uzaktır.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Sizi anlayabiliyorum, bir TV dizisine bölüm yetiştirmek bir hayli yorucudur,  zaman almaktadır. Ve üstelik henüz yanıt veremediğiniz Ömer F.Kurhan yanıtları  da sizi psikolojik olarak yormaktadır.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Önce ekmek parası gelir elbette, siz dizinizi yetiştirmeye öncelik verin  ziyanı yok ben yanıtımı beklerim, fakat yeter ki bu şekilde saptırmalarla değil,  bölük pörçük değil, satır satır , paragraf paragraf yanıtlayınız.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bu arada dizinizi izlemek hiç kısmet olmadı. Dizinin reklam aralarında ne tür  ürünlerin reklamlarının izlenmesine vesile olduğunuzu bilemiyorum. Fırsat  bulursam izleyeceğim. Faket en azından TV'lerde penis büyütücü reklamı  olmadığına göre yeterince şanslısınız. Lakin geçmişte Theope'yi tartışırken tam  ortasında sizin beni penis büyütücü satışına aracılık etme(!) olayından dolayı  dostça(!) uyardığınız gibi ben de katkı verdiğiniz dizi sayesnde ekran başına  toplanan gençlere dizi aralarında hangi ürünlerin beyinlere işendiği, bu TV  kanalının menşei, ne tür bir TV kanalının gençlerin tercihleri arasnda yer  aldığına dikkat etmeniz konusunda uyarmış olayım. Hem unutmayın dizinmiz ne  kadar çok başarılıysa başarısıyla doğru orantıda zehirlediğiniz genç sayısı  artacaktır. Zira ne kadar başarırsanız o kadar izleyiciyi ekrana çekecek ve ara  reklamlarda, kanalın alt metinlerinde de o kadar çok kişinin bilinç altına  inilmesinde vesile olacaksınız. (Tabi bunlar dizinin pür-ü pak olduğunu varsayıp  sadece dolaylı yan etkiler olarak aklımıza gelenler. Diziyi izlemediğim için  aslının ne derece zararlı olduğu yada olmadığı yorumuna giremem)  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Konumuz Theope ve sansürdü sahi değil mi? Hay Allah birden başka konuya  geçmişim tıpkı sizin Thoep tartışmasının ortasında yanıt verememenin ezikliği  ile beni penis büyütücü satışına aracılık etmekle suçlamanız.., pardon dostça  uyarmanız gibi..  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Sizin gibi kendine özgveni tam, büyüklüğü ve edebi yönü kanıtlanmış bir yazar  aldatmaca , karalama, şaibeden medet ummaya sapmaz, tartışmanın göbeğinde araya  bir iki kusur sokayım beyin bulandırayımgibi basit ayak oyunalrı yapmaz değil  mi? O halde geçmişte tartışmanın ortasında başka unsurları öne çekmeniz gibi  yöntemleri isterseniz bırakınız, diğer sitelerden alıntılarla cephe genişletmeyi  bırakınız ve zaten kısıtlı olan zamanınızı yanıtlayamadığınız Ömer F. Kurhan'a  yanıtınızı tamamlamaya, ve bana satır satır, paragraf paragraf yanıtınıza  saklayınız.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;İyi çalışmalar dilerim  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Ertuğrul Timur&lt;/b&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Not : Bu yazım öncelikle şu an manşette olan kısma yanıt olduğu için aynı  alanda yer almasını talep ediyorum.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;----------------------------------  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Sayın Hilmi Bulunmaz,  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Sıfır sansürünüze teşekkür ederim. Ama sıfır sansürlük seviyede  yazmayacağıma, yani yazılarımda küfür, hakaret, sövgü, çarpıtmayla karalama  olmayacağına emin olabilirsiniz.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Kaldı ki siz zaten başkalarını sansürcü ilan etmişseniz sansürcü olmamakla  zaten yükümlüsünüz.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Ancak,  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Sansür her zaman yayınlamayarak olmaz…  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bazen gözden kaçırmak da sansürdür hatta sinsice sansürdür.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Tıpkı zararlı ürünlerin yasal mecburiyetten yayınladıkları uyarıyı çok  minicik puntolarla ve çok hızla ekrandan geçirmesi, gazete ilanlarında bunu  okunmayacak kadar minik vermesi gibi.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bende bu anlamda sizin bu tür bir sansürcülüğünüzü gözlemlemekteyim  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Şöyle ki,  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Örneğin Sayın Ömer F.Kurhan'ın en son yazısı çok kısa olarak ön sayfanızda  kalmış ve peşinden hemen üzerine kedinin pisliğini örtmesi için toprak atması  gibi peşpeşe eski haberler bir kez daha yığılarak geriye itelenip adeta bu yazı  gözlerden saklanmıştır.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Sitenize bir günde 500 kişi girdiğini varsayarsak ve bunu 24 saate bölersek  saat başına 20, dakika başına ise 0.3 kişi giriyor demektir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Siz bu yazıyı ana sayfanızda üç beş dakika tutup üzerine hızla başka haberler  girmek suretiyle sadece 2-3 kişinin görmesini geriye kalan 497 kişiden  kaçırdığınızı söylemek yanlış olmayacaktır ve bu da bir sinsi sansürcülük  örneğidir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Benim yazıma gelirsek,  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Yazıma tarafınızdan ve benim tarafımdan eklemeler olmuştur. Bu durumda  eklemeleri yazılış sırasına göre ya yazının en altına ilk eklentiden son  eklentiye doğru sıralarsınız, ya da ters sıralama yapıyorsanız yazının üstüne  ilk eklemeden son eklemeye doğru, yani en son gelen en üstte olacak şekilde  sıralarsınız.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Şu an görünen haline bakarsak;  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Sizin dün yazmış olduğunuz yorum en üstte, benim ilk yazım en altta ama son  gelen benim eklentim arada... Pardon ama okur yeni bir eklenti olduğunu bile  hissetmez bu durumda.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Okur her şeyi her defasında araya bir şey girilmişmidir diye incelemez.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;O halde lütfen bu gizli sansür sayılabilecek hatayı düzelterek ya bütün  eklemeleri yazının en sonuna ve yazılış, size geliş sırasıyla ya da en son gelen  en üste olacak şekilde değiştiriniz (Bu yazı da dahil).  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Ertuğrul Timur&lt;/b&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;-------------------------------------  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Sayın Coşkun Büktel henüz ek açıklamalarımı girmedi.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Sayın Hilmi Bulunmaz ise yine gizli sansürünü kullanarak eklentileri araya  girerek, üzerine yeni haberler istifleyerek okurlarının gözünden kaçırmaya devam  ediyor.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Dünkü kendi yorumuna yanıt niteliği taşıyan yanıtımı ve bunu araya girerek  eklentiyi gözden kaçırma ikazımı da yine araya girerek sözde kendisine iletilen  her yazıyı yayınlamış, ama bu arada okuru da eşek yerine koyarak yeni  girilenleri dolambaçlı dehlizlerde gizleyerek yapmayı tercih ediyor.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;"Timur'un aşağıda yayınladığımız yazısına, yukarıdaki açıklamayı  ekledikten sonra, Timur, bir "düzeltme" gönderdi." ifadesi bile bu garip  istiflemeyi anlatan komik bir deyim değil midir? Yazı neden aşağıda senin  açıklaman neden yukarıda? Madem senin açıklaman yukarıda, senin açıklamana  yapılan açıklama neden arada? Neresinden bakarsanız bakın bu yazılanları okurun  gözünden kaçırma yazılanların okunmasından korkulmasının tezahürüdür. &lt;/b&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Şu an itibarıyla yazışmalar zincirini doğru sırada ve sağlıklı bir şekilde  okuyabileceğiniz tek site Mustafa Demirkanlı'nın www.tiyatrodergisi.com.tr si  olarak görünmektedir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Coşkun Büktel bazı ek yanıtlara hiç yer vermeyerek, bazılarını yayınlamayıp  sadece diğerlerinden link vererek  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Hilmi Bulunmaz ise verilen yanıtları kamufle etmeye çalışarak gizli bir  sansür uygulamayı seçmiştir. Kişileri Abdulhamid ilan etmeyi kendilerine iş  edinenlerin bu durumda kaçıncı sıradaki Abdulhamidlikleri tercih edeceklerini de  açıklamalarını bekliyoruz.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Yazıları türlü yollarla kamufle ederek yayınlamak Hem yazılan gerçeklerden  tedirgin olup, okunmaması istenip hem de sansürcü görülmeme çabasının bir sonucu  olsa gerek. Yanıtlar hak ettiği şekilde yer alana dek uyarılarım sürecek bu  kurnazlıklar, okuru salak durumuna koymalar tarafımdan deşifre edilmeye devam  edilecektir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Kamuoyuna duyurulur.&lt;/span&gt;  &lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Ertuğrul Timur&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5687918667431347774-4879136000794335258?l=iatp-g.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/4879136000794335258'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/4879136000794335258'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://iatp-g.blogspot.com/2009/03/hilmi-bulunmaz-mustafa-demirkanl-coskun.html' title='Hilmi Bulunmaz, Mustafa Demirkanlı, Coşkun Büktel ve Kamuoyuna Dönük Açıklamalar'/><author><name>İATP-G</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11330321003142631907</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5687918667431347774.post-3213550612443656086</id><published>2009-03-01T12:56:00.000-08:00</published><updated>2009-03-12T16:10:49.533-07:00</updated><title type='text'>Tiyatrom ve Sansür Tartışmalarına İlişkin Açıklama</title><content type='html'>&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;A. Ertuğrul TİMUR - 1 Mart 2009&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;İFTİRA, HAKARET, SÖVGÜ, MAFYA TEZGAHLARI VE TEHDİTLERLE İNTİHARA  İTELENİRKEN TİYATROM'UN YANINDA OLMAYANLAR BUGÜN TİYATROM'UN OTOPSİSİNDE TEMİZ  RAPORU SUNUYORLAR, TEŞEKKÜR EDERİM.&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;/b&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Öncelikle İATP-G'nin (İstanbul Alternatif Tiyatrolar Platformu Girişim)  Tiyatrom'a yapıştırılmaya çalışılan sansürcülük iddiasında Tiyatrom'dan yana  tavır alması nedeniyle teşekkür ediyorum. Esasen bu konuda artık hiç de yazmayı  düşünmüyordum ve doğrusu ya sekiz yılda binlerce okurdan sadece üçünün “Tiyatrom  sansürcü site” şeklinde; kendilerinin söyleyip kendilerinin inandığı deyiş  üzerinde çok da duracak değildim. Ama İATP-G gibi bir tüzel kimlik, sonuç  tiyatromdan yana olsa da bu üç kişiden ibaret söylemi ciddiye alıp üzerinde  görüşme yapmışlar ise, ileride başkalarının da belki bu arkası boş sansürcü  söylemlerini ciddiye alıp verileri değerlendirme yoluna gideceğini düşünerek en  nihayetinde bu konuyu enine, boyuna ve son defa yazmaya karar verdim.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Tiyatrom'un sekiz yıllık yayın yaşamı boyunca ve ardından geçen bir yılı da  sayarsak 9 yıl boyunca sansürcülükle suçlanması sadece Coşkun Büktel ve İATP-G  üyesi Ömer F.Kurhan’ın fan olarak tanımladığı bir kaç destekleyeni dışında  bugüne dek hiç kimseden destek bulamamış bir iddiadır. İATP-G'nin bu iddiayı  ciddiye alıp değerlendirme konusu, benim açımdan bu üç kişinin bir yılı aşkın  süredir kendi kendilerine Tiyatrom sansürcüdür demesinden çok daha dikkate almam  gereken bir konudur. Hem böylece İATP-G gibi bir tüzel kimlik bu yaşananları  irdelemeye başlamışsa konu belki ilk kez tarafsız gözlerce irdelenir,  akıtılmadan bırakılmış irin akıtılır, tiyatro dünyasının yüz karası  yaşanmışlıkları da biraz daha kamuya mal olabilir. Ömer Kurhan’ın yazdığı  satırları hatırlar isek :  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;"İATP-G’nin tiyatro alanında insan hakları masası oluşturmak gibi bir  misyonu olmadığı doğru bir tespittir. Öte yandan, bu tip bir oluşumun hayata  geçirilmesine katkı sunma yükümlülüğü olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla,  asgari olarak gündemine giren hak ihlallerini ya da anti demokratik uygulamaları  daha dikkatli değerlendirmesi ve netlik oluşturması gerektiğini de  söyleyebiliriz."&lt;/b&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bir-birbuçuk yıl önce açık tacizler, açık iftiralar zinciri ve yaşayan  şahidin kendi kaleminden anlatımı ile üzerimizde uygulanmaya çalışılmış mafyatik  yöntemler gizli, saklı, kanıtsız değil alenen ve kamuoyunun gözü önünde ve yayın  yoluyla yapılmıştı. Her ne kadar bu tacizler “kadına taciz” olmasa da bir kişiye  (bana) ve bir yayına (tiyatrom’a) açık tacizdi, cinsel taciz olmasa da  kişiliğime tacizdi, hak ihlaliydi, antidemokratik uygulamalardı. O dönemde  üzerimde uygulanan bu taciz ve iftiralara sessiz kalan tiyatro dünyasına karşı  elbette bir yaptırımım olamazdı. Ama madem ki İATP-G artık bir anlamda, bir  kısmına dahil olup masaya yatırmış, görüş beyan etmiştir, o halde yaşanmış  gelişmeleri bütünüyle görmek ve değerlendirmek zorundadır, üstelik bu noktadan  sonra bu değerlendirmenin bana yada tiyatrom’a değil kendilerine ve tiyatro  dünyasının hayrına olacağı da açıktır. En azından muhatap olduğunuz kişileri  tanımakla nasıl bir dil kullanmanız yada başınıza nelerin de gelebileceği  konusunda bir fikriniz olabilecektir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Konu edinilen ve masaya yatırılan “tiyatrom’un sansürcü olup olmadığı”  olduğuna göre oradan başlayalım. &lt;/b&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Tiyatrom'un Theope polemiğinde küfüre, hakarete varan polemiği sonlandırmak  dışında sekiz yıl boyunca bir tek sansürleme yaptığına ilişkin bir bulgu bu  Coşkun Büktel fanları tarafından yoğun bir şekilde araştırılmış ama  bulunamamıştır. Sansürcülük iddialarına bir mesnet, bir dayanak bulabilmek için  öylesine yoğun arama tarama yapmışlardır ki neticede Tiyatrom’un resmi sayfaları  değil, bağımsız ve dileyenin anında online görüş yazabildiği, bu nedenle de  zaman zaman risk de taşıyan mail-grup sayfalarında bir dönem Kemal Oruç  tarafından yazılmış bir görüşün silindiği iddiasına &lt;b&gt;“İşte 3.Abdulhamid  Ertuğrul’un sansürcülüğünün ilk olmadığının belgesi”&lt;/b&gt; manşetleriyle  verilmiştir. Fakat hemen ertesi gün Kemal Oruç bu iddiayı yalanlamış ve  Tiyatrom’un özgürlükçü tutumundan övgüyle bahsederek söz konusu yazının kendi  tarafından yazılmadığını, adının kullanılarak ve "Evlilik testi" gibi tiyatroyla  hiç ilgisi olmayan spam/reklam amaçlı abuk bir yazı olduğunu ve kaldırılmasının  da kendi isteği ve Tiyatrom editörü ile mutabakatla gerçekleştiğini yazarak bu  üçlüyü tekzip etmiştir. Görüldüğü gibi, Tiyatrom'un sansürcülüğüne tartışma  konumuz olan polemik dışında bir tek örnek yoktur, bulunamaz da. Bir tek  sansürlenmiş yazı bir yayını sansürcü yapar mı? Evet yapar. Ama bunun da ne tür  bir sansür olduğu olduğu bu yazıda irdelenecektir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Esasen Tiyatrom'da, TKP'den Anarşistlere, ÖDP'den Mazlum-Der'lilere çok geniş  bir siyasi yelpazeden isimler bağımsız olarak kendi kalemlerinden çıkan  yazılarıyla direkt yer bulabilmişlerdir. Artısı bu tür siyasal yapılanmalar  genellikle kendi taraftar çevreleri içinde kalan yayıncılık yaparken, büyük  medyada da doğal olarak yer bulamazken, Tiyatrom bu tür siyasal yapılanmaların  kendi çevrelerini aşarak belki de ilk kez geniş bir okura ulaşmalarında önemli  bir köprü olmuştur. Bunu özellikle veda yazılarında Orçun Masatçı, Tiyatro  Avesta gibi siyasal tiyatro yapan grupların temsilcileri de aynen benzer  ifadelerle vurgulamışlardır. Veda yazılarında düşüncelerini dile getiren Tiyatro  Avesta yönetmeni gönderdikleri metne sadece Türkçe değil Kürtçe olarak da  sayfalarında yer veren Tiyatrom'un bu tavrının onlarda yarattığı motivasyondan  övgüyle söz etmiştir. Zaman zaman tiyatro kapsamının sınırları da aşılarak  siyasal tartışmalara dek yer bulabilmiştir. Yine siyasal görüş zenginliğinin  yanı sıra mevcut tüm tiyatro derneklerinin kamuoyuna seslenmek için tereddütsüz  kullandıkları ortak zemin Tiyatrom olmuş, dönem dönem resmi web siteleri olmayan  bu tiyatro derneklerine tiyatrom özel bölümler açarak ev sahipliği yapmıştır.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Elbette ki siyasal, toplumsal bir duruş gerçekleştirmeyi hedeflemeyene hesap  sorulmaz. Örneğin hiç kimse bir magazin gazetesine "Neden şu toplumsal konuya  yer vermedin?" diye hesap sormaz. Ancak demokrat, politik bir misyonu  üstlenmişse ve yer vermemişse hesap sorulabilir. Bu nedenle de tiyatronline.com,  tiyatrokeyfi.com, tiyatrodunyasi.com, tiyatro.net gibi siteler belki bazı gündem  olaylarına hiç değinmez, yaşanan gelişmeleri hiç olmamış gibi sayfalarına  yansıtmaz ama yansıtmadılar diye de pek de kimse hesap sormaz. Zira onların  yayın tercihleri, yayın politikaları budur. Dolaysıyla da hiç girmedikleri  konulardan dolayı sansürcülükle de suçlanamazlar. Fakat toplumsal duyarlılık  gösteren toplumcu ve çok sesli bir portre çizen bir yayın buna uygun davranmazsa  hesabı sorulur, sorulmalıdır da. Bu nedenle Tiyatrom'un sorgulanmasını, sizin  süzgecinizden geçirilmesini bu yanıyla olumlu bir yaklaşım olarak görmekteyim.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Yayın yaşamım boyunca gördüğüm ve defalarca dile getirdiğim bir yanlış  vardır. Bir yayının demokrat olması ille de her görüşe yer vermesi anlamına  gelmez. Eğer demokrat olmak sorgusuz sualsiz her yazıya yer vermek olsaydı o  halde örneğin 30 muhafazakar kişi bulunur koordine edilir ve örneğin Birgün  gazetesinin yarısı bu şekilde her gün muhafazakar kalemlerce işgal edilebilirdi,  ya da tersine Zaman gazetesine ben her gün gönüllü olarak kendi görüşlerim  doğrultusunda yazı yazabilirdim. Elbette ki her yayının kendisine yollanan her  yazıya ille de yer vermesi gibi bir beklenti baştan abestir, mantık dışıdır.  Benim görüşüme göre yayıncılıkta demokrat olmak ille de benimsemediğiniz  görüşlere de yer vermek demek değil, siz kendi doğrultunuzda yayın yaparken  sizinle aynı şekilde düşünmeyenlerin, karşıt görüşlerde olanların da yayın  yapabilme, kendi yayınlarını hayata geçirebilme, özgürlüğüne engel olmamanız  hatta gerektiğinde onların bu hakkını savunmanızdır.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bu bağlamda Tiyatrom'un da elbette ille de kendisine her iletilen habere,  yazıya, yoruma, soruna yer vermesinin şart olduğunu düşünmüyorum. Kaldı ki  olabildiğince geniş toleranslı yayıncılığına karşın, neredeyse 8 yıl boyunca  iletilmiş her haberi, yazıyı atlamaksızın yayınlamış olsak da zaman zaman  sınırlarımız, kısıtlamalarımız olmuştur. Örneğin belli tarihten itibaren ilan  ederek artık “Biz hiç bir tiyatro ödülü haberine yer vermiyoruz” diyebildik, ve  buna yayın kurulu üyesi olduğum Tiyatro… Tiyatro… Dergisi ödülleri de dahildir.  Ben bu ilkemi uygularken Yayın Yönetmeni Mustafa Demirkanlı da saygı ile  karşılamış, ilkemi bozmamamı desteklemiştir. Bu anlamda Coşkun Büktel’in  “theope” iddialarını da yeterince ikna edici bulmayıp onun bu iddialarını  istediği yerde dile getirme hakkına engel olmadan biz yer vermeyebilirdik. Bu  durumda da olsa olsa duyarsızlıkla suçlanabilirdik ama sansürcü olarak  anılmazdık. Örneğin tiyatro.net bu iddiaya hiçbir zaman yer vermemiştir ama ne  Coşkun Büktel ve fanlarınca ne başka birilerince sansürcü site olarak  anılmamıştır.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Tiyatrom zaten temelde “&lt;b&gt;bireysellikten ibaret kalan mücadeleciliklere&lt;/b&gt;”  de çok fazla taraftar olmamıştır. Maalesef ki tiyatro dünyamızda bireysellik had  safhadadır. Örneğin bir Işıl Kasapoğlu'nu ancak kendisinin ödenek dışı  bırakıldığında muhalifleşmesini, onun dışında neredeyse hiç bir konuda sesinin  duyulmamasının bizde yansıması doğal olarak onu bir muhalif olarak çok da  ciddiye almamamızı getirecektir. Buna benzer onlarca geçici ve kişiselliğe  dayalı hak arayışını yayın yaşamımız boyunca gördük, ikna edici ve toplumsal  yanının olduğuna inanmış isek yer verdik ikna edici bir iddia olarak görmemişsek  ve toplumsal hiçbir yanı olmayan bir kuyruk acısı, bir intikamcılık  sezinlemişsek yer vermedik.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Şimdi buradan Coşkun Büktel ve "Theope" polemiğine geçersek; Elbette "inanın  başka hiç bir sansürümüz olmadı" gerekçesi mazeret değildir, bir tek konuda, bir  tek yazıdan ibaret bir sansür de bir yayının sansürcü sayılmasına neden  olabilir. Fakat bunun bir sansür olup olmadığını anlamak için konuyu o dönemin  nesnel koşulları içerisinde değerlendirmek gerekir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;POLEMİK VE SANSÜRCÜ NİTELEMESİ ÖNCESİ İLİŞKİLERİMİZ:&lt;/b&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Öncelikle Sayın Coşkun Büktel "Theope ve Özdemir Nutku" konusunda ilk  açıklamasını yolladığında Tiyatrom o dönem yayınına son vermişti. Daha sonra  yoğun isteklerle 3 ay gibi bir zaman diliminin ardından yeniden açılmıştı. Bu  kapanma sürecinde gelen yazıya da doğal olarak yer verilmemişti. Bu durumun  gerçekliği Coşkun Büktel'in bu basın duyurusunu yollaması ve Tiyatrom'un ilk  kapanışı tarihleriyle de ispatlanışsa da Coşkun Büktel için kendi yazdıkları ve  kendi savları dışında her şey bir safsata, her şey çocukça bahane, her şey  geçersiz mazeret anlamına geldiği için dikkate almamak işine gelmiştir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bizim açımızdan elbette ki bireysel haksızlıklar da toplumsal çürümenin bir  göstergesidir, toplumsal mücadeleden ayrılamaz ve elbette ki haber değeri  vardır. Fakat pek çok sorunun yaşandığı, salonların kapatıldığı, yıkılmaya  çalışıldığı, bir din bilgisi hocasının Kültür Sanat Dairesi’nin başına  getirildiği, bale salonunun mescit yapıldığı ve daha onlarca yakıcı sorunun  yaşandığı tiyatro gündeminde Coşkun Büktel'in haksızlığa ve iftiraya uğradığı  savı bizim açımızdan kendisinin hissettiği ölçüde yakıcı gelmemiş olabilir ve  dolaysıyla da kapalı olduğumuz dönemde yollanmış bu e-mail üç ay kadar sonra  yeniden yayına geçince atladığımız konulardan biri olabilir. Tiyatrom ilk  kapanış dönemi ardından açıldığında doğal olarak o günkü değişmiş gündemle  yayınına başlamıştır. Fakat Coşkun Büktel, gerek kendi kişisel sitesinden, gerek  Hilmi Bulunmaz'ın yayınladığı üç ayrı blog üzerinden yani toplamda dört koldan  mütemadiyen Tiyatrom'un bu konuya yer vermediğini dile getirmeye başlamış,  konuyu adeta psikolojik bir baskı aracına dönüştürmüşlerdir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Toplumsal hiç bir sorunda kendisini taraf olarak görmediğimiz, yaşanan onca  sorun karşısında adeta hiçbir sorun yokmuş gibi davranan, ancak kendisi  sistemden zarar gördüğünde herkesin örgütlü bir şekilde kendisine sahip  çıkmasını bekleyenler elbette ki çok da sempatiyle karşılanamayacaktır. Bize  göre de Coşkun Büktel o dönem itibarıyla bu tarzda bir karakter sergilemektedir.  (Sadece bir kaç aydır sitesinde kendi dışında bazı sorunları sayfasına  taşıdığını görmeye başladık.) Coşkun Büktel'in isyankarlığı bu anlamda toplumsal  yanı olsa dahi bireysel durmaktadır. Kendi bireysel yaşanmışlığını  toplumsallaştırma çabası olarak durmaktadır. Dolaysıyla da Coşkun Büktel için  bir tek sorun vardır, bizler için pek çok sorun vardır yayıncı olarak üzerine  eğilmemiz gereken.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bırakınız bir eserin "kopya olabilir incelenmesinde yarar var" şeklinde itham  edilmesini, eserlerin bire bir çalınıp yayınlandığı, sahnelendiği bir ortamda  Türkiye tiyatrosunun adeta çökertilmeye çalışıldığı iktidar döneminde Coşkun  Büktel'in kendi mağduriyetinden yola çıkarak en üste oturtmaya çalıştığı sorunu  günün koşullarında genel anlamda ne o denli yakıcı bir sorundur ne de Coşkun  Büktel'in ben merkeziyetçi tutumu "ille de arkasında durulacak ve mücadelesi  toplumsallaştırılacak" bir kişi görüntüsü vermekten uzak bir portredir. Kaldı ki  eseri sahnelenirken sansürlenenler, sahnelenme aşamasında kaldırılanlar,  yasaklanan çocuk oyunları ve daha pek çok sansürcülük konusunda Coşkun Büktel ya  da sadece onun eserinin müdafaası için 6 ayda bir kalemini kullanan Feridun  Çetinkaya'yı bir tek kere bir yazara ve bir eserlere sahip çıkan tutumda  görmememiz de Tiyatrom gibi çok okunan bir sitenin, onun kişisel sorunundan yola  çıkarak verdiği mücadelesinin yılmaz savunucuları olmamamızda elbette  etkenlerdendir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;COŞKUN BÜKTEL KENDİ HAKLILIĞINA VE DELİL VAR ŞAHİT VAR SAVLARINA KENDİSİ  İNANIYOR MU?&lt;/b&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Coşkun Büktel bir başka eserinde kullanılan bazı unsurların çalınarak bir  dizide kullanıldığına ilişkin dava açmıştır. Göğüse dövme yaptırılması (ki bugün  yaz aylarında kıyı kentlerinde çarşıda yürüyüş yaparsanız ayaküstü göğsüne dövme  yaptıran onlarca yerli, yabancı turiste rastlarsınız) ve ardından sevgilisinden  ayrıldığı için bu dövmeyi silme, kazıma çabası (ki dövmesinden daha sonra  kurtulmak isteyenlerin benzer şeyleri sıkça denediği de bilinen bir gerçektir)  ama bunların kendi özgün buluşu olduğu ve çalındığı iddiası ile dava açmıştır.  Coşkun Büktel’in eserimi çaldılar diye açtığı dava sürüyor mu yoksa kimin lehine  sonuçlandı Coşkun Büktel artık bu konuya yer vermediği için bilemiyoruz.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bildiğimiz şu ki belki Hilmi Bulunmaz ya da İATP-G bu tür konularda hukuğa  başvurmayı tercih etmeyen yapılarda olabilir ancak &lt;b&gt;Coşkun Büktel gerçekten  haklı olduğuna inandığı konuda gerektiğinde tereddüt etmeden yargıya  başvurmaktadır, örneği vardır. O halde Özdemir Nutku hakkında elimde kanıt var,  şahit var diyerek kamuoyunu ayağa kaldırmaya çabalarken öte yandan en ufak bir  hukuki süreç başlatmadığı bir konuda bizim de onu yeterince inandırıcı, ikna  edici ve onunla aynı yakıcı hezeyanda bulunmama hakkımız vardır.&lt;/b&gt; Eğer söz  ettiği şekilde kanıtlı, şahitli bir haksızlıktan söz ediyorsa daha önce, çok  daha tartışabilir bir nedenle başkalarına açtığı davayı neden Özdemir Nutku'ya  yönelik açmak yerine kamuoyu baskısından medet ummaktadır?  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Coşkun Büktel'in, Özdemir Nutku skandalı olarak nitelendirdiği suçlamalarını  yıllardır toplumsallaştırma çabası içerisinde olmasına karşın bugün hala  baktığımızda tiyatro dünyasının da çok fazla bu konuyu sahiplenmediği, bunca  çabaya karşın sadece bir elin parmakları kadar taraftar bulduğu iddiaları  tiyatrom’un da ikna edici bulmama, yayınlamama hakkı da vardır elbette. Yüzlerce  kişiden oluşan tiyatro dünyasında sadece Polat İnangül, Feridun Çetinkaya ve  Hilmi Bulunmaz'dan ibaret kalındığı da görülmektedir ve bu sahiplenmenin bugün  artık Ömer F. Kurhan tarafından adı konmuş bir "fanlaşma" olduğu da  hissedilmiştir..  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Neden bu bir fan girişimi gibidir, sorusunu kendimize sorarsak;&lt;/b&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Feridun Çetinkaya tiyatro eğitiminin ve birikiminin aksine öğrenebildiğimiz  kadarıyla reklam sektöründedir ve bir tiyatro yayını (sanal fanzin)  gerçekleştirmesine karşın tiyatronun birbirinden yakıcı sorunlarına neredeyse  hiç değinmezken (ancak eskiden beri polemikte olduğu kişilere fırsatını buldukça  yeni hamlelerde bulunmaktadır), verdiği görüntü itibarıyla Feridun Çetinkaya  adeta yedekte saklanan, ancak ihtiyaç duyulduğu anda üçüncü bir kalem olarak  ortaya çıkıp, kayıtsız şartsız bir Büktel savunuculuğuna soyunmaktadır ve bu da  Ömer F. Kurhan'ın tanımlamasıyla fan görüntüsü vermekte, adeta Coşkun Büktel ve  Feridun Çetinkaya adını özdeşleştirmekte “Coşkun Çetinkaya” yapmaktadır. Bu  özdeşleştirmeyi anlatan bu isim türetmeyi Hilmi Bulunmaz’ın neden kınadığını  anlamakta da güçlük çektim, zira kendisi isimlerle oynamada, isimlerden  türetmeler yapmakta, isimlere ön, arka ekler koymakta adeta üstattır Örneğin,  Aykut Dokuzışıklar, örhan Aklaya, 3 ve 4. Abdulhamid’ler gibi. Arama  motorlarında bulunmaz kaygısını ise boş versin zira her yazı arama motorlarında  bulunsun kaygısıyla yazılmıyor, Ömer F.Kurhan’ın özdeşleşmeyi anlatan iki ismin  sentezini yaratması tam da amacına uygun bir kullanımdır)  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Fanlıkla suçlanan diğer isim Hilmi Bulunmaz’a gelirsek, Sayın Bulunmaz hemen  her konuda toplumsal ve sosyalist bir duyarlılık gösterse de Coşkun Büktel  konusunda gösterdiği taraftarlık diğer konulardaki ve sosyalist tutumlarındaki  tarzda değil adeta birtakım taraftarının kayıtsız şartsız takımını savunması  gibi nüksetmektedir. Zira örneklemek gerekirse, Hilmi Bulunmaz'ın en can alıcı  konularından birisi tiyatro insanlarının (sadece sosyalist olanlar değil tüm  tiyatrocular için) dizilerde ve medyada yer alması af edilemez bir suçtur. Oysa  aynı Hilmi Bulunmaz için Coşkun Büktel'in bir dönemler mafya komedi dizisi  "Ana"da oynamış olması, halen "Arka Sıradakiler" adlı bir TV dizisinde kısmen  yazarlık yaptığını öğrendiğimizde doğal olarak bu tür çalışmalara en ağır  eleştirilerde bulunan Hilmi Bulunmaz'ın tutumunu merakla bekledik.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Fakat en ufak bir şekilde konuya girmediğini de gözlemledik. Oysa şunları  yapabilirdi:  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;"Evet Ben Coşkun Büktel'i şu şu yönlerden savunuyorum her zaman arkasındayım  ama bu yönünü de şiddetle kınıyorum." Diyebilirdi, demedi ya da diyemedi.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Veya Coşkun Büktel'in eserlerinin ödenekli kurumlara girmesi engellenmiş, o  da istemeyerek medyada yer almış diyebilirdi, ki bu durumda benzer mazeretler  medyada yer alan herkes için sıralanabilir ve mutlaka herkesin geçerli nedenleri  olabilecektir. (Kimi tiyatro bölümünü bitirmiştir ama kendisine tiyatroda yer  bulamamıştır, kimi salonunun kirasını, vergi borcunu çıkaramamıştır, mecbur  oynamıştır gibi…)  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Veya Hilmi Bulunmaz bu konuda üçüncü bir şık olarak "Ben genel anlamda  medyaya karşıyım, ama Coşkun Büktel'in bu dizileri farklıdır, yararlıdır,  onaylıyorum" diyebilirdi.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Ya da son bir şık olarak; "Coşkun Büktel benim arkadaşımdır, tiyatral olarak  yazdığı eserlerini de çok beğeniyorum, diziler ve medya için çalışmasını ise  onaylamıyorum, ama arkadaşım olduğu için iltimas geçiyor eleştirmiyorum, ama  dizisini de övmüyorum kısaca ben onun bu yönünü görmezden geliyorum"  diyebilirdi, ki sanıyorum aslında bu konuda sessiz kalarak tam da bunu  söylemektedir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Zira bugün artık dizilerde oynayan kaybettiğimiz sanatçılara TV’de oynadığı  için yine eleştirisini dile getirip, ama öte yandan Tanrıdan rahmet dileme  inceliği gösteren sayın Bulunmaz’ın geçmişte bu konuda çok daha sert olduğunu,  ölmek üzere olan sanatçılara dahi çok ağır hakaret dolu ifadelerde bulunduğunu  hatırlarsak sayın Bulunmaz’ın Coşkun Büktel’in medyaya katkılarına da en azından  bir eleştirisi olmalıydı. Siz eğer hiç bir bağlantınız, tanışıklığınız olmayan  dizi oyuncularına eleştiri getirip, çekim için gittikleri yerlerde saldırıya  uğrayan dizi oyuncularına ağır sözler sarf edip en yakınınızdakini görmüyorsanız  bunun adına miyop denmez, iltimas denir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Peki bir yayıncının dostları lehinde görmezden gelme hakkı var mıdır? Evet  diliyorsa TV-Medya konusuna hiç girmeyebilir, görmezden gelebilirdi, ama birisi  için gördüğünü diğeri için görmeme hakkı en başta ne bir yayıncılık ne de  sosyalistlik etiğine sığmaz hatta ve hatta dürüstlük kavramıyla hiçbir şekilde  bağdaşmaz.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Bu olgulardan yola çıkarak da Ömer F. Kurhan'ın, “Coşkun Büktel fanları”  nitelemesi farkında olsalar da olmasalar da Feridun Çetinkaya ve Sayın Hilmi  Bulunmaz için doğrulanmaktadır. Farkında olarak ya da olmayarak Hilmi Bulunmaz  da maalesef aynen Feridun Çetinkaya gibi Coşkun Büktel'in fanı durumuna  düşmüştür, düşürülmüştür.&lt;/b&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Kaldı ki futbol fanatiği dahi fanatikliğin kayıtsız şartsız körü körüne  bağlanmışlığına rağmen zaman zaman takımlarını ve yöneticilerini eleştirirler  fakat Coşkun Büktel fanları futbol fanatiklerinden dahi daha fanatikçe bağlı  olmalılar ki Coşkun Büktel asla eleştirilemez bir yerde durmaktadır. Hilmi  Bulunmaz Büktel’i kendisine yakın bulma ve koruması altına alma nedenini onun  “Gerçekçiliğine” bağlamaktadır. Elbette ki gerçekçiliğinden dolayı baş tacı  ettiğiniz bir yazara siz de gerçekçi davranıp gerektiğinde eleştirebilmelisiniz.  Şimdi bu saptadığımız gerçekleri göz önünde bulundurursak, özetleyerek:  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;1- Coşkun Büktel, toplumsal ve genel anlamda siyasal, toplumsal ya da  tiyatral duyarlılık geliştirmemiş ya da bunu bugüne dek yansıtamamış bir kişi  görüntüsü vermektedir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;2- Ancak bireysel bir mücadeleden yola çıkıp, bunu toplumsallaştırma çabasına  girmiştir. Elbette ki bireysel yaşanmış haksızlıklar da toplumsaldır,  yapılanmaların sorgulanmasını gerektirir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;3- Fakat Coşkun Büktel, iddiasını kanıtlayamamış, kendine göre geçerli şahidi  ve delili olduğunu söylese de bunlara dayanarak ne hukuksal bir sürece  geçebilmiş ne de haklılığına kamuoyu itibar etmemiş, &lt;b&gt;sadece fanatik taraftarı  üç isimden ibaret&lt;/b&gt; bir destekçi bulabilmiştir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bu durumda da Tiyatrom için "Bu haklılığı şaibeli iddia" olarak görülecekti  ve bu durumda haber değeri taşımayabilir, olmazsa olmaz ya da ille de üstüne  gidilmesi gerekli yakıcı bir konu olmayabilirdi. Kaldı ki Tiyatrom'un yayın dışı  kaldığı bir dönemde cereyan etmiş, tekrar yayına geçtiğinde ise pek çok yakıcı  konu arasında eski bir gündem maddesine dönüşüp göz ardı edilmiştir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Ancak, o dönemlerde yeni yeni haberdar olduğumuz Hilmi Bulunmaz'ın bloğu pek  çok konuda toplumsal bir duruş sergilemekte, Sayın Hilmi Bulunmaz hiç bir şahsi  beklenti ya da çıkarı olmaksızın toplumsal yanı olan pek çok konuda duyarlılık  göstermektedir. Bu anlamda Tiyatrom'u da açtığı kampanyaları, dile getirdiği  konuları nedeniyle sıkça desteklemektedir. Hilmi Bulunmaz'ın ısrarla Tiyatrom'un  "Büktel-Nutku" konusuna yer vermediğini vurgulaması ve bunu her gün biraz daha  psikolojik baskıya dönüştürerek sürdürmesi sonucu tiyatrom "Büktel-Nutku"  konusuna üzerinden bir hayli zaman geçtikten sonra yer vermiştir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Kaldı ki Coşkun Büktel yıllardır Özdemir Nutku'nun "çalıntı" imasıyla eserini  ve kendisini karaladığını iddia ederken ve bunun üzerinden fırtınalar koparma  gayreti sergilerken kendisi henüz aramızda en ufak bir sorun ya da sürtüşme  yokken beni benzer şekilde itham etmiş ve özgeçmişime ithafen "sözde gazetelerde  çalışmış, Hürriyet'te çalışmış, nerden bileceğiz Hürriyet’de yazdığını" benzeri  cümlelerle bir anlamda beni yalan söylemekle itham etmiştir. Theope mi daha  değerlidir, benim Hürriyet'de ya da basında geçmişim mi diye sorarsanız,  herkesin geçmişi, onuru ve eseri kendisi için elbette daha değerlidir. Coşkun  Büktel'in kendi onurunun savunuculuğunu yaparken, gerektiğinde başkalarının  onuru üzerine ne kadar rahatlıkla iftiraya dek varabilecek açıklamaları  olabileceğini yazının ilerleyen satırlarında okuyacaksınız.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;SÖZDE SANSÜR NASIL CEREYAN ETTİ&lt;/b&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bu konunun Tiyatrom'da yer almasının ardından Mustafa Demirkanlı ve Hilmi  Bulunmaz birer yazı ile polemik başlatmıştır. Bu polemikte o an itibarıyla hiç  bir sakınca görülmeden yer verilmiştir. Ancak, Hilmi Bulunmaz'ın polemiğin  devamında ikinci yazısı oldukça ağır olmuş, oldukça ağır iadeler, küfür, sövgü  ve hakaret boyutunda nitelemelerle tarafımıza ulaşmıştır. (Sıçtığı yere kadar  kovalamak, Şerefsiz, alçak Mustafa , pespaye, lağım çukuru gibi ifadelerin bolca  yer aldığı bir yazı)  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Elbette ki özgürlükten anlaşılması gereken fikir, düşünce, söz ve ifade  özgürlüğüdür. Karşısındakine hakaret, sövgü, tehdit hiç bir ideolojinin, dünya  görüşünün ve yayıncının onaylamayacağı ve geçit vermeyeceği bir özgürlük  türüdür.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Doğal olarak Tiyatrom da yapması gerekeni yapmış ve bu noktaya tırmandırılmış  ve muhtemelen daha da aşırı bir tırmanışla seyredeceğini tahmin etmenin zor  olmadığı bu polemiğe yer verilmeyeceği ve bu üç kişiden bu konuda gelecek  yazılara yer verilmeyeceği açıklanmıştır.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Yani &lt;b&gt;sınırlanan bir tek yazı değil bu konudaki polemiktir.&lt;/b&gt; Bu  sınırlamaya dahil olan Coşkun Büktel kadar Mustafa Demirkanlı'dır da, Hilmi  Bulunmaz'dır da.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;İlk yazıyı yazan ve sayfalarımızda yer alan Coşkun Büktel'de olabilirdi ya da  sadece Coşkun Büktel'in yazacağı varsayılan yazı değil Mustafa Demirkanlı'nın  veya Hilmi Bulunmaz'ın ikinci, üçüncü, dördüncü....... yazılarına da dur  denmiştir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bu nedenle Feridun Çetinkaya'nın, Tiyatrom &lt;b&gt;"Coşkun Büktel'in henüz  yazılmamış yazısına sansür koydu"&lt;/b&gt; yaklaşımı yanlıştır. &lt;b&gt;Yayını durdurulan  Coşkun Büktel'in henüz yazılmamış yazısı değil bu polemiğin ta kendisidir,  bütünüdür&lt;/b&gt;, diğer iki kişinin de muhtemel sonraki yazılarıdır.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Nasıl henüz ortada bile olmayan yazılmamış bir Coşkun Büktel yazısından söz  edilebiliyorsa aynen henüz ortada olmayan yazılmamış Hilmi Bulunmaz ve Mustafa  Demirkanlı'nın bu konuda yeni yazılarından söz edilmesi de o denli beklenen bir  durumdur ve dolaysıyla onlara da dur denilmiştir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Zaten tam da bu nedenle bir kişi ya da bir yazıya değil bu polemiğe son  verilmiş ve bu da çok net bir şekilde ifade edilerek tansiyonun istenmeyen  seviyelere çıktığı ve sövgüye, küfüre, hakarete vardırılma aşamasındaki &lt;b&gt;bu  polemiğe, dolaysıyla da Mustafa Demirkanlı, Hilmi Bulunmaz, Coşkun Büktel’den bu  anlamda gelecek yazılara yer verilmeyeceği bu kişilerin tırmanmış bu polemik  dışında başkaca yazılarına her zaman açık olduğumuz&lt;/b&gt; da vurgulanmıştır.  &lt;b&gt;Burada küfür, sövgü, hakarete varan polemiğin yer almayacağı çok net dile  getirilirken Feridun Çetinkaya bunun salt Coşkun Büktel'e sansür olduğunu  ısrarla işaret ederken fan'lık görevini yerine getiriyor, ortada diğer fan'daşı  tarafından yükseltilmiş tansiyonu küfürü, sövgüyü, hakareti ise halının altına  süpürüp gizlemeyi tercih ediyor.&lt;/b&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Eğer Feridun Çetinkaya henüz ortada bile olmayan yazılmamış Coşkun Büktel  yazısının sansürlendiğini iddia ediyorsa aynı şekilde Hilmi Bulunmaz ve Mustafa  Demirkanlı'nın da henüz ortada bile olmayan yazılmamış muhtemel ikinci, üçüncü  yazılarının, cevaplarının da savunucusu olmalıdır. Nasıl ki Coşkun Büktel'in  ortada olmayan yazılmamış bir yazısı söz konusu ise onların da henüz ortada  olmayan yazılmamış (bu polemikte) sonraki tüm yazılarına yer verilmeyeceği  açıklanmıştır. Daha da doğrusu Feridun Çetinkaya bu durumda bu polemiğin tüm  taraflarınca sürdürülmesinin taraftarı olmalıdır. Küfürlü, sövgülü, hakaretli ve  kanunen de suç sayılabilecek polemiğin değil.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;FERİDUN ÇETİNKAYA (VE DOLAYSIYLA DİĞERLERİ) TARAFINDAN DİLE GETİRİLMEYEN  BİR DİĞER GERÇEK: SANSÜRLENDİĞİ SÖYLENEN COŞKUN BÜKTEL, YAZISI TİYATROM'DA  YAYINLANDI! ÜSTELİK DE YAZILDIĞININ HEMEN AYNI GÜNÜ!&lt;/b&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Burada her ne kadar bir kişinin makalesine, köşe yazısına değil polemiğin tüm  taraflarıyla bütününe bu kısıtlama getirildiği çok net ifade edilse de diğer iki  katılımcı (Bulunmaz ve Demirkanlı) daha atak davranıp küfürsüz, sövgüsüz ilk  yazılarıyla bu durdurma kararımızdan önce yer bulabilmiş, ancak ikinci turda  Hilmi Bulunmaz tarafından küfür, sövgü başlatılınca polemik sonlandırılmış,  Coşkun Büktel ise henüz yazamadığı yazısı ile bir anlamda mağdur durumunda  kalmıştı. Bu nedenle biz bu seviyesizleşen polemiğe son verdik vurgusunu da  yaptığımızdan dolayı, polemiği bir daha açılmayacak şekilde yayından çektik,  fakat &lt;b&gt;Coşkun Büktel'in bir türlü yazamadığı, o yazılmadan sansürlendi iddialı  yazısı yazılıp kendi sitesinde yayınlandığı gün, hemen alıp ana sayfamızda bir  makale şeklinde noktasına dahi dokunmadan yayınladık.&lt;/b&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Neden?&lt;/b&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;a) Çünkü diğerlerinin birer yazıyla yer bulduğu ve Coşkun Büktel'in bu  anlamda haksızlığa uğradığı vurgulanıyordu, bunu gidermek istedik.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;b) Bu konunun (Theope) asal unsuru ve mağduru Coşkun Büktel idi ve onun yazma  hakkına daha titizlenerek yer vermemiz doğru olacaktı.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;c) Coşkun Büktel'in yazısında Tiyatrom.com a oldukça yoğun eleştiri vardı ve  bizim bu yazıya yer vermememiz Tiyatrom'un kendine yönelik eleştirileri  susturduğu gibi bir izlenim verebilirdi.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;İşte bu nedenle Coşkun Büktel'in yayınlamadılar, daha yazılmadan sansür  koydular denilen yazısını POLEMİĞİ KAPATMIŞ OLMAMIZA RAĞMEN YAZININ YAZILIP  BİTTİĞİ GÜN HEMEN ANA SAYFAMIZDAN YAYINA GİRDİ… Polemiği durdurmada bütün haklı  gerekçelerimizi görmezden gelseniz dahi bu durumda Tiyatrom Coşkun Büktel’in  yazısını sansürledi değil ancak sansürleyeceğini söyledi deme hakkınız  olabilecektir, çünkü sansürlendiği iddia edilen yazı yazının yazılıp bittiği gün  gecikmeksizin tiyatromda yayınlanmıştır!&lt;/b&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Elbette bu her şeye rağmen Tiyatrom'un kuyumcu terazisi hassasiyeti ile  yaptığı bir duyarlılıktı. Küfürlü, sövgülü polemik evet kapatılmıştı ama Coşkun  Büktel'in yazısı yukarıdaki maddelediğimiz hassasiyetlerimizden dolayı bir  bağımsız makale gibi tiyatrom okurlarına sunulmuştu. Ama bugün ne Coşkun Büktel  ne Feridun Çetinkaya bunu anma gereği duymuyor bile.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Tiyatrom küfürlü sövgülü noktaya varan polemiği durdurdu ama Büktel'in  savunma hakkına yer verdi, yazıyı olduğu gibi yayınladı da demiyor.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Hatta Tiyatrom, Coşkun Büktel'in yazılmamış yazısına sansür uygulayacağını  söyledi ama uygulamadı, sonradan yer verdi şeklinde de dillendirilmiyor  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Zira bunu söyledikleri takdirde aslında Tiyatrom'da hiç bir zaman hiçbir  yazının sansürlenmediği, sansürlenen bir tek yazının Hilmi Bulunmaz tarafından  gönderilen küfürlü yazı olduğunu kendi ağızlarından itiraf etmiş  olacaklardır!&lt;/b&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Ne deniyor? Tiyatrom Sansür uyguladı...  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Neye uyguladı?  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Coşkun Büktel'in söz konusu yazısına mı?  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Hayır, polemiğe dair gelecek yazıları yayınlamayacağını açıklamasına karşın,  Coşkun Büktel'in yazısını yazı yazılıp bittiği gün yayınladı.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;O halde neye yer vermedi Tiyatrom?  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Geriye ne kaldı yayınlanmayan?  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Sadece &lt;b&gt;"Sıçtığın yere dek kovalarım, bok çukuru, Şerefsiz Mustafa  Demirkanlı”&lt;/b&gt; gibi ifadelerin yer aldığı yazı.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;O halde Feridun Çetinkaya Tiyatrom sansürcüydü diye zihinlere yerleştirmeye  çalışırken neye dayanıyor?  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Coşkun Büktel acaba Feridun Çetinkaya’dan “aslında yayınlanmayacağı söylense  de yazım hemen o gün tiyatrom’da yayınlanmıştı” gerçeğini gizledi mi?  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Peki ama Feridun Çetinkaya kendi gözlemlemediği, takip etmediği, tanığı  olmadığı bir sürecin mi amigoluğunu yapıyor?  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Doğrusu ya her ne kadar tanışmasam da sayın Çetinkaya beyefendi ve zeki  birine benziyor gözlemcisi olmadığı, bilgi sahibi olmadığı bir konuda fikir  yürütecek dangalak biri gibi durmuyor, o halde geriye tek seçenek kalıyor  Çetinkaya fanlığının gereğini yerine getirip gerçekleri bilerek ve isteyerek  gizliyor, bu yazı tiyatromda yayınlanmamış gibi bir çarpıtmayla tiyatrom’a  Coşkun Büktel’in yazısını sansürleme iftirası atıyor. Zira bu gerçeği bilen  birisi “tiyatrom sansürcülük yaptı” değil, en fazla “tiyatrom sansürcülüğe  niyetlenmişti” diyebilir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;O halde bu fanlar neye dayanarak tiyatrom sansürcülük yapmıştır diyor?  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Coşkun Büktel'in söz konusu yazısı yayınlandığına göre, yayınlanmamış tek  yazı olan küfürlü sövgülü yazıya mı?  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;O zaman bu fanlar onu dile getirsin, küfür de olsa yayımlanmalı desin. Zira  bir zamanlar ısrarla bu küfürlü yazının yayınlanması gerektiğini de  savunmuşlardı.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Tiyatrom'da sekiz yıl boyunca sansürlenmiş tek yazı, bu küfürlü, sinkaflı,  sövgülü yazıdır!  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Var mı içinizde utanmadan bu yazıyı savunacak?  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;YAŞASIN SANSÜR YAZISINA GİDEN SÜREÇ&lt;/b&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Coşkun Büktel'in bu yayınlanmadığımız iddia edilen yazısına da diğer her  yazar gibi ana sayfamızda yer verdikten ve yazı yoğunluğuna göre tüm yazıları  belirli süre (bu süre en az bir haftadır) ana sayfamızda tutup çektiğimizden  dolayı belli bir süreç sonra bu konuda Coşkun Büktel de cevap hakkını kullanmış  olarak yer almış ve konu bizim için kapanmıştır, yazı ana sayfadan arşive  çekilmiştir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Fakat Coşkun Büktel için Türkiye tiyatrosunun en büyük sorunu kendi yaşadığı  sorun olsa gerek ki, herhalde Tiyatrom'un da kendi sayfaları gibi bunu kocaman  başlıklarla ve bir kaç ay boyunca tutmasını beklediğinden olsa gerek... Ya da en  azından fanlarından Hilmi Bulunmaz gibi her gün bir kaç defa Özdemir  Nutku-Büktel konusunu üstlere çekerek manşet yapmamızı bekliyor olsa gerek ki  tatmin olamadılar. Yani Ertuğrul Timur ve onun çok okunan sitesi de Coşkun  Büktel fanlarından olmalıydı ki tatmin olsaydı.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Tabi Coşkun Büktel ve dolaysıyla fanları asla tatmin olmamıştır ve Tiyatrom  üzerine ağır eleştiriler, sansürcülük iddiaları adeta yaygaraya dönüştürülerek  sürdürülmüştür. İşte tam da bu aşamada Tiyatrom editörü olarak benim verdiğim  cevap “Yaşasın Sansür” yazısı ile yerini bulmuştur. Onların bugün itibarıyla suç  unsuru olarak sunduğu satırları ben bugün dahi övünçle ve haklılıkla  kopyalıyorum:  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;"Ama birisi kendi oyunundan dolayı kopardığı fırtınanın yıkıcı ve şahsi  etkisini buraya taşımadık diye, bir diğeri "alçak, pespaye, şerefsiz, lağım  çukuru, dangalak, ve daha buraya asla yazamayacağım kadar duyup okuyabileceğiniz  en ağır sözlerle bezediği yazısına yer vermedim diye beni ve tiyatrom'u sansürcü  ilan etmiş. Varsın etsin. Bu durumda bana düşen bir tek şey kalıyor, bu  düzeysizliğe ve şahsiciliğe taviz vermemek sansür ise "Yaşasın sansür"  demek."&lt;/b&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Tiyatrom çok seslilikte kendini yeterince kanıtladığı halde ve bu polemiği  kaldırma nedenini de küfür ve sövgülerden dolayı olarak çok net sergilediği  halde Tiyatrom'un sansürcülüğü iddiası adeta bir yaygaraya dönüştürülerek  taraftar bulunmaya çalışılmıştır.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Ne o gün ne bugün bir elin parmağını geçmeyen bu yaygaralar artık çok daha  net göstermiştir ki ortada verdikleri mücadele ne bu yaşanan konunun toplumsal  boyutu, hak arayışı değil reklamın kötüsü olmaz ya da Ömer F. Kurhan'ın  deyimiyle magazinci mantığında yürütülmeye çalışılmaktadır.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;İşte o noktada Tiyatrom editörü olarak tarafımdan bugün kendilerine dayanak  yapmaya çalıştıkları “Yaşasın Sansür” yazısı kaleme alınmıştır. Tiyatrom okuru  da Tiyatrom gibi bu yaygaraya pabuç bırakmayacak niteliktedir, buna güvenerek  konuyu bir anketle okurlarımızın denetimine sunduk.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;ANKET KONUSU:&lt;/b&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Feridun Çetinkaya anketimizi hileli olarak tanımlamaktadır. Hileli  diyebilmesi için sayılarla oynanması gerekir. Oysa Tiyatrom anketleri her bir  IP'den tek oy kullanma esasına dayalı, sanal ortama göre en güvenilir  sayılabilecek yöntemleriyle oluşturulmaktadır ve teknik anlamda bir hile söz  konusu olmamaktadır. Anket sonuçları her an herkes tarafından tıklanıp  kendiliğinden görülebilecek şekildedir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Ancak sorunun kasıtlı, yönlendirici ve oy kullanan kişiyi etkileyecek şekilde  düzenlendiğini iddia edebilirler ki zaten asıl iddiaları da budur, buna ancak  keşke Tiyatrom bugün de hala yayında olsa ve buyurun soruyu siz hazırlayın ben  aynen yayınlayayım diyebilseydim.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Zira bunca yıldır kopardıkları fırtınaya rağmen kendilerine bulabildikleri  taraftar sayısı 4 (yazıyla dört) kişiden ibaretse daha ne bekliyorlardı?  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Nasıl bir sonuç bekliyorlardı?  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bunca çabalarına karşın kendilerine hak veren kişi sayısı dört de kalmışsa  Tiyatrom da &lt;b&gt;soru her ne şekilde sorulursa sorulsun&lt;/b&gt; alacakları sonuç yine  bu dördü aşamayacaktı.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Eğer 4 taraftarın üstüne çıkabiliyordular ise neden kendi kalemlerinden çıkma  sayfalar dolusu yazılarla bunu başaramamışken Tiyatrom'un üç satırlık sorusunda  kabahat arıyorlardı?  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Anket sonuçlarında aksini düşünmeleri, bir galibiyet beklemeleri bile onları  yeterince gülünç duruma düşürüyor.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Ha evet soruyu dile getirdiğimizde bir teknik hata yaparak Coşkun Büktel'in  eserlerinin repertuar kurulundan geçmediğini yazmıştık, oysa repertuardan  geçmiş, sahnelenmek için seçici kurulda seçilmemişti, hatta yıllarca  önerilmemişti. Bu düzeltmeyi de zaten yaparak özür dilemiştik.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Sanıyor musunuz ki siz o anket sorusunun üzerindeki yazıda “repertuar kurulu”  yerine “seçici kurul” yazsaydı tiyatrom okurunun oy yüzdesi değişecekti?  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Ama elbette suratlarında tokat gibi patlayan bu anketle, anketi hileli ilan  etmeleri doğaldı.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Eğer anket sonucuyla yüzleşmeyi göze alabiliyorlarsa buyursunlar anket  sorularını kendileri yazsınlar ben istedikleri sitede özel rica edip,  gerekiyorsa ücretli reklam gibi koydurup yayınlatacağım. (Hoş gerçi Büktel'in  karşılaşacağı sonucu bile bile reklamın kötüsü olmaz mantığıyla bu teklifime  atlaması da muhtemel.)  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;İPLERİN KOPTUĞU VE COŞKUN BÜKTEL VE FANLARININ HER TÜR AHLAKİ DEĞERLERİ,  ETİK KURALLARI BİR YANA BIRAKARAK TİYATROM'A VE BANA ÇILGINCA SALDIRDIKLARI  DÖNEM&lt;/b&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bugüne dek tiyatro dünyası ve tiyatro yayıncıları sadece gönderdikleri metni  dikkate almayıp yer vermemişti. Oysa Tiyatrom yer vermeme bir yana onları  eleştirmiş, kamuoyu nezrinde reddetmişti.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Yani artık onlar için Ertuğrul Timur'un katli vacipti.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;İş o denli çığırından çıktı ki önce sansürcü &lt;b&gt;3.Abdulhamid&lt;/b&gt; şeklinde  defalarca atılan manşetler, ardından özel yaşamıma dek kusur arama çabaları,  hatta tüm yayıncılığım boyunca asla ve asla sadece bir işçi olarak çalıştığım  kurumun adını bile anmadığım, işçi statüsünde çalıştığım kurumla yaptığım  internet yayıncılığını hiç bir zaman karıştırmamaya özen gösterdiğim halde  sadece benimle uğraşmak ve yıldırmak adına çalıştığım kurumdaki tiyatroyla da  benimle de hiçbir ilgisi olmayan faaliyetler dahi (Shell eco-marathon gibi)  Hilmi Bulunmaz'a ait sitede ağır eleştirilere hedef olabildi. Oysa elbette ki  Hilmi Bey kuyum malzemeleri satın aldığı ya da sattığı kişi ya da kurumlarla ne  kadar ilgiliyse, Coşkun Bey dizide çalıştığı Fox TV'nin günah ya da  sevaplarından ne kadar sorumluysa, Feridun Bey reklamını yazdığı şirketlerden ne  kadar sorumluysa elbette ben de çalıştığım kurumdan o kadar sorumluyum ya da  çalıştığım kurum benden o kadar sorumlu. Ama Ertuğrul Timur bir şekilde  cezalandırılmalıydı ama nasıl…  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Tabi saldırılar ne bununla sınırlı kaldı ne de lakap takmaktan ibaret terbiye  düzeyinde. Hani olsa ki geçmişimde bir skandal bulsalar itinayla tam da bir  magazinci yaklaşımıyla manşete taşıyacaklardı ki neyse tüm yaşamımla her zaman  göz önündeydim ve açık bulamadılar.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Zaten olumlu yaklaştıklarında kullandıkları fotoğrafla, size kızmaya  başladıklarında kullandıkları en kötü fotoğrafınızı bulup kullanıyor olmaları  bile tam da magazin gazetecisi yaklaşımının tipik ve kompleksli tezahürleri  değil midir?  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;İster istemez bu konuda da Ömer F. Kurhan'ın magazinci yaklaşımı  tanımlamasına hak veriyor ve ah ah, bana yayın yoluyla Çin işkencesi  uygulanırken neredeydiniz İATP'ciler diye de serzenişte bulunuyorum.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;BELDEN AŞAĞI SALDIRILAR&lt;/b&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Özel yaşamımda bulamadıkları belden aşağı vuracakları konuyu adeta kendileri  yarattılar. Evet, Ertuğrul Timur penis büyütücü pazarlıyordu! Nasıl oluyor da  hayatında penis büyütücü görmemiş, dokunmamış Ertuğrul Timur penis büyütücü  satardı? Sitesine reklam vermek isteyenlere kusura bakmayın, reklam almıyorum,  ama yararlı görmüşse isterseniz bir süre bedava yayınlarım deyip, hosting ve  domain parasını cebinden karşılayıp reklam almazken böyle bir ürün pazarlardı?  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Doğrusu ya ben de merak ettim.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Meğer tiyatrom.com altında yer alan bir webservis.gen.tr’den edinilen ve  sitelerimizin istatistiki bilgilerini tutan 1x1.5 cm olarak Tiyatrom'un altında  yer alan sayacın üzerine tıklanırsa bu webservis.gen.tr nin sitesine  gidiliyormuş, orada dini sitelerden, sosyalist sitelere binlerce sitenin üye  olduğu bu Türkiye'nin en güçlü toplist sitesinde de bir kenarda bir erotik shop  reklamı varmış.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Eğer Tiyatrom’un en altındaki sayacı birisi tıklarsa webservis listelerine  ulaşır, orada da erotik shop reklamına denk gelebilirmiş.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Kaldı ki İstanbul'un en büyük meydanlarında, yıllarca Taksim Sahnesi’nin  üzerinde bu erotik shopların ta kendisi yer alırken, bundan Taksim Sahnesi ne  kadar sorumlu ise elbette Ertuğrul Timur'da webservis'in aldığı reklamdan o  kadar sorumluydu.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;İşte Ertuğrul Timur'a saldırmak için bulamadıkları geçerli nedeni böylece  yaratmış ve günlerce Ertuğrul Timur penis büyütücü satıyor şeklinde bana göre  işi aşağılık bir yayıncılığa dek vardırmışlardır.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bir yazısında ya da videosunda hatırlamıyorum, satır arasından öğrendiğimize  göre bu müthiş buluşu Coşkun Büktel keşfediyor ve birlikte manşetlerle Hilmi  Bulunmaz'ın üç, Coşkun Büktel'in bir olmak üzere dört siteden Ertuğrul Timur  penis büyütücü satıcısı olarak günlerce ilan ediliyordu. &lt;b&gt;Ahlak bu olsa gerek,  dürüst yayıncılık bu olsa gerek! İşte Coşkun Büktel budur! İster theope’nin  yaratıcısı olsun, ister çok daha önemli eserlere imza atmış olsun Coşkun  Büktel’in kişiliği de kimliği de budur! Ciddiye aldığınız adam budur! Yanıtlama,  analiz etme, irdeleme gereği duyduğunuz adam budur!, Gerçekçi sayılıp üstüne  örtünülmüş, korumaya alınmış adam budur! Acaba yazısı sansürlendi mi diye  savunmaya kalktığınız adam budur! Belden aşağı vurma çabasında bir iftiracı!&lt;/b&gt;   &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Belki burada İATP-G olarak son derece duyarlı olduğunuz kadına cinsel  taciz örneği yoktur ama bir taciz, bir iftira, kişi haklarını ahlaki değerleri  hiçe sayarak ayaklar altına alma gayet gözler önünde ve yayın yoluyla  yapılmıştır, bu da bir taciz değil midir?&lt;/b&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Doğrusu ya o dönem bir aklı başında kişi ya da tiyatral tüzel kişiliklerin  çıkıp da “Yeter yahu bu kadar da olmaz” demesini bekledim ama insanlar aman bu  çamura bulaşmayalım kaygısıyla olsa gerek veda yazılarına dek suskun kalmayı  tercih etti.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Acaba bu belden aşağı saldırı Coşkun Büktel'in "Theope" polemiğine ne katkı  sağladı?  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Ya da Feridun Çetinkaya sevgili dostlarının şahsıma yönelik bu saldırılarını  nasıl değerlendirir acaba?  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Ertuğrul Timur'un onuru Coşkun Büktel'in ve Theope'nin onurundan daha mı az  ilgilendiriyor yoksa Çetinkaya'yı?  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Asla bir yanıt beklemiyorum ama yanıt verme gereği duyarlarsa Coşkun Büktel  ve fanları lütfen pek bir öğündükleri cümle cümle, paragraf paragraf yanıtlama  sistemini kullansınlar ki bakalım sadece işlerine gelen kısmı değil bu yaşanan  vahşilikleri, ahlaksız yöntemleri nasıl savunacaklar görelim.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bugün halen duran bu yazılarla google da Ertuğrul Timur aramasına üçüncü  sırada karşınıza çıkacak tanımlama, bu ifadeyle yer almaktadır.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Ben en azından sosyalist bir ahlaka sahip olduğuna inandığım Hilmi  Bulunmaz'ın bir gün çıkıp kendiliğinden özür dileyeceğini ve “orada kantarın  topuzunu kaçırdık” diyeceğini, “Bir insanın onuru, benim hiç bir yazıyı silmem  prensibimden daha az önemli değildir” deyip bu nitelemeyi arşivinden sileceğini  umuyorum. Ama silmezse de, senin onurun ve benim iftiraya alet olmam hiç önemli  değil benim yazı silmeme prensibim daha önemli dese de, bu alet olmadan dolayı  özür dilemezse de canı sağ olsun ben onun bir hayli süredir sadece olumlu  yanlarını görmeyi, diğerlerini olmamış saymayı tercih ediyorum.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;YAŞANANLARA DEVAM EDELİM, TİYATROM'UN SESSİZ KARŞI TAVRI&lt;/b&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;İş hakaret ve belden aşağı vurma noktasına geldiğinde Tiyatrom'un tavrı bu  ikiliye asla Tiyatrom'da yer yoktur, asla onlara tek satır yer verilmeyecek,  asla onlardan bahseden bir tek satır yazı Tiyatrom'da yayımlanmayacak kararının  duyurulmasıdır ki eğer bir sansürden söz edilecekse asıl sansür işte o dönem bu  tanımama, yok sayma dönemidir. Bu kararın ardından da geçmişte yer verilmiş  yazılar da dahil Tiyatrom'da Coşkun Büktel, Hilmi Bulunmaz adı geçen olumlu ya  da olumsuz hiç bir yazı yer almamıştır. &lt;b&gt;Onların bu keskin ve belden aşağı  iftiraya dayalı saldırgan tavırlarına Tiyatrom'un geliştirdiği tanımama ve  sessiz kalma tavrıdır.&lt;/b&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;DURUN DAHA BİTMEDİ BELDEN AŞAĞI SALDIRIYLA DA YETİNİLMEDİ  &lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;RESMEN MAFYAVARİ BİR OYUN TEZGAHLANMAYA ÇALIŞILDI&lt;/b&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Şimdi biraz geriye döneceğim. Tiyatrom'un bu polemiklerden uzak yayına devam  ettiği süreçte, Levent Çağlayan adıyla bir genç konservatuar adayından zehir  zemberek bir mail geldi. Hem dili oldukça kötü, hem imlası kötü en kötüsü de  kanıtlayamayacağı iddialarla isimler sıralayarak yazılmış bir mail.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Ben bunun üzerine atlayıp işte polemik malzemesi… Magazinsel bir etkiyle  okunur tartışılır diye yer verebilirdim. Ama bunu yayınladığım anda bu gencin  hem geleceğini yakacağımın hem de kanunen soruşturmalara, davalara uğrayacağının  farkındaydım. Yayınlamakta tereddüt ettim ve bir süre beklettim. Üçüncü defa  yeniden yolladığında ise ona bunu yayınlarsam nelerle karşılaşabileceğini sakin  bir dille anlattım. Önceleri yayınlamadım diye öfkelenen bu genç arkadaş daha  sonra defalarca teşekkürle ve minnetle beni andı ve halen de anar.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Ama bu gencin bana ilk anda öfke duyduğunu sezinleyen Coşkun Büktel ve Hilmi  Bulunmaz benim çok önemsemediğim, benimle olan kavgalarını o boyuta çıkarmışlar  ki hiç üşenmeden Levent Coşkun ve bir arkadaşını (Hakan Urcu) bazı vaatleri de  dile getirerek Trabzon'dan İstanbul'a getirmişler, Mustafa Demirkanlı ve benimle  ilgili olumsuz konuşturmaya ve videoya kaydetmeye çalışmışlar. &lt;a href="http://www.tiyatrom.com/aetimur_yeni_54.htm"&gt;http://www.tiyatrom.com/aetimur  yeni 54.htm&lt;/a&gt; bu adresten okuyabileceğiniz vahim ötesi bu gerçek maalesef ki  bu öfkenin nerelere dek vardırılabileceğini ayrıntılarıyla anlatmaktadır.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bu "Özdemir Nutku'nun, Coşkun Büktel'in Theope'si çalıntıdır gözümle gördüm,  okudum tamamı çalıntıdır" deme ihtimalinden bile daha vahim bir durumdur.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;İş Trabzon'dan adam getirip mafyavari bir şekilde üzerimizde videolu oyunlar  tezgahlanmaya çalışılmış, ama bu tezgahlardan habersiz görünen Feridun Çetinkaya  bugün hala Tiyatrom'un sansürcülüğünü konu edinip diğer her şeyi göz ardı  edebilmektedir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bu mafyavari tezgahlar, belden aşağı iftiralar bana ve Tiyatrom’a atılırken  taraf olmamış ve bunu değerlendirmeye almamış İATP-G, bugün bu düzeyde ve  acımasızlıktaki kişileri yayıncı sayıp zaman zaman haber yazı yollamakta daha da  vahimi onların bu tutumlarını o günlerde ya da bugünlerde sorgulamazken, onların  “Tiyatrom sansürcümüydü” iddiasını tartışmaya değer bulup masaya  yatırabilmektedir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bunlar Tiyatrom’da yer aldı ve hala da arşivimizde yer alıyor. Peki Coşkun  Büktel ve fanları bu duruma bir cevap verebildi mi?  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Hayır! Sadece Hilmi Bulunmaz, daha bir iki gün önce belki hala kafaya alma  umudunda oldukları Levent Çağlayan’a övgü dizerken Levent Çağlayan yaşadığı bu  durumu tiyatrom sayfalarına yansıtınca İspatlamayan şerefsizdir! Şeklinde bir  cümleyle sıyrılmaya çalıştı o kadar. Oysa ki Levent çağlayan mağdur olan değil  şahittir, şahit ise ispatın ta kendisi demektir. Yani bu konu hukuksal zemine  taşınsa iki şahit söz konusudur ve şahitlere sadece yemin ettirilir ve ispatın  kendisi sayılır. Delillere yada şahitlere “ispatla” denilmez, ispatlayacak olan  mağdur olan, üzerinde oyunlar oynanmaya çalışılan benimdir ve Levent Çağlayan’ın  yayınlanmış yazılı beyanı da ispattır.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;İşte bu mafyavari yöntem benim için bardağı taşıran damla olmuştur. &lt;/b&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Zaten benim için hızla tükenen tiyatro dünyası artık umutsuz bir vaka halini  almıştır. Bugün Feridun Çetinkaya'nın iddiasını ciddiye alıp Tiyatrom'u masaya  yatırabilen İATP-G'nin ya da diğer tiyatro dernek veya oluşumlarının ya da  Tiyatrom sürmeli diye hala kenardan tezahürat yapanların o dönem "Ertuğrul Timur  penis büyütücü satıyor" diye manşet yapılırken, mafyavari tezgahlar  hazırlanırken, küçük bir tepkilerini ve sahiplenilmeyi bekledim.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Ama aslında geçen sekiz yıla karşın ve sözde övgü dolu yaklaşımlara karşın ne  kadar yalnız ve biçare olduğumu hissettim. İftiralar ve tezgahlar karşısında  yalnızdım. Ben tiyatronun ve tiyatrocuların her sorununa başımı derde sokmayı  göze alarak sahip çıkarken aslında tiyatrocuların ne kadar bencilce, sadece  sorun yaşarken Tiyatrom sayfalarını kullandıklarını kendi sorunları olmadığı  sürece ne tiyatrom ne de tiyatronun umurlarında olmadığını anladım.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Ve bu anlamda tiyatrocuların her biri kendi sorununu dünyanın merkezi sanan  birer Coşkun Büktel oluverdi gözümde.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bugün dahi İATP-G ancak kendisi de Hilmi Bulunmaz'ın sitesinde sahte bir kişi  tarafından mağdur olunca, artık çoktan geçmişte kalan Tiyatrom'la bir anlamda  kader birliği yapmıyor mu?  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Ancak şimdi “Tiyatrom sansürcüdür” diyenlere kendi aralarındaki sorunları  sıraladıktan sonra son madde olarak da "Hayır tiyatrom sansürcü değildir"  demiyor mu?  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Eğer İATP-G bu mağduriyeti yaşamasaydı zaman zaman yinelenen ve yinelenecek  bir tiyatro yayınına yönelik sansürcü iftiralarının üzerine gidip sahiplenmeyi  akıl edebilecek miydi?  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Tiyatrom kapandıktan bir yıl sonra benim itinayla uzak kalma çabama ve olan  biten her şeye rağmen sayın Hilmi Bulunmaz'a ve Coşkun Büktel'e onların bu  yaptıklarından çok çok daha hafif nedenlerden dolayı özür dilemelerime, her şeyi  hiç olmamış sayıp dostça ve abi, kardeş türünde yaklaşım çabama karşın hala  ısrarla polemiklerinde anılara terk edilmiş Tiyatrom üzerinden politika  geliştirmelerine, magazinci edasıyla fotoğraflayarak sayfalarına taşımalarına ne  demek gerek, bilemiyorum, gerçekten bilmiyorum.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;BURAK CANEY VAKASI&lt;/b&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel'in o dönemki tutumlarının asla savunulacak  bir yanı olmadığı çok açıktır.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Fakat zaman zaman bu tutumları gündeme geldiğinde savunmalarını tamamen sanal  bir kahraman(!) olan Burak Caney'in ardına saklamaya çalışarak yapmaktadırlar.  Burak Caney’in yaptıkları onların bu yaptıklarını temize çıkaracak nedenmiş gibi  sunuluyor.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Oysa ki  &lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;yukarıda anlatılanlarla, anlatıldığı anlar itibariyle Burak Caney dolaylı ya  da direkt hiç bir şekilde ilgili değildir.&lt;/b&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Burak Caney'in tiyatro dünyasına musallat olma tarihi Şubat 2007 sıralarıdır.  (Kaynak Hilmi Bulunmaz'ın kendi siteleri.)  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Fakat o tarihlerde Burak Caney tüm tiyatro yayıncılarını hedef alan bir  şekilde piyasaya çıkmış ve çeşitli tiyatro mail grup ve forum sayfalarını  kullanmaktadır. &lt;a href="http://hilmibulunmaz.com/content/view/1023/109/"&gt;http://hilmibulunmaz.com/content/view/1023/109/&lt;/a&gt;  adresinde Sezer Soykök adlı arkadaş, Burak Caney konusunu ele almış, bir de  Tiyatronline yazarı İhsan Ata, Burak Caney vakasına ilk değinen kişiler olmuş .  &lt;a href="http://hilmibulunmaz.com/content/view/1027/109/"&gt;http://hilmibulunmaz.com/content/view/1027/109/&lt;/a&gt;   &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bunların yazılarına verdiğim linklerden göz atarsanız önüne gelene sataşarak  polemik yaratmaya çalıştığı bellidir. Sezer Soykök'ün yazısından anlıyoruz ki  Burak Caney ilk doğduğunda Tiyatrom, Tiyatronline ve Tiyatro Oyun'a ağır bir  şekilde saldırmış. Sezer Soykök'ün yukarıdaki linkteki yazıyı yazma nedeni de  Tiyatrom, Tiyatronline ve Tiyatro Oyun'u savunmak, Burak Caney'i eleştirmek için  olmuş. Yani Burak Caney ilk başlarda Tiyatronline, Tiyatrom ve Tiyatro oyun'un  üçüne birden saldıran amacı belirsiz bir kişi ya da kişilerdir. Esasen ilk  dönemlerinde Tiyatrom, Tiyatronline, Tiyatro Oyun'a saldırıp Coşkun Büktel'e  yönelik hiç bir tek satırı olmaması da bir ipucudur. Tiyatro yayınlarını hedef  alan bu kişi muhtemelen bir tiyatro yayını çıkarmayı ve o dönemde var olanları  yıpratıp öne geçmeyi hedeflemektedir, ki ilerleyen süreçte gerçekten resmi  uzantılı bir site açması (tiyatrooyun.org) ve bir iki ay geçmeden Türkiye  Tiyatrolar Birliği’nden ödül bile alması bu kanımı güçlendirmektedir. Fakat  umduğunu bulamamaktan ya da yalan üzerine kurduğu ekibi koruyamamaktan olsa  gerek doğduğu gibi sır olarak kaybolup gitmiştir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Tiyatrom küfürlerle, sövgülerle dolu “Theope” polemiğinin yayınını  kestiğinde, Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel Tiyatrom'u sansürcülükle suçlayıp 3.  Abdulhamid diye manşetler attığında, bununla da yetinmeyip “Ertuğrul Timur penis  büyütücü satıyor” diye iftiraya başvurduğunda henüz Burak Caney bu yaşananlara dahil değildir, dolaysıyla da (daha sonra  yaşanacak olan) Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz'ı uygunsuz fotomontajlarla  yayınladı türünde savunmaların en üstten buraya dek anlattığımız yaşananlarla ve  Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel tarafından bana ya da Tiyatrom'a yapılan iftira  ve saldırılara savunma nedeni olarak sunulması kesinlikle doğru değildir doğru  olmaması bir yana mantık dışıdır.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Ancak Şubat 2007’de ortaya çıkıp bütün tiyatro dünyasına özellikle de tiyatro  yayını yapanlara sataşarak pirim yapmaya çalışan Burak Caney, Hilmi Bulunmaz,  Coşkun Büktel ve Tiyatrom arasında başlayan gerginliği taa ki gerginlik ve  yukarıda yazılanlar yaşandıktan sonra doğal olarak fark etmiş ve bu gerginliği  değerlendirme çabasına girmiştir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Peki Burak Caney ne zaman bizlerin arasındaki konulara dahil olmuştur?  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Ancak Hilmi Bulunmaz, Coşkun Büktel, Ertuğrul Timur ve Mustafa Demirkanlı  arasında gerginlikler baş gösterip ayyuka çıktıktan sonra bu gerginlikten  nemalanmak ve oluşan öfkeyi kendi yararına devşirmekten medet umduğunda konuya  dahil olmuş, havlu atıp sessizliği seçen, belki kapanmaktan söz etmeye başlamış  Tiyatrom'un kulüpleşmiş okur yapısını kendine de devşireceğini umarak kendince  taraf olmuştur.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Gün gelmiş Tiyatrom'un haklarını Tiyatrom'dan fazla savunur görünmüştür.  Ertuğrul Timur'u sadece bir küçük bannerdan dolayı cinsel ürün satan mağaza  reklamına açılan siteye gidiyor diye eleştirenlerin kendi ücretsiz bloglarındaki  "sonraki blog" linklerinden porno sitelere gidiliyor türünde aynen Hilmi  Bulunmaz, Coşkun Büktel tarzı zihniyette bir çatışma tekniğini sergilemiştir  daha da ileri giderek fotomontajlarla bu kişilerin gün ve gün öfkesini  kabartmış, bu kabaran öfkelerle Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel, Burak Caney'e  küfür yayınlamaya başlamış, son aşamada ise Hilmi Bulunmaz'ın kısmen özür  dileyeceği aralarında kendi arkadaşları da olan "Tiyatrom yazarlarına küfür  edecek kadar" öfke kabarmasına dek vardırılmıştır.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Zaten bu da artık benim Tiyatrom'un kapısına kilit vurma aşamasında son  günlerime denk düşmektedir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;İşte bu noktada Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel'i öfkelerini kabartıp  kontrolden çıkarmayı başaran Burak Caney (ya da Caney'ler) bizi de kandırmayı  başararak Tiyatrom yazarlarına dek varan küfürden sonra asla adları Tiyatrom'da  yer almayacak dediğim Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel adlarını da anarak Burak  Caney'in açtığı siteyi duyurma, link verme ve facebook üzerinde açtığı  "tiyatrodaki küfürbazlara hayır" grubuna üye olmaya götürmüştür.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;En baştan düşünülürse Burak Caney doğru zamanda rolünü oynamayı başarmış,  kimini öfkeden kudurtup, kiminin biriken iç patlamasını sömürüp bir anlamda  amacına ulaşmıştır. En son aşamada çok kısa bir zamanda adının önünde Türkiye  gibi bir geniş çerçeve barındıran Türkiye Tiyatrolar Birliği’nden ödül dahi  alabilmiştir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Kaldı ki o tarihlerde ben Tiyatrom'u çoktan kapamış olmama karşın Hilmi  Bulunmaz'ın Tiyatro Oyun sitesine yolladığım yazıyla bu ödülü kınamış ve tiyatro  dünyasının dikkatini bu tehlikeye çekmiştim ve özellikle Tiyatrom okurları,  sevenleri arasında bu sanal kişi ya da kişilere kapılan var ise terk etmeleri  çağrısında bulunmuştum.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Aslında bu ödül Burak Caney'in gerçek kimliğinin ortaya çıkarılmasına en çok  yaklaşılan dönemdir. Çünkü Burak Caney'le birlikte Tiyatro Dergisine ve  Tiyatronline'a da ödül verilmiş, bu iki yayın adına kimse ödül almaya gitmezken  Burak Caney'in adıyla bir kişinin (hatırlamıyorum ama arşivlerden taranıp  bulunabilir) adıyla soyadıyla da yazılarak Tiyatrooyun.org adına ödülü aldığı  haber olarak yer almıştır. Ben artık tiyatro yayıncılığından ve tiyatro  dünyasından uzaklaşmış olduğum için üzerinde durmamıştım ama Burak Caney mağduru  diğer kişiler gidip bu ödülü tiyatrooyun.org adına alan adı soyadı belli kişiye  hesap sorabilirlerdi.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Kısaca Sakın Coşkun Büktel ve fanları yukarıda anlatılan iftiraları,  hakaretleri , lakap takmaları, ve mafyavari tezgahları Burak Caney’in  kendileriyle dalaşmalarına, yada tiyatrom’un Burak Caney’in sitesine link verip  desteklemesine dayandırmasın. Zira Onlar Burak Caney’in bile yaptığından çok  daha fazlasını benim üzerimde uygularken, iftiralar atarken, tezgahlar  düzenlerken henüz Burak Caney yoktu. Bu onların kendi ruhundaki Burak  Caney’liğin yansımasıydı!  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;SONUÇ OLARAK:&lt;/b&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Sekiz yıl insan yaşamında kısa bir zaman dilimi değildir. Tiyatrom yayına  geçtiğinde ilkokul dördüncü sınıf öğrencisi olanlar, Tiyatrom kapanırken  üniversite mezunu idi. Burada bir kez daha ne fedakarlıklar yaptığımı, her pazar  gecesi mutlaka ama mutlaka güncellemek uğruna neleri ihmal ettiğimi, bir kuruş  kazanmayıp, cebimden yüklendiğimi, neleri başarıp başaramadığımızı uzun uzadıya  anlatacak değilim Tiyatrom'u bilen biliyor.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Ben çok daha az kabahatli olduğuma inandığım halde ufak tefek ayrıntı ve  hatalar için gerektiğinde özeleştirimi verip özür dilemeyi bilirken hiç kimseden  özür de beklemedim, bana tüm yaşamım boyunca en ağır ithamlarda bulunmuş  kişilere de dostça elimi uzattım, “abi” diye hitap etmeyi seçtim ve tüm  yaşananları unutmayı tercih ettim.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Benim sekiz yılın bedeli olarak sizlerden istediğim bir tek şey var o da  artık Tiyatrom'un üzerinden bugün dahi fırtınalar koparma ve prim yapma  isteğinden lütfen vazgeçin. Tiyatrom kapandı ve bir daha da asla açılmayacak.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bir dönem için ele geçirilme –hacklenme- girişimleri de olduğundan dolayı  arşivimizi de tamamen silmiştim fakat artık o tehlike yok gibi göründüğünden,  doktora hazırlayan öğrenciler dahil çok yoğun talep üzerine 20 gün kadar önce  arşivi geri plana yükledim.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Zira o arşiv Ertuğrul Timur'un malı değil, yazan haber yollayan herkesin  ortak mülkiyetidir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Ancak ana sayfası olmadığı için arama motorlarında bir konu aranırken o  konunun yer aldığı sayfalara bu arşiv üzerinden ulaşılabilecektir ama tiyatrom  gerçekte yoktur.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bu arşivin barınabilmesi ve bulunabilmesi için de halen resmi domain adı ve  host alanı ücretini de ödemeyi sürdürüyorum, bir süre daha sürdüreceğim.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Benim tiyatro dünyasına yapabileceğim son şey de budur ve hep söylediğim şeyi bir kez daha yineliyorum “tiyatrom’un varlığı dahi bir  hataydı ve bundan dolayı özür diliyorum.”  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Artık tiyatroyla en ufak bir ilgimin olmadığını, olmayacağını beyan ve taahhüt ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Tiyatro oyunu bile izlemiyorum, izlemeyeceğim. Asla ve asla da tiyatro kapsamında bir yayıncılık düşünmüyorum, üç yıl sonra emeklilik sürem dolduğunda, dolaylı da olsa şu andaki işimden  ayrılarak tiyatroyla bu dolaylı ilişkimi de sonlandıracağım, bir defaya mahsus sayın Hilmi Bulunmaz'a verilmiş bir çay ziyareti sözüm var  yerine getireceğim ve bunun da ardından da yaşamımda tiyatrocu arkadaşım, dostum dahi olmamasını  arzuluyorum.&lt;/span&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Sizlere yarattığınız tiyatral dünyanızda esenlikler dilerim. &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5687918667431347774-3213550612443656086?l=iatp-g.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/3213550612443656086'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/3213550612443656086'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://iatp-g.blogspot.com/2009/03/tiyatrom-ve-sansur-tartsmalarna-iliskin.html' title='Tiyatrom ve Sansür Tartışmalarına İlişkin Açıklama'/><author><name>İATP-G</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11330321003142631907</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5687918667431347774.post-8919549285698235431</id><published>2009-02-26T13:10:00.000-08:00</published><updated>2009-03-13T20:52:55.431-07:00</updated><title type='text'>Tiyatro Alanında Demokratikleşme ve Hak İhlalleri Bağlamında İATP-G’nin Duruşu Üzerine</title><content type='html'>&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ömer F. KURHAN - 26 Şubat 2009&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;2008-2009 sezonunda, tiyatro alanında demokratikleşme ve hak ihlalleri  bağlamında, İATP-G kısmen doğrudan kendisini bağlayan, kısmen kendi dışında  cereyan eden bazı tartışmalı konuları şu ya da bu düzeyde gündemine aldı.&lt;span class="fullpost"&gt; Bu  gündemleri kronolojik olarak sıralayacak olursak:  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;1) 13. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali’nde Talat Halman’a verilen emek  ödülü,  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;2) 3. Aydın Tiyatro-Drama Günleri’ne dönük sansür iddiası,  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;3) Bülent Sezgin’in “tacizci” terimini kullandığı yazısının Tiyatro Dünyası  tarafından yayından kaldırılması,  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;4) Taciz karşıtı kampanya inisiyatifine İATP-G’nin katılım ve desteği,  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;5) Tiyatro Boğaziçi’nin “Biz, Siz, Onlar” oyununun İstanbul Belediyesi  tarafından içeriği nedeniyle engellenmesi,  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;6) İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları yönetimi tarafından “Yedi Tepeli  Aşk”ın gösterimden kaldırılması,  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;7) &lt;a href="http://www.yenitiyatrodergisi.com/"&gt;Yeni Tiyatro&lt;/a&gt; dergisi  editörü Erbil Göktaş’ın İsmet Küntay Ödülleri bağlamında emek hırsızlığı  yapıldığı iddiası,  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;8) Akşam gazetesi yazarı Aykut Işıklar’ın tiyatrocu Nedim Saban’a karşı  Yahudi karşıtı ırkçılık içeren ithamlarda bulunması,  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;9) Coşkun Büktel’in “Theope” oyununun damgasını vurduğu ve son olarak 2005’te  “Özdemir Nutku Skandalı” adı verilen vakanın niteliği,  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;10) Geçen yıl yayın hayatına son veren TİYATROM sitesinin sansürcü bir yayın  politikası izleyip izlemediği.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Gündeme alınan bu on konu arasında dördünün şu ya da bu düzeyde belirsiz  kaldığı söylenebilir: Halman’a verilen emek ödülü, İsmet Küntay ödülleri  bağlamında emek hırsızlığı iddiası, “Theope” vakasının yazar hakları açısından  anlamı ve TİYATROM’un sansürcü yayın politikası izleyip izlemediği.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bu dört konudan ikisi (Halman’a verilen ödül ve “Theope” vakası), Bulunmaz’ın  editörlüğünü yaptığı &lt;a href="http://tiyatroyun.blogspot.com/"&gt;OYUN&lt;/a&gt; sitesi  tarafından düzenli olarak ve öne çıkarılarak gündemde tutulmuş; İATP-G’ye dönük  çeşitli eleştiriler de yayımlanmıştır. “Theope” vakası özelinde, Coşkun  Büktel’in benim “fan kulüp” dediğim bir anlayışa sahip şahsi sitesi ister  istemez öne çıkmıştır: “Theope”nin yazarı Coşkun Büktel yirmi yıla yakın bir  süredir kendisini bu davaya adamış görünmektedir. Bu tavrına uygun olarak,  kişisel sitesinin ana teması “Theope” vakasıdır demek yanlış olmaz.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Benim zaman zaman polemik biçimi alan yazılarımda dile getirdiğim  düşüncelerden de yararlanarak, bu dört konunun nasıl ele alınması gerektiğine  açıklık getirmek istiyorum.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;1. HALMAN’A VERİLEN EMEK ÖDÜLÜ PROTESTO EDİLMELİ MİYDİ?  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;OYUN sitesinin editörü Hilmi Bulunmaz, 13. Uluslararası Ankara Tiyatro  Festivali’nde Talat Halman’a emek ödülü verilmesine itiraz etmeyip destekleyici  pozisyon alan TAKSAV’ın faşizmin değirmenine su taşıdığını iddia etmişti.  Bulunmaz’a göre, bu olaydan haberi olup da karşı tavır geliştirmeyen herkes  TAKSAV’ın kaderini paylaşmaya mahkûmdu.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bu değerlendirmeye göre, İATP-G’nin TAKSAV’la aynı kaderi paylaştığı  söylenebilir. Çünkü İATP-G, Yener Aksu’nun festival direktörlüğünü üstlendiği ve  TAKSAV’ın organizatörü olduğu Ankara Tiyatro Festivali’ni protesto etmek bir  yana, Girişim üyesi topluluk ve bireylerin panel, gösteri ve atölye formatında  etkinliklere katılmasına itiraz etmedi. İATP-G temsilcisi Fırat Güllü Halman’a  verilen ödülü protesto edenlerin bu protestoyu festivali protesto etme düzeyine  taşımalarına karşı çıktı; bunun yerine, protestocuların görüşlerinin festival  bünyesine taşınarak tartışılmasına olanak verilmesini savundu. Ne Festival  Komitesi ne de TAKSAV’ın tartıştırmayız tavrı geliştirmemesi ise, demokratik ve  yapıcı bir jest olarak değerlendirildi.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Festivali protesto edip etmeme konusunda net olan (festivali ya da TAKSAV’ı  protesto etmeyen) İATP-G’de belirsiz kalan nokta, Halman’ın gerçekte kim olduğu  ve protesto edilmeyi hak edip etmediğidir. Halman gerçekten de Hilmi Bulunmaz’ın  ya da festivali protesto eyleminde öne çıkan ATB (Amatör Tiyatrolar Birliği) ve  Özgür Tiyatro sözcüsü Özgür Başkaya’nın iddia ettiği gibi 12 Mart faşizminin  faşist bir bakanı mıdır? İATP-G adına bu konuda bir araştırma yapılmamış olması  önemli bir eksiklik ve özeleştiri konusudur. Ortaya çıkan eksiklikte şahsi  payımın yüksek olmadığını söyleyebilirim. “Halman kimdir?” sorusu sağlık  problemleri yaşadığım bir dönemde ortaya atılmış ve sıcağı sıcağına konuyu  araştırma fırsatım olmamıştır.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Hilmi Bulunmaz’la gecikmeli (festival bittikten sonra) yaşadığımız polemik  yazıları okunduğunda ulaştığım sonuç bellidir: Halman 12 Mart faşizminin faşist  bir bakanı değil, kendine göre 12 Mart faşizminin aşırılıklarını giderme çabası  göstermiş ve bunun sonucunda tasfiye edilmiş Kültür Bakanıdır. Dolayısıyla,  “reform hükümeti” diye lanse edilen ve sol dahil geniş çevrelerin desteğini  alan, ama sonrasında dağılan 1. Erim hükümetinde görev yaptığı için 12 Mart  faşizminin faşist bir bakanı olmakla suçlanması yanlış olacaktır. Halman’la  ilgili olarak benim odaklandığım bir mesele, örneğin Denizlerin idamı  karşısındaki tavrının ne olduğudur. Fakat bu konuda bir bilgiye erişemediğim  gibi, birçok tarihçi arkadaşım dâhil, birileri çıkıp Halman’ın bu konuda tavrı  şu olmuştur diyememiştir. Bana göre Halman üzerindeki giz perdesi tam olarak  kalkmış değildir. Fakat eldeki veriler protestocuların tavrını destekler  nitelikte değildir. Bulunmaz’ın haklı gerekçelerle ertelediği görülen yanıt  yazısı ulaştığım sonucu tashihe zorlayan veriler ortaya koyabilir mi bilmiyorum.  Bunu bekleyip görmekten başka çare yoktur.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Sonuç olarak, Halman’a verilen ödül nedeniyle Ankara Festivali’ni ya da  TAKSAV’ı protesto etmek bir yana, tek başına Halman’a verilen emek ödülünü  protesto etmenin de anlamlı olmadığını düşünüyorum. Buna karşılık Halman’a ödül  verilmesinin eleştiri konusu olması ve sol muhalefet içinde tepkiyle  karşılanması doğaldır. Bu eleştiri ve tepkilere Türkiye tiyatrosunun mevcut  gerçekliğini kavramak ve ders çıkarmak adına olumlu bir işlev yüklenebilir  kuşkusuz. Bu anlamda, kestirmeci ve yüzeysel tepki üretiminin işlevsel  olamadığını tespit etmek gerekiyor. Örneğin OYUN dergisinin ödülü veren jürinin  yaklaşımını ifşa eden yaklaşımının daha önemli ve tartışılmaya değer veriler  ortaya koyduğunu söyleyebilirim.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;2. İSMET KÜNTAY ÖDÜLLERİ BAĞLAMINDA BİR EMEK HIRSIZLIĞI GERÇEKLEŞTİ Mİ?  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://www.yenitiyatrodergisi.com/"&gt;Yeni Tiyatro&lt;/a&gt; dergisi editörü  Erbil Göktaş, 21 Aralık 2008 tarihli bir basın açıklaması yaptı ve İsmet Küntay  Ödülleri’nin geleceğinin karartıldığını söyledi. Somut olarak söylediği şudur:  “… 19.12.2008 Cuma günü bazı internet sitelerine jüri üyesi Hayati Asılyazıcı  tarafından gönderilen basın bülteni daha önce benim hazırladığımın aynısıydı  ancak tek farkla: Seçici Kurula katılmış ve oyunları belirlemiş olan jüri üyesi  Erbil Göktaş’ın adı çıkarılmış, jüride olmayan Oya Gökberk’in adı konulmuştur.”  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Göktaş’a göre “Bu ‘nezaketsizlikten’ öte bir ‘emek hırsızlığıdır’…”. Bu  duruma yol açan, Hayati Asılyazıcı’nın Erbil Göktaş’la yaşadığı kişisel  sorunlarını Küntay Ödülleri’ne taşımasıdır. Bu açıklamalardan anladığımız İsmet  Küntay Ödülleri’nin bir çeşit jüri ağalığı sistemine bağımlı olduğu ve jüri  ağasının da Hayati Asılyazıcı olduğudur. Fakat bu, işin yapısal eleştiri  boyutuyla ilgilidir ve Türkiye’de tiyatro ödüllerinin nasıl dağıtıldığı ve  jürilerin hangi kriterlerle oluşturulduğu konusunda okurları düşünmeye davet  etmektedir. Erbil Göktaş yapısal bir sorunu ve öznelerini ifşa etmenin ötesinde,  açık bir hak ihlali yaşandığını iddia etmiştir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Hak ihlalinin nasıl yaşandığı gayet açık ve seçiktir. Hayati Asılyazıcı Erbil  Göktaş’ın İsmet Küntay Ödülleri’ne katkı ve emeğini inkâr ederek, hatta  varlığını yok sayarak onun yerine başka birini ve o birinin olmayan katkı ve  emeğini ikame etmiştir. Göktaş bu durumu gerçekliğin yerine gerçek üstü olanın  ikame edilmesi olarak yorumlamıştır. Gerçekten de, eğer iddialar doğruysa,  Hayati Asılyazıcı’nın rüyasını gerçekleştirmek istediği bir yoktan var etme  eylemi gerçekleştirdiğini söyleyebiliriz.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Göktaş’ın gündeme getirdiği jüri skandalı, kanaatimce açık bir hak ihlaline  işaret etmektedir. Bu noktada dikkat çekici olan, basın yayın alanında ve genel  olarak tiyatro camiasında ciddi bir duyarsızlığın yaşanmış olmasıdır. Bildiğim  kadarıyla, Cumhuriyet gazetesinin meseleyi çarpıtıp kafa karışıklığı yaratan bir  girişimi olmuş, bir de &lt;a href="http://tiyatroyun.blogspot.com/"&gt;OYUN&lt;/a&gt;  sitesinin editörü Hilmi Bulunmaz Erbil Göktaş’la bir video söyleşi  gerçekleştirerek hem jüri skandalını gündemde tutmuş hem de önemli bir belge  oluşturmuştur.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Açık bir hak ihlalini içinde barındıran bu skandal karşısında İATP-G’nin  tavrının sorunlu olduğunu tespit etmek zor değildir. Göktaş’ın karşı karşıya  kaldığı haksızlığı tabii ki sitesine taşıyıp gündemleştirmiş, fakat “İATP-G Emek  Hırsızlığına Karşıdır!” şeklinde bir beyanatı olmamıştır. Bu da site gündemi ile  Girişim gündemi arasında ayrışmaların meydana gelebildiğini göstermektedir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Kendi adıma, Göktaş’ın ifşa ettiği skandala ilgi örgütlediğim ve İATP-G  sitesinde bir görüş ifade edilmediğini fark ettiğim halde bu konu hakkında bir  yazı yazmamış olmayı önemli bir eksiklik olarak kabul ediyorum. Umarım bu  yazıyla bu eksikliğin giderilmesine katkı sunabilmişimdir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;3. “THEOPE” VAKASI BİR HAK İHLALİNİ İÇERİYOR MU?  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Benim bu soruya cevabım yıllardır nettir: Evet, bu vakada yazar haklarının  açık ihlali söz konusudur. Bir adım daha atarak şunu söyleyebilirim. Resmi  tiyatrolarda yazarların haklarının ihlal edilmesi bir yerde doğaldır. Çünkü  yazar-sahne ilişkisi bürokratik denetim ve yönetmen tiyatrosuna prim veren  düzenlemeler nedeniyle yazarın aleyhine işlemektedir. Bu, “Theope” vakasının  sınırları dışına çıkılarak ilgi örgütlenmesi gereken bir meseledir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Büktel’in 1990’ların başından beri yazıp çizdikleri resmi tiyatro sisteminin  ifşa edilmesine dayalıdır. Başka bir deyişle, Büktel sistemin uslu çocuğu  olmamış, ele avuca sığmaz korkunç yaramaz çocuğu olmuştur. Muhtemelen Devlet  Tiyatroları repertuar kurulu biz ne ettik de “Theope”yi repertuarımıza aldık  diye çok dövünmüştür. Çünkü oyunun yazımı bitirilip de kamuoyunun görüşüne  sunulduğunda, benim oldukça abartılı bulduğum çeşitli övgülerin konusu olmuş bir  oyunu oynamamak gibi “şüpheli” bir durum meydan gelmiştir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Devlet Tiyatroları’nda “Theope”nin niçin oynanamadığına ilişkin tartışma,  2005 yılında aniden alevlenmiştir. DT sanatçılarından Şahin Ergüney, DT  koordinasyon toplantısında “Theope”nin oynanması gerektiğini savunmuş, ama bu  önerisi geri püskürtülmüştür. Toplantıyı yöneten Özdemir Nutku, bu geri  püskürtme işlemi sırasında önde gelen bir rol oynamıştır. Bununla da kalmamış,  belirsizlik içerecek şekilde, Büktel’in “Theope”sine benzeyen eski ve ikinci bir  “Theope”nin varlığından söz etme gereği duymuştur. Bana göre, Özdemir Nutku bu  belirsizlik içeren iddiayı “Theope”yi şaibe altında bırakacak şekilde dile  getirmiştir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Tartışmanın alevlendiği 2005-2006 sezonunda, İATP-G, daha doğrusu İATP (çünkü  henüz girişim haline gelmemiştir) niçin konuyu gündemine almamıştır? Bu sorunun  yanıtı İATP tarihini bilenler için nettir: Almamıştır, çünkü İATP “platform” ve  kamusal aktör olma niteliğini büyük ölçüde kaybetmiş, 2000’lerde en azından  İstanbul’da yaşanan tiyatro patlamasını seyreden ve ilkesel işleyişini yitiren  bir yapı haline gelmeye başlamıştır. 2006-2007 sezonunda, sahte bir platform  gibi davranmaktansa, platform hedefini gözeten bir “Girişim” olarak yeniden  yapılanması, tarihe karışmamış olmasında belirleyicidir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bugün, “Theope” vakasında Büktel ve yakın çevresiyle yaşadığım ihtilaf,  aslında absürd görünmektedir. 2005 yılında DT koordiansyon toplantısında  yaşananlar, Şahin Ergüney’in ifşaatıyla “Theope”nin DT’de kasıtlı bir  engellemeye tabi tutulduğunu göstermiştir. İhtilaf bu konuda değildir. Fakat  Büktel’in bu tip konularda ilginç bir tutumu vardır: Onu ilgilendiren asgari  olarak hangi konuda buluşma yaşandığı değil, onun gibi düşünüp düşünmediğimiz ve  hatta onun kelime ve vurgularıyla düşünüp düşünmediğimizdir. Mesela benim  Özdemir Nutku iftira atmamıştır; olmayanı oldurma düzeyinde bir yalan  söylememiş, ama şaibe yaratmıştır tezimi davasına zararlı görmektedir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;İATP-G adına, ortada bir hak ihlali olduğu ve ifşa edilen DT koordinasyon  toplantısının güçlü bir delil oluşturduğu konusunda netleşmek gerektiğini  söyleyebilirim. Fakat meselenin kamusal bir dava haline gelmesinde Büktel ve  yakın çevresinin bir engel oluşturduklarını da tespit etmek gerekir. A-kamusal  tavırlarını terk etmedikleri sürece, “Theope” vakasının şahsileşmesinin ve  giderek soğumaya yüz tutan bir Büktel-Nutku ihtilafına indirgenmesinin önüne  geçmek kolay değildir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;4. TİYATROM SANSÜRCÜ BİR SİTE MİYDİ?  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Ertuğrul Timur’un sahibi ve editörü olduğu ve geçen yıl yayın hayatına son  veren TİYATROM sitesinin dönemsel ya da kalıcı olarak sansürcü bir yayın  politikasına sahip olup olmadığı meselesi, özellikle Büktel ve yakın çevresi  tarafından ısıtılmaktadır. Tartışma “Theope” vakası bağlamında polemik  yazılarının TİYATROM tarafından sansür edilip edilmediği ile ilgilidir. Ertuğrul  Timur’un açıklamalarına göre söz konusu olan düşünce sansürü değil, TİYATROM’un  küfür ve hakaretten arındırılmış yayıncılık politikasının gereğinin yerine  getirilmesidir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bu konunun tartışmanın başladığı dönemde (2007 Yaz sonu) İATP-G’nin gündemine  doğrudan girdiği söylenemez. Bu konuda özellikle İATP-G Yayıncılık  İnisiyatifi’nin TİYATROM’a bir özeleştiri borcu olduğunu belirtmek gerekir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bana göre, Ertuğrul Timur’un asıl kaygısının sansür değil, küfür ve hakarete  taviz vermek istemeyen bir yayıncılık anlayışını hayata geçirmek istemesi olduğu  doğrudur. Araya sanal “Burak Caney” kışkırtmasının da girmesiyle, düşünce  sansürü ile hakaret ve küfür içeren ifadelerlin sansürü arasındaki ayrım çizgisi  silikleşmiş ve tartışmalar iyiden iyiye kişiselleşmiştir. Her şeye rağmen,  Ertuğrul Timur’un eleştirilere açık davrandığı ve hatasını gördüğünde bunun öz  eleştirisini vermekten kaçınmayan bir cesaret sergilediği, dün de bugün de  bilinen bir şeydir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Buna karşılık, temelsiz bir şekilde sansür suçlamalarını gündemde tutanların  düşünce sansürü ile küfür ve hakaretin sansürü arasındaki ayrımı gözetmedikleri  söylenebilir. Bunun en son örneği, Büktel’in sitesinde muhafaza edilen ve  “iftiracı”, “sapık”, “alçak” olmakla itham edilenlerin içinde yer aldığı isim  listesidir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Büktel’e göre, bu isim listesinden çıkmanın tek yolu kendisine bir dilekçe ile  müracaat edilmesidir. Nitekim, izleyebildiğimiz kadarıyla, bugüne kadar üç  başvuru yapılmıştır. Akkerman soyadlı kişi listeye kendi iradesi dışında  eklendiğini belirtmiş, Ertuğrul Timur bu listeden zaten çıktığını ve geçmişte bu  konuda açıklama yapmış olduğunu belirten bir yazı yollamış ve son olarak Orçun  Masatçı sert bir dille Büktel’i uyararak kendisinin, Derya Gündoğmuş’un ve Zafer  Gecegörür’ün isimlerinin listeden çıkarılmasını istemiştir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bu tablo bir an için absürd bir komedi sahnesi gibi algılanabilir; fakat  durum bu değildir. Büktel ciddi ciddi insanlara hakaret (ve hatta taciz) etmekte  ve hakaretini (tacizini) sona erdirmek için şartlar öne sürmektedir. Üstelik  kınanması gerektiği açık ve hakarete maruz kalanlar açısından hukuken de  sorunsallaştırılabilecek bu davranışını, “Theope” davası adına sergilemektedir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bu örnekten de anlaşılabileceği gibi, internet ortamındaki tiyatro  yayıncılığı bir yandan tartışmayı ve düşüncelerin çatışmasını (polemiği)  dışlayan ve düşünce sansürünü doğallaştıran bir a-politikanın, diğer yandan  tartışmayı ve düşünce çatışmasını hakaret ve küfür düzeyine vardırabilen bir  anlayışın baskısı altında kalmış ve kalmaya devam etmektedir. Bana göre TİYATROM  sitesi bu iki uç arasında yayıncılık yapmaya çalışmış ve tiyatro adına önemli  bir miras bırakmıştır. Sansürcülükle suçlanması haksız olduğu gibi bu mirasın  değerlendirilmesi açısından yıkıcı bir tavrın sergilendiğini göstermektedir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;***  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;İATP-G’nin tiyatro alanında insan hakları masası oluşturmak gibi bir misyonu  olmadığı doğru bir tespittir. Öte yandan, bu tip bir oluşumun hayata  geçirilmesine katkı sunma yükümlülüğü olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla,  asgari olarak gündemine giren hak ihlallerini ya da anti demokratik uygulamaları  daha dikkatli değerlendirmesi ve netlik oluşturması gerektiğini de  söyleyebiliriz. Bu noktada, yer yer pozitif açılımların yanı sıra çeşitli  eksiklikler göze çarpmaktadır. Eksikliklerin üzerine gidilmesi için, düşünce  üretiminin arttırılmasına / doğallaştırılmasına ve nasıl tavır alınması  gerektiği konusunda netleşmelere ihtiyaç vardır.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Umarım bu yazı kamusal entelektüel duruşun savunusu adına Girişim  örgütlenmesine bir katkı sunabilmiştir. &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5687918667431347774-8919549285698235431?l=iatp-g.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/8919549285698235431'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/8919549285698235431'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://iatp-g.blogspot.com/2009/02/tiyatro-alannda-demokratiklesme-ve-hak.html' title='Tiyatro Alanında Demokratikleşme ve Hak İhlalleri Bağlamında İATP-G’nin Duruşu Üzerine'/><author><name>İATP-G</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11330321003142631907</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5687918667431347774.post-8029663555982610951</id><published>2009-02-25T13:41:00.000-08:00</published><updated>2009-03-12T16:08:37.436-07:00</updated><title type='text'>Ertuğrul Timur'dan Düzeltme ve Özür</title><content type='html'>&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İATP-G Yayıncılık İnisiyatifi - 25 Şubat 2009&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Geçen yıl yayın hayatına son veren TİYATROM sitesinin sahibi ve editörü  Ertuğrul Timur, kendisini sansürcü olmakla itham eden Feridun Çetinkaya’ya  cevabında yanlış anlaşılabileceğini  düşündüğü bir cümleyi düzeltmek istediğini belirten bir mesaj yolladı.  Mesajında, bu konuda kendisini uyaran Çetinkaya’dan özür dilediğini de belirtti.&lt;span class="fullpost"&gt;   &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Bize göre, Ertuğrul Timur’un düzeltilmesini istediği cümle, hiçbir şekilde  muhatabına dönük hakaret veya küfür içermemektedir. Öyle olsa, İATP-G sitesinde  yayınlamazdık. Söz konusu cümlenin, muhatabını empati kurmaya ve ona göre  yargıda bulunmaya davet ettiği açıktır. Fakat yazıdan birinci dereceden sorumlu  Ertuğrul Timur olduğu için, talep ettiği düzeltmeyi yapıyoruz.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Ertuğrul Timur mesajında ayrıca şu açıklamaya da yer verdi:  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;“Sayın Feridun Çetinkaya'nın bana cevaben yazdığı &lt;a href="http://tiyatrofanzini.blogspot.com/2009/02/iatp-g-baz-insan-haklar-ihlallerine_19.html"&gt;yazısını&lt;/a&gt;  okudum. Yanıt vermeyi düşünmüyorum zira yanıtımı zaten vermiştim yeni bir şey  olduğunu da düşünmüyorum. Anket üzerinde yer alan Sayın Coşkun Büktel'in  eserlerinin repertuar kurullarından geçmediği ifadesinin yanlış bilgilendirme  olduğunu ve repertuar kurulundan geçip bir başka kurulda tartışma konusu  olduğunu zaten o zaman düzeltmiştim ve bu konuda özür de dilemiştim.”&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5687918667431347774-8029663555982610951?l=iatp-g.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/8029663555982610951'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5687918667431347774/posts/default/8029663555982610951'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://iatp-g.blogspot.com/2009/03/ertugrul-timurdan-duzeltme-ve-ozur.html' title='Ertuğrul Timur&apos;dan Düzeltme ve Özür'/><author><name>İATP-G</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11330321003142631907</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5687918667431347774.post-3823641585703367510</id><published>2009-02-24T16:29:00.000-08:00</published><updated>2009-03-12T16:07:35.735-07:00</updated><title type='text'>"İATP-G 'Bazı' İnsan Hakları İhlallerine Karşı" Başlıklı Yazımı Çarpıtma Girişimlerine Karşı Zorunlu Bir Açıklama</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Feridun ÇETİNKAYA - 24 Şubat 2009&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Bir bölümünde, Tiyatrom.com adlı sansürcü internet sitesini öven ve olumlu bir örnek olarak gösteren, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 100%;"&gt;&lt;a style="color: rgb(51, 51, 255);" href="http://www.iatp-web.org/headline.asp?act=view&amp;amp;hid=254"&gt; &lt;/a&gt;&lt;a style="color: rgb(51, 51, 255);" href="http://www.iatp-web.org/?page=2"&gt;“İnternet Ortamında Tiyatro Haberciliğinin Hal ve Gidişatı Üzerine”&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 100%;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt; başlıklı İATP-G bildirisini de tutarsız &lt;/span&gt;olmakla eleştirdiğim, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 100%;"&gt;&lt;a style="color: rgb(51, 51, 255);" href="http://tiyatrofanzini.blogspot.com/2009/02/iatp-g-baz-insan-haklar-ihlallerine.html"&gt;“İATP-G ‘Bazı’ İnsan Hakları İhlallerine Karşı”&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 100%;"&gt; başlıklı yazım üzerine, eski Tiyatrom.com sitesi editörü &lt;a style="color: rgb(51, 51, 255);" href="http://tiyatrofanzini.blogspot.com/2003/06/tiyatro-eletirmeni-stn-akmenin-bir-yazs.html"&gt;A. Ertuğrul Timur&lt;/a&gt; birkaç gündür, çalakalem yazılmış, yalan, yanlış ve çarpıtmalar içeren açıklamalar yayınlıyor.&lt;span class="fullpost"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;(Bkz.&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;a style="color: rgb(51, 51, 255);" href="http://www.iatp-web.org/headline.asp?act=view&amp;amp;hid=269"&gt;Sansürcü Suçlamasına Karşı Ertuğrul Timur’dan Açıklama&lt;/a&gt;) (Bkz. &lt;a style="color: rgb(51, 51, 255);" href="http://www.iatp-web.org/headline.asp?act=view&amp;amp;hid=270"&gt;TİYATROM Sadece Küfüre, Sövgüye, Hakarete Özgürlük Tanımadı&lt;/a&gt;)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 100%;"&gt;“İATP-G ‘Bazı’ İnsan Hakları İhlallerine Karşı” başlıklı yazımda değerlendirme gereği duyduğum konuları, okurlara en açık, en doğru şekilde anlatabilmek, herhangi bir şekilde çarpıtılmasına karşı önlem almak ve kimseye herhangi bir şekilde haksızlık etmiş olmamak için uzun uzadıya ele aldığım ve (elverdiğince her türlü “permütasyonu” kullanarak) her ayrıntısına değinmeye çalıştığım halde, A. Ertuğrul Timur'un (her türlü yöntemi meşru sayarak) yazdıklarımı hâlâ &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 100%;"&gt;pervasızca&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 100%;"&gt;, insafsızca ve ısrarla çarpıtmaya, saptırmaya çalıştığı görülüyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 100%;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 100%;"
